Edit Announcements Settings!

Hoşgeldin Misafir
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Forum İstatistikleri
Üye Sayısı:» Üye Sayısı: 9
En Son Üyemiz:» En Son Üyemiz: WebMasterRasitu
Konu Sayısı:» Konu Sayısı: 1,267
Mesaj Sayısı:» Mesaj Sayısı: 1,321

Tam İstatistik Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 33 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 33 Misafir

Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

KIYAMETİN ALAMETLERİ HADİSLERLE

7182 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Fırat nehri altından bir dağı ortaya çıkarmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar o altın sebebiyle öldürülecek. Öyle ki on insandan dokuzu öldürülecektir."

7183 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Mal dolup taşmadıkça fitneler zuhür etmedikçe ve herc (haksız sebepsiz öldürmeler) artmadıkça Kıyamet kopmayacaktır." Orada bulunanlar: "Herc nedir ey Allah'ın Resülü?" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Öldürmedir! Öldürmedir! Öldürmedir!" diye üç kere tekrar etti."
4998 - Ebu Sâid radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Ruhumu kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kişiye kamçısının ucundaki meşin ayakkabısının bağı konuşmadıkça kendinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe Kıyamet kopmaz."

Tirmizi Fiten 19 (2182).

4999 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları Zü'l-Halasa putunun etrafında titremedikçe Kıyamet kopmaz. Zü'l-halasa Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları (Tebâle'deki) puttur."

Buhari Fiten 23; Müslim Fiten 51 (2906).

5000 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz."

Tirmizi Fiten 37 (2210).

5001 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır."

Müslim İman 234 (148); Tirmizi Fiten 35 (2208).

5002 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yanındaki cemaate konuşurken bir adam gelerek: "(Ey Allah'ın Resûlü!) Kıyamet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm konuşmasına devam etti sözlerini bitirdiği vakit:

"Sual sâhibi nerede?" buyurdular. Adam:

"İşte buradayım ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

"Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!" buyurdular. Adam:

"Emanet nasıl zâyi edilir?" diye sordu. Efendimiz:

"İş ehil olmmayana tevdi edildi mi Kıyamet'i bekleyin!" buyurdular."

Buhari İlm 2 Rikâk 35.

5003 - Sahiheyn'de gelen bir diğer rivayette: "Kahtan'dan insanları değneğiyle idare eden bir adam çıkmadıkça Kıyamet kopmaz" buyrulmuştur."

Buhari Fiten 23 Menâkıb 7; Müslim Fiten 60 (2910).

5004 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım" der."

Buhari Fiten 24 Müslim Fiten 29 (2894); Ebu Dâvud Melahim 13 (4313 4314); Tirmizi Cennet 26 (2572 2573).

5005 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Zaman yakınlaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki bir yıl bir ay gibi ay bir hafta gibi haftada bir gün gibi gün saat gibi saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur."

Tirmizi zühd 24 (2333).

5006 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen'den gönderir. Bu rüzgâr kalbinde zerre miktar iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinnin ruhunu kabzeder."

Müslim İman 185 (117).

5007 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:

"Kıyamet sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!" buyurdular."

Müslim Fiten 131 (2949).

5008 - İbnu Zuğb el-Eyâdi anlatıyor: "Abdullah İbnu Havâle el-Ezdi radıyallahu anh'ın yanına indim. Bana:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizi ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp aramızda doğrularak:

"Ey Allah'ım onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan âcizim! Onları kendilerine de tevkil etme bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve:

"Ey İbnu Havale! Hilafetin (Medine'den) Arz-ı Mukaddese'ye (Suriye'ye) indiğini görürsen bil ki artık zelzeleler kederler büyük hâdiseler yakındır. O gün Kıyamet insanlara şu elimin başına olan yakınlığından daha yakındır" buyurdu."

Ebu Davud Cihad 37 (2535).

5009 - Hz. Enes radıyallahu anh dedi ki: "İstanbul'un fethi Kıyamet anında olacaktır."

Tirmizi Fiten 58 (2240).

5010 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):

"Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:

-Ganimet (yani milli servet fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse

-Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler sorumlu ve yetkililer memurlar) ganimet (malı yerini tutup yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman

-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.

-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip kadınına itaat ettiği;

-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;

-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet alış-veriş eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.

-Kavme onların en alçağı (erzel) reis olduğu;

-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;

-(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;

-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;

-(San'at bale konser gibi çeşitli adlar altında; bar gazino dansing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;

-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı (zelzeleyi) yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını (kazfi) bekleyin."

Tirmizi Fiten 39 (2211).

5011 - İbnu Amr İbnu'l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çıkış itibariyle Kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması kuşluk vakti insanlara dabbetu'l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa diğeri de onun hemen peşindedir."

Müslim Fiten 118 (2941); Ebu Dâvud Melahim 12 (4310).

5012 - Hz. Muâz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):

"Beytu'l-Makdis'in imârı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harâbı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un fethidir İstanbul'un fethi Deccâl'in çıkmasıdır!" buyurdular. Sonra elini (Resûlullah) konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muâz'ın) dizine vurdular ve:

"Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi" buyurdular."

Hz. Muaz burada kendisini kasdetmektedir. (Yani Aleyhissalatu vesselam'ın konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh'tır.)"

Ebu Davud Melahim 3 (4294).

5013 - Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Melhame ile Medine'nin fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccâl çıkar."

Ebu Davud Melahim 4 (4296); İbnu Mace Fiten 35 (4093).

Kaynak :Kütübü Sitte

KIYAMETİN AÇIK ALAMETLERİ 10DUR.

1- Deccalın çıkışı.

2- Üç gece üstüste ay tutulması.

3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.

4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.

5- İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip Deccal'ı öldürerek Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.

6- Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp kırk yıl adâlet üzere gidip Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.

7- Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi.

8- Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak yedi iklimi istilâ etmesi.

9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması.

10- Güneşin batıdan doğup orada dolanması.

KAYNAK :MAFİRETNAME

KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ

7187 - Hz. Enes İbnu Ma'lik radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Şu altı şeyden önce (ahirete bakan) iyi ameller işlemekte acele edin: "Güneşin battığı yerden doğması Duhân dâbbetü'l-arzDeccâl herbirinize mahsus olan ölüm ve (sizin salih amelinize mani olacak) âmme hizmeti."

7188 - Ebu Katade radıyallahu anh arılatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "(Kıyametin büyük) alâmetleri ikiyüz (senesin)den sonra gelecektir."

7189 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetim beş tabakadır: İlk kırk yıl hayır ve takva ehlidir. Bunu takip edenler yüzyirmi yılına kadardır. Bunlar merhamet sahibi sıla-i rahme değer veren kimseler olacak. Sonra yüzaltmış yılına kadar olanlar birbirlerine sırt çevirirler aralarındaki (kardeşlik bağlarını) koparırlar. Sonra da birbirlerini öldürme devri gelir. O devirde kurtuluş isteyin kurtuluş!"

Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka kırk yıldır. Benim tabakam ve ashabımın tabakası ilim ve iman ehli insanların tabakasıdır. İkinci tabaka kırk ile seksen yılı arasındaki (insanların) tabakasıdır bunlar hayır ve takva ehli insanlardır..." (Hz. Enes sonra hadisi yukarıdaki şekilde tamamladı.)"

7190 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kıyametin kopmasına yakın (bazı insanlar günahları sebebiyle) "mesh"e (hayvan süretine çevrilme) "hasf"e (yere batma) ve "kazf'e (taşlanma azabı) uğrayacaktır."

7191 - Abdullah İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetimde hasf mesh ve kazf olacaktır."

Kaynak :Kütübü Sitte


Kıyamette herkes ameline göre haşrolur

Sual: Kıyamette insanlar haşrolurken herkes iyi kötü karışık mı olacak, yoksa iyiler ayrı mı olacak?
CEVAP
Kur'an-ı kerimde mealen, (Hepiniz bölük bölük gelirsiniz) buyurulmaktadır. (Nebe 18)

Peygamber efendimize bu âyet-i kerimenin manası sorulmuş, O da uzun şekilde açıklamıştır. İnsanların yaptığı amellere göre çeşitli şekillerde haşrolunacağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifin sonunda buyuruluyor ki:

(Maymun suretinde olanlar koğuculuk edenlerdir. Hınzır şeklinde olanlar haram yiyenlerdir. Başı üstü sürünenler, riba yiyenlerdir. Körler, hüküm verirken haksızlık edenlerdir. Dilsiz ve sağır olanlar, amellerini beğenenlerdir. Dilleri göğüslerine sarkık olanlar, işleri sözlerine uymayan âlimlerdir. El ve ayakları kesik olanlar, komşularını incitenlerdir. Pis kokulu olarak gelenler, içki içen ve zina eden ve zekat vermeyenlerdir. Katrandan elbise giyenler, insanlara karşı büyüklenip kibirlenenlerdir. Allahü teâlâ hepsinden korusun!) [Tibyan]

Daha başka şekillerde de hesap yerine gidileceği bildirilmiştir. Burada bildirilenler, günah işleyip de tevbe etmeden ölenler içindir. Tevbe edenler veya sevabı günahından daha fazla olan kimseler o şekilde haşredilmezler.

Akıllı kimse, hiçbir günahı küçük görmemeli, hepsinden kaçmalıdır.


Nasıl haşrolacaklar?
Sual: İnsanlar nasıl haşrolacaktır?
CEVAP
Herkes ameline göre haşrolacaktır.
Bir kimse, salihler gibi amel işlese; fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur. (Ka’b-ül-Ahbar)

İki ayet-i kerime meali şöyledir:
(Kıyamette onları [kâfirleri] kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzüstü haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer Cehennemdir.) [İsra 97]

(Beni anmayan, sıkıntılara düçar olur, kıyamette de kör olarak haşrolur.) [Taha 124]

Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:

(Amellerini yapmasa bile, bir milletin yaptığını seven onlarla haşr olur.) [Hatib]

(Kişi sevdiğiyle haşrolur. Kâfirleri seven kâfirlerle beraberdir. İyi ameli kendisine hiç bir fayda sağlamaz.) [Taberani]

(Abdestten sonra Kadir suresini bir defa okuyan sıddıklardan, iki defa okuyan şehidlerden yazılır. Üç defa okuyan, Peygamberlerle haşrolur.) [Deylemi]

(Müslümana sözle yardım eden veya onun için bir adım yürüyen, kıyamette emin olarak, Peygamberlerle haşrolur ve 70 şehid sevabına kavuşur.) [Hatib]

(Çoluk çocuğu çok ve rızkı az olup, namazlarını şartlarına uygun olarak kılan ve Müslümanları gıybet etmeyen, benimle birlikte haşrolur.) [M. Masumiyye]

(Mehr vermemek niyetiyle evlenen, kıyamette hırsızlarla haşrolur.) [R.Nasıhin]

(Allahü teâlânın rızası için, helali ve haramı açıklayan kırk hadisi, ümmetime bildiren, âlim olarak haşrolur.) [Ebu Nuaym]

(Beş vakit namazı cemaatle kılmaya devam eden kimse, Sırat köprüsünü ilk ve şimşek gibi geçenlerden olur. Allah, o kimseyi salihlerle haşreder, namazına devam ettiği her gün ve gece için de bin şehit sevabı alır.) [Taberani]

(Malım çoğalsın diye dilenen, kıyamette, yüzünün eti yenmiş olarak haşrolur ve Cehennemden yiyeceği de kızgın taş olur.) [Taberani]

(Ölü arkasından ağlamayı sanat edinen kadınlar, ölmeden önce tevbe etmezlerse, üzerlerinde katrandan elbise ve uyuzlu olarak haşrolur.) [Müslim]

(Kabirden kalkınca, [herkes ameline göre] binitli, yaya, sürünerek veya yüzüstü haşrolacaktır.) [Hâkim]
Sual: Kur’anda (Kıyamete kadar lanetliksin) mealindeki âyet, İblis’in kıyamete kadar lanetlik olup, ondan sonra lanetlik olmadığını mı gösteriyor?
CEVAP
Hayır. (Şu güne) kadar ifadesi iki şekilde kullanılıyor.
Birincisi o güne kadar, o gün dâhil olmayan kullanış şekli.
İkincisi, o güne kadar, o gün de dâhil olan kullanış şekli.

Dâhil olmayan kullanış şekline birkaç örnek:

Genelde herkes bu anlamda kullanıyor. Yaygın şekli budur.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Eğer [Yunus Peygamber], Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalırdı.) [Saffat 143–144] (Mahşere kadar kalırdı demektir.)

(Sen onları bırak, kendilerine söz verilen güne [Kıyamete] kavuşuncaya kadar batıla dalıp, oynaya dursunlar.) [ Zuhruf 83] (Kıyamete kadar batılda kalsınlar, kıyamette onları Cehenneme atacağız demektir.)

(Darda kalan borçluya, eli genişleyinceye kadar mühlet verin.) [Bekara 280] (Eli genişleyince de, yine mühlet vermek gerekmez.)


Dâhil olan kullanış şekline birkaç örnek:

Bu kullanış şekli çok azdır. Üç âyet-i kerime meali:
(Ey İsa, sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.) [Âl-i İmran 55] (Kıyamette de üstün olacaklar. Yani kıyamet de buna dâhildir.)

(Abdest alırken, dirseklere kadar yıkayın!) [Maide 6] (Dirsekler de buna dâhildir.)

(Din gününe [kıyamete] kadar lanetliksin) [Hicr 35, Sad 78] (Kıyamette de lanetliksin, sonsuz olarak Cehennemliksin demektir.)

Hasan-i Berki hazretleri, öleceği zaman buyurdu ki:
Bana bağlı olanların affolunacakları müjdesini aldım. Daha fazla istedim. Sana inananlar mağfurdur denildi. Daha ziyadesini istedim. Seni işitip de sevenler, kıyamete kadar affedildi buyuruldu. (S. Ebediyye) [Bunlar, sadece dünyada affedildi, ahirette affedilemez demek değildir. Kıyamete kadar affedildi demek, kıyamette de affedildi demektir.]

Yine, (Resulullah efendimiz, Kıyamete kadar ümmetinin başına gelecek olan şeylerin hepsini haber verdi) buyuruluyor. Bu, kıyametten haber vermedi, Cennete veya Cehenneme gidecekleri haber vermedi demek değildir. Onları da bildirdi demektir.

(İblis kıyamete kadar lanetliktir) mealindeki âyet-i kerime inince, İblis sevinmişti. (Ben kıyamete kadar lanetlikmişim. Demek ki, daha sonra kurtulacağım) demişti. Hatta bazı âlimler de, İblis’e hak verdiler. (İblis kıyamet gününde kurtulacak) dediler. İmam-ı a’zam hazretleri, buna karar vermek için şehir şehir dolaşarak Eshab-ı kiramı aradı. Altı tanesini buldu. Bunlardan Ebu Tufeyl hazretlerine, “Kur’an-ı kerimde, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkamak) emrediliyor. Peygamber efendimiz abdest alırken, dirseklerini yıkar mıydı, yıkamaz mıydı?” diye sordu. Cevaben, (Hem yıkardı, hem de herkesin yıkamasını emrederdi. Dirseklerinizi yıkamazsanız abdestiniz olmaz buyururdu) dedi. İmam-ı a’zam hazretleri de, (Abdest alırken dirseklere kadar yıkayın emrinde, dirsekler de dâhil olunca, İblis’e lanet edilmesine kıyamet de dâhildir, kıyamet sonsuz olduğuna göre, İblis sonsuz lanetliktir) buyurdu.

Aşağıdaki beytin birinci mısraı, birincilere, ikinci mısraı da, ikincilere örnektir. Yani gül solduktan sonra koklanmaz; ama dost öldükten sonra da sevilir demektir.
Güller koklanır, solana kadar,
Dostlar sevilir, ölene kadar.

Kıyamet ne zaman ve nasıl kopacak?

Sual: Bazıları Kıyamete inanmıyor, hepsi bu dünyadadır diyor. Kıyamet hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kıyamet vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün; göklerin parçalanacağı, yıldızların dağılacağı, yeryüzü ve dağların parçalanacağı ve yok olacağı Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. (Müzzemmil 14, İnfitar 1-5)

Kıyamette, bütün mahluklar, yok olup, tekrar yaratılacak, herkes mezardan kalkacaktır. Allahü teâlâ, çürümüş, toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün, terazi kurulacak, herkesin hesap defterleri uçarak, iyilere sağ taraflarından, fenalara sol taraflarından gelecektir.

Cehennem üzerindeki sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip Cennete gidecek, Cehennemlikler, Cehenneme düşecektir.

Bu bildirdiklerimiz, olmayacak şeyler değildir. Muhbir-i sadık [doğru haber veren] Muhammed aleyhisselam haber verdiği için, kabul etmek, inanmak gerekir. Hayale kapılarak şüpheye düşmemeli. Allahü teâlâ, (Resulümün getirdiklerini alınız) yani, her sözüne inanınız buyuruyor. (Haşr 7)

Kâfirler, hesaptan sonra, Cehenneme girecek, Cehennemde ve azapta ebedi kalacaklardır.
Müminler, Cennette ve Cennet nimetlerinde sonsuz olarak kalacaklardır.

Günahı, sevabından çok olan müminlerin, Cehenneme girip, günahlarına karşılık, bir müddet azap görmeleri caiz ise de, bunlar, Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır. Kalbinde zerre kadar iman olan bir kimse, Cehennemde sonsuz kalmayacak, rahmet-i ilahiyeye kavuşarak Cennete girecektir. (c.3, m.17)


Kıyametin küçük ve büyük alametleri

Sual: Kıyametin kesin olarak ne zaman kopacağı belli değil midir?
CEVAP
Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi, (Onu ancak Allah bilir) buyuruldu. (Araf 187, Ahzab 63)
Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır. Sonra da büyük alametler çıkacaktır.

Kıyametin küçük alametleri ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]

(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Hatib]

(Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(İnsanlarda cimrilik artar ve kıyamet kötülerden başkası üzerine kopmaz.) [İ.Neccar]

(Ahlaksızlık ve fuhuş açık olmadan komşular kötüleşmeden hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.) [İ. Ahmed]

(Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça, emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Hakim]

(Yağmurların bereketi kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Ya’la]

(Yer yüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Müslim]

(Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]

(İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(Mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, zekat verilecek kimse bulunmaz. Birine zekat teklif edilince, “Benim buna ihtiyacım yok” der.) [Buhari]

(İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadıkça, kendilerine Allah’ın resulüyüm [peygamberim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça, taşlar bile, “Ey Müslüman şu arkamda gizlenen Yahudi’yi öldür” diye haber vermedikçe kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(Yetmiş tane resulüm diyen yalancı çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Taberani]

(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]

(Bir erkek çocuk bir kadın gibi kıskanılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]

(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]

(Çocuklar öfkeli olmadıkça, büyüğe saygısızlık yapılmadıkça kıyamet kopmaz.) [Harâiti]

(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) [Hakim]

(“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]

(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]

(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]

(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]

(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.) [Müslim, İbni Mace]

(Kur’an-ı kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Nuaym]

Kıyamet yaklaştığı zaman şunların da olacağı bildirilmiştir:

(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) [Ebu Davud]

(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ. Ahmed]

(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hakim]

(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]

(Kötü kadınlar, çoğalıp, fuhuş bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, aids gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalacak. Ölçüde, tartıda hile yapılacak ve geçim darlığı baş gösterecek.) [Beyheki]

(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]

(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]

(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]

(Kur'an [Radyo, TV gibi] çalgı aletlerinden okunacak.) [Tergib-üs-salât]

(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]

(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hakim]

(Tehiyyet-ül-mescid namazı kılınmaz olur.) [Taberani]

(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]

(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler; Kur'anı ticarete, menfaate alet ederler.) [Deylemi]

(İnsanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünecekler, helalini, haramını düşünmeyecekler.) [R.Nasıhin]

(Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmayacak.) [Deylemi]

(İzinsiz ticaret yapılmaz.) [Müslim]

(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]

(Kıyamet alametleri bir ipteki boncukların peş peşe kopması gibi birbirini takip eder.) [İ.Ahmed, Taberani]

(Kıyamet Cuma günü kopacaktır.) [Buhari]

Hadis-i şerifle bildirilen kıyametin diğer alametlerinden bazıları da şöyledir:
1- Emanete riayet kalkar.
2- Veled-i zina çoğalır.
3- İçki çok içilir.
4- Zekat verilmez.
5- Hanıma uyup, anneye isyan edilir.
6- Erkekler ipek giyer.
7- Zararından korunmak için insanlara mudara edilir.
8- Gençler fasık olur.
9- Daha önce yaşamış âlimler cahillikle suçlanır.
10- Tefecilik, faiz aşikâre olur.
11- Bilgin veya âlim denilenlerde, zerre kadar iman olmaz.
12- İslam’a uymak ayıp sayılır.
13- Herkese iyilik eden Müslüman ahmak sayılır.
14- İslam’a uymak, ateşi elde tutmak gibi zor olur.
15- Mescitlerde, toplantılarda fasıkların sesi yükselir.
16- Cihad terk edilir.
17- Bid'atler yayılır.
18- Günaha teşvik artar.
19- İyiliğe mani olunur.
20- Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker kalkar.
21- Komşuluk kötüleşir.
22- Camilerde Kur'an-ı kerim teganni ile okunur.
23- Aşağı kimseler söz sahibi olur.
24- Zararından korunmak için insanlara ikram olunur.
25- Çalgı aletleri çoğalır. Her yerde çalgı çalınır.
26- Anarşi çoğalır.
27- Adam öldürmek çoğalır.
28- Dine uymak, güzel ahlaklı olmak ayıp sayılır.
29- Cansızlar da konuşur.


Kıyametin Büyük Alametleri

Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani, İbni Cerir ve İbni Hibban’daki hadis-i şerifte, şu on alametin çıkacağı bildirilmiştir:

1- Hazret-i Mehdi gelecek

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi]

(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]


2- Deccal gelecek

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Deccal çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur.) [İ.E.Şeybe]


3- Hazret-i İsa gökten inecek:
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]

Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır. (Nisa 158)

(Elbette o [Hazret-i İsa’nın Kıyamete yakın gökten inmesi], Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz!) [Zuhruf 61, Beydavi]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]

(İsa inince, her yerde sükun, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır, çocuklar yılanlarla oynar.) [Ebu Davud]

(On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa’nın gökten inmesidir.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Mace, Nesai, İ.Ahmed, Taberani, İ.Hibban, İ. Cerir]


4- Dabbet-ül-arz çıkacak

Bu husustaki hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir:
(Dabbet-ül arz, Musa’nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman’ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]

Bu hayvandan Kur'an-ı kerimde de bahsedilmektedir. (Neml 82)


5- Yecüc ve Mecüc çıkacak

Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler.) [Enbiya 96]

Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Yecüc ve Mecüc, kıyametin ilk alametlerindendir.) [İbni Cerir]


6- Duman çıkacak

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle!) [Duhan 10]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir.) [Ebu Davud]


7- Güneş batıdan doğacak

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez.) [Enam 158]

Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten bunu açıkça bildiriyor.


8- Ateş çıkacak

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hicazdan çıkan ateş, Basra’daki develerin boyunlarını aydınlatır.) [Müslim]

9- Yer batması görülecek

Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Doğu, Batı ve Ceziret-ül Arab’da yer batışı görülecek.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]

10- Kâbe yıkılacak

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir Habeşli Kâbe’yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâbe’nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum.) [Buhari, Müslim]


Yanlış teviller
Sual: Kıyametin büyük alametlerinden olan güneşin batıdan doğmasını, İslamiyet’in batıdan yayılacağı, Dabbet-ül-arzın ise, Aids hastalığının virüsü olduğu şeklinde tevil caiz midir?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158]

Bir hadis-i şerifte, bazı alametlerden üçü şöyle açıklanmaktadır:
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]

Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa iner, Duman, Dabbet-ül-arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden’den bir ateş çıkar.) [Müslim]

Konumuzla ilgili bir hadis-i şerifin meali şöyle:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi?
Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.

Aids hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır.
Dabbet-ül-arzın, aynı zamanda konuşan bir hayvan olduğu âyet-i kerimede bildirilmektedir:
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]

Bu hayvanın konuşması aklen de caizdir. Çünkü Allahü teâlâ hayvana konuşma sıfatı vermeye kadirdir. (Sevab-ül kelam fi akaid-il İslam)

Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)

(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)

(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)


Kıyamet ne zaman kopacak?


Sual: Bazı gençler, âyetlerdeki sayıları toplayıp çıkarıyor ve bölüyorlar, kıyamet şu zaman kopacak diyorlar. Kıyametin ne zaman kopacağı belli midir?
CEVAP
Allahü teâlâ hiç kimseye bunu bildirmediğini söylüyor. Ben hesapla bilirim diyen Allahü teâlâyı yalanlamış olur. Birkaç âyet-i kerime meali:
([Resulüm] Sana, kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Onlara de ki: Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, Ondan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sen sanki biliyormuşsun gibi sana ısrarla soruyorlar. Onlara de ki: Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur” ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.) [Araf 187]

(İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; Onlara de ki: "Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.) [Ahzab 63]

(Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi yalnız Allah’a aittir. Onun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını arz ederiz" derler.) [Fussilet 47]

(Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. [Allah bildirmedikçe] sen onu nereden bilirsin ki? Onu ancak Allah bilir.) [Naziat 42-44]

Görüldüğü gibi, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allahü teâlâ biliyor.


Sual: (Bu ümmetin ömrü 1500 yılı geçmez) diye bir hadis olduğu söyleniyor. Bunun için, (10 sene sonra Mehdi, 20 sene sonra İsa ortaya çıkacak. Kıyamet de, hicri 1545 ve miladi 2120’de kopacak) deniyor. Bu doğru olabilir mi?
CEVAP
Böyle bir hadis-i şerife rastlamadık. Böyle bir hadis-i şerif olsa bile, bundan kıyametin ne zaman kopacağı anlaşılmaz. Buna benzer başka hadis-i şerifler de vardır. Birkaç örnek verelim:
1- Abdullah bin Mesud’un haber verdiği hadis-i şerifte, (İslam değirmeni 35 yıl döner. Sonra helak olanlar bulunur. Daha sonra gelenler, İslamiyet’i 70 yıl kuvvetlendirirler) buyuruldu. Şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:

Bu hadis-i şerifte bildirilen vaktin başlangıcı, ilk cihadın başladığı, hicretin ikinci yılıdır. 35. yılda, hazret-i Osman şehid edilerek, Müslümanlar arasında ayrılık oldu. Cihad ve İslamiyet’in yayılması durdu. Allahü teâlâ, hilafete tekrar düzen verip, cihad tekrar başladı. Emevi devletinin sonuna kadar devam etti. Abbasi devleti kurulurken, ortalık yine karıştı. Çok Müslüman öldü. Sonra Allahü teâlâ, hilafete düzen verip, Hülagü’nün Bağdat’ı yakıp yıkmasına kadar sürdü. (Kurret-ül ayneyn)

Buradaki tarihleri toplayıp da, İslamiyet 70 + 35 = 105 yıl sonra ortadan kalkar denmez. Bunlar, Müslümanların kuvvetli olduğu zamanı bildirmektedir.

2- Sa’d ibni Ebi Vakkas’ın bildirdiği hadis-i şerifte, (Dua ediyorum ki, ümmetimin kuvvetini, yarım günün sonuna kadar sürdürsün) buyuruldu. Yarım gün ne kadar denilince, Sa’d, (500 yıldır) dedi. Yine Şah Veliyyullah-ı Dehlevi, (Bu hadis-i şerif, Abbasi devletinin ömrünü [524 yılı] göstermektedir) buyurmuştur. (Kurret-ül ayneyn)

Bu hadis-i şerife bakıp da, Peygamberimizden 500 sene sonra kıyamet kopar diyen olmamıştır.

3- Bir hadis-i şerifte, (Ümmetim istikamet üzere giderse bir gün [bin yıl] yaşar. İstikamet üzere gitmezse, yarım gün [500 yıl] yaşar) buyuruldu.

Buna bakıp da, hicri 1000 veya 500’de kıyamet kopar diyen olmamıştır.

4- (Dünyanın ziyneti, yüz elli yılında kaldırılır.) [Hayrat-ül-hisan]
Büyük fıkıh âlimi Şems-ül-eimme Abdülgaffar Kerderi, (Bu hadis-i şerif, İmam-ı a’zam Ebu Hanife’yi bildiriyor, çünkü o 150’ de vefat etmiştir) dedi. (Redd-ül-muhtar)

Hicri 150’den sonra, İslamiyet ortadan kalkar denmez.

5- (Ümmetim beş tabakadır. Her bir tabaka 40 yıldır. Benim ve Eshabımın dönemi, ilim ve iman ehli dönemidir. 80’e kadar gelenler, iyilik ve takva ehlidir. 120’ye kadar gelenler, merhamet ve sıla ehlidir. Bunlardan sonra, 160’a kadar gelenler, sıla-ı rahimden kesilme ve birbirlerine yüz çevirme ehlidir. Bunlardan sonra, 200’e kadar gelenler ise, harpler ve karışıklıklar ehlidir.) [Ramuz]

Burada açıkça, (Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka 40 yıldır) deniyor. Buna bakıp da, Peygamberimizden 200 yıl sonra kıyamet kopacak diyen olmamıştır.

Görüldüğü gibi, ümmetim şu kadar yaşar veya ümmetimin ömrü şu kadardır diye bildirilen hadis-i şeriflerin, kıyametin kopmasıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Cebrail aleyhisselam, meşhur Cibril hadisinde bildirildiği gibi, (Kıyamet ne zaman kopacak) diye sorduğunda Peygamber efendimiz, (Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir) buyurmuştur. (Buhari, Müslim)

Dört âyet-i kerime mealini yukarıda bildirmiştik. Şu üç hadis-i şerif bile, hazret-i Mehdi’nin gelmesine, kıyametin kopmasına, daha çok zaman olduğunu açıkça bildirmektedir:
(Küfür, her tarafı kaplamadıkça ve açıktan yapılmadıkça Mehdi gelmez.) [M. Rabbani]

(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) [Hâkim]

(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldığı sürece kıyamet kopmaz.) [Müslim, Tirmizi]

Allah diyen Müslüman olduğuna göre, bugün veya yarın nasıl kıyamet kopar?

Peygamber efendimizin, Cebrail aleyhisselamla kendisinin bilmediğini söylediği bir hususta kesin tarih vermek de, ne büyük cüret, ne çirkin bir iştir.

Kıyamet alametleri ve imtihan için gelmek

Sual: Bazıları, (Bizler bu dünyaya imtihan edilmek içi gönderilmişiz. Bu imtihanı bozacak derecede açık deliller gelemez. Mesela güneş batıdan doğmaz. İslamiyet’in batıdan yayılacağı diye tevil gerekir. Dabbet-ül-arz ise hadislerde bildirildiği gibi insanların alnına mühür vuran bir hayvan değil, AIDS hastalığının virüsü olarak tevil gerekir. Mehdi’nin geldiğini herkes bilemez. Davul zurna ile gelecek değil. İsa’nın ve Mehdi’nin gelmesi gibi kıyamet alametleri ile ilgili bütün hadislerin senetleri sahih olsa da, Kur’anın ruhuna aykırıdır. Bütün hadisleri Kur’anın ruhuna uydurarak tevil etmek gerekir) diyorlar. Hem hadislerin senetleri sahih olsa da itibar edilmez derken, bir yandan da onları tevil etmek gerekir deniyor. Bu bir çelişki değil mi?
CEVAP
(Senedi sahih olsa da itibar edilmez) demek, bu sözü Allah Resulü söylemiştir ama yanlış söylemiştir demektir. Senedi sahih olan meşhur hadis-i şeriflere inanmamak küfre kadar götürür. İkincisi, hadis âlimleri, hadislerin hâşâ Kur’ana aykırı olduğunu, imtihan için gönderildiğimizi bilememişler de, şimdiki türediler mi biliyor?

Hadis-i şeriflerle bildirilen kıyamet alametleri niye imtihanı bozsun ki? Bir harikulade olay olunca veya bir keramet görülünce, yahut mucizeler meydana çıkınca imtihan bozulur mu? Din kitaplarında bildiriliyor ki, Peygamber efendimizin bin kadar mucizesi görülmüştür. Buna rağmen Ebu Cehiller, Ebu Lehebler ve bir çok müşrik iman etmemiştir. Demek ki mucize ve keramet gibi olaylar imtihanı bozmuyor. Üstelik, bunlar olunca iman edin denmiyor ki, aksine imtihan müddetinin bittiğini, bundan sonra yazmanın kabul edilmeyeceği bildiriliyor.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış olana, [o günkü] imanı fayda vermez.) [Enam 158]

Âyet-i kerimede bildirilen alametlerden üçünü Peygamber efendimiz şöyle açıklıyor:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman ederse de imanı fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]

Avrupa Müslüman olunca, iman fayda vermez mi?

Güneşin batıdan doğması aklen de, ilmen de mümkündür. Tevile ihtiyaç yoktur. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır. Başka yörüngeye girer. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olarak görülür.

Peygamber efendimiz, o hadis-i şerifi Arabistan’da söylemiştir. Arabistan’a göre, Batı, Avrupa değildir, Afrika’dır. Afrika Müslüman olacak dense, biraz daha az yanlış olur. Türkiye’ye göre Avrupa Batı’dadır. Asya’ya göre de Türkiye Batı’dadır. Her ülkenin batısında başka bir ülke vardır. Batı’nın Müslüman olması demek, bütün dünyanın Müslüman olması demektir. Batıda olmayan tek ülke yoktur. Çünkü dünya yuvarlaktır. Bu tevilin ne kadar mantıksız ve saçma olduğu meydandadır.

(Güneş Batı’dan doğunca tevbe kapısı kapanır, iman edenin imanı fayda vermez) hadis-i şerifi, yukarıdaki saçma tevile göre, Afrika veya Avrupa, yahut bütün dünya Müslüman olunca, tevbe kapısı niye kapansın ki? Tevbe kapısı kapalı, iman edene imanı fayda vermiyor, bunlar nasıl Müslüman olacak ki? Öyle ya ötekine tevil bulan buna da bir kulp takabilir. Peygamber efendimizin hadisleri bulmaca bilmece gibi değildir. Müteşabih olanlar hariç, hepsi anlatıldığı gibidir, (Ben elma dersem, sen muz anla, ben koca karı dersem sen kız anla) cinsinden değildir. Hâşâ Resulullah, niye böyle söylesin ki? Bunun gibi, (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. Tevil ederek dini bozmak veya yıkmak mı istiyorlar?

AIDS hastalığına da, Kur'an-ı kerimde bildirilen hayvan olduğunu söylemek yanlıştır. İlgili âyet-i kerime meali şöyle:
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]

Dabbet-ül-arz hakkında birçok hadis-i şerif vardır. (Feraid-ül fevaid), (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi), (Megaribüz zaman) ve (El kavlül muhtasar fi alamatil Mehdil muntazar) isimli kitaplardaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Dabbet-ül arzın deve ayağı gibi dört ayağı ve kuş gibi kanatları vardır. Başı öküz başına, kulağı fil kulağına, kuyruğu ise, koç kuyruğuna benzer.)

(Dabbet-ül arz, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına “Cennetlik” yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mührü Süleymanı vurur, “Cehennemlik” yazılır, yüzü simsiyah olur.)

(İnsanlar, bu hayvandan kaçarlar. Kimi ondan korkarak namaza durur. Hayvan bunun yanına gelir, “Ey kişi şimdi mi namaz kılıyorsun” diyerek yüzünü damgalar. Böylece müminler kâfirlerden ayırt edilerek tanınır.)

Hazret-i Mehdi davul zurna ile gelmeyecek ama, gökten bir melek bunu haber verecek ve bütün dünya duyacaktır. İki hadis-i şerif meali:
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacak, buluttan bir melek, “Bu Mehdidir, sözünü dinleyin” diyecektir.) [Ebu Nuaym]

(Ehl-i beytimden bir zat yeryüzüne hakim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onun alnı açıktır, kemer burunludur. Yeryüzü zulümle dolu iken, o, dünyayı adaletle doldurur. İdaresi yedi yıl sürer.) [Müslim] (Mehdiyim diyenler geldi de hangisi dünyayı adaletle doldurdu?)

İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:
Yecüc ve Mecüc'ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hazret-i İsa'nın gökten inmesi, Deccal’ın ve diğer kıyamet alametlerinin hepsi aynen hadis-i şerifte bildirildiği gibi, [tevilsiz olarak] zamanı gelince gerçekleşeceğine inanırız. (Fıkhı ekber)

Kıyamet alametlerini tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi kıyamet alametlerini tevil etmemiştir. Buna rağmen tevil etmeye çalışmak, biz bunlara inanmıyoruz, ama bunu da açıkça diyemiyoruz, demenin başka şekli değil midir?

KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ ON’ DUR (Şeyh İbrahim Hakkı Erzurumî kuddise sirruh )

Şeyh İbrahim Hakkı Erzurumî kuddise sirruh onlara işaret ederek şöyle dedi:

Çıkar Yer dabbesi Deccal u Ye'cuc ile Me'cuc

Doğar gün magribden çün iner gökden o Ruhullah

Dabbet-ül-arz (Sâlih peygamberin devesinin yavrusu), Deccal, Ye'cuc, Me'cuc çıkarlar.
Bir de mağribden güneş doğar; Ruhullah olan İsa aleyhisselam da gökten iner.

Bunlara inanmak gerekir. Nitekim Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesei'nin tahric ettikleri Huzeyfe (radıyallahu anh)' tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Gerçek şu ki,elbette kıyamet siz on alameti görünceye kadar kopmaz. (şunları zikretti) Dumandır; Deccal'dir; Dabbet-ül-arz'dır; Güneşin mağribden doğmasıdır; Meryem oğlu İsa Aleyhisselam'ın inişidir; Ye'cuc ve Me'cuc'dur; üç batıştır: Biri meşrıkta, bir mağribte, biri Arab adasında. Bunların sonrasında Yemen'den bir ateş çıkar; insanları (dünyadaki) mahşerlerine sevkedecektir."


Bunlar zamanı geldikçe, hepsi zuhur edecektir. Bazıları bunları inkar ederler. Diğer bir kısmı tevil ederler. Bunlar müteaddid hadislerde beyan buyrulduğu gibi zamanı geldikçe hepsi zuhur edecektir. Bazan da tevil yerinde olur. Mesela Deccal gelmeden önce, Deccallar vardır. Mehdi gelmeden önce Mehdiyyunlar vardır. Ekmek-ul-ulemâ' nın bazı tevilleri buna göredir. Fakat kendisi tevilsiz olarak da bunların geleceğini de tasrih etmektedir.


Nitekim Ebu Davud'un tahric ettiği Hureyre radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:


"Otuz yalancı ve hilebaz deccal çıkmadıkca kıyamet kopmaz. Hepsi Allah'a ve O'nun Rasûlü üzerine yalan uydururlar."


1- Hadis-i şerifte zikredilen -DUHAN-tevilsiz olarak yer yüzünü kaplayacak olan dumandır ki, Ed-Duhan suresinin "O halde (sen ey insan,) semanın apaçık bir duman getireceği günü gözetle." mealindeki onuncu ayetinde beyan edilir. Hasan Basri Çantay'ın da notunda beyan ettiği gibi, bunun şiddetinden, gökle yer arası kesif bir dumana bürünmüş görülecektir. Kafirlerin kulaklarından girecek; başları büryana dönüşecektir. Mü'minlere de bir nev'i nezle gibi hastalık olacaktır. Bütün yeryüzü bacasız bir fırın gibi kızaracaktır.


2- Yukarıdaki hadis-i şerifte "Deccal" zikredilmiştir. Bazılar "Deccal' den maksat,şudur budur" diye tevil ederler. Daha ileriye giden serseriler, Müslim' in de rivayet ettiği Temim-i Dari'nin hadisindeki Cessase hadisesini inkar ederek: "Bizim zamanımızda keşfedilmeyen yer kalmamıştır.Eğer bir mağarada Deccal gizlenmiş olsaydı görülecektir." derler. Galiba bunlar hadisten daha ziyade kendi görüşlerine inanıyorlar... Peygamber Aleyhisselatu vesselam vasfettiği gibi Deccal çıkacaktır. Şimdi de kendisi vardır. Görülmesi ve keşfedilmesi şartı yoktur. Nitekim Müslim ve Buhari'nin de tahric ettikleri Huzeyfe radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Gerçekte Deccal çıkacaktır. Hakikaten beraberinde su var, ateş var.İnsanların su gördükleri, ateştir; yakar. İnsanların ateş gördükleri, sudur; soğuktur, saftır. Sizden kim ona (zamanına) ulaşırsa, insanların ateş gördüğüne düşsün. Gerçekte o tertemiz, sade sudur. Şüphesiz Deccal'in bir gözü dümdüzdür. Üzerinde yuvarlak kalın bir parça et vardır. İki gözleri arasında kâfir yazılmıştır. Yazı bilen ve bilmeyen her Mü'min onu okur."


Bu hususta çeşitli hadislerin çeşitli rivayetleri, yerin tayinleri de hepsi doğru ve gerçektir; sahih hadislerle sabittir. Tevile de lüzum yoktur; çıktığı zaman her Mü'min onu tanıyacaktır. Özellikle Kehf suresini okuyanlar ... Envai çeşit istidraclarla zuhur eder; ölüleri diriltir; yağmurları yağdırır ve daha çok hileleri vardır. Ama hiçbir zaman mü'min onun tuzağına düşmeyecektir. Nitekim Müslim ve Buhari'nin tahric ettikleri Hazreti Ömer radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:


"Bir defa ben uyurken kendimi Kabe' yi tavaf ediyor gürdüm. Bir de baktım karayağız, salınmış düz saçlı bir zat, iki kişinin arasına girmiş, başından su damlıyor. Bu kimdir dedim. Bu Meryem'in oğlu dediler. Sonra ona iltifat etmek için ilerledim. Bir de baktım ki, kırmızı benizli, iri yarı, kıvırcık saçlı, bir gözü kör bir herif, gözü salkımdan uğramış üzüm tanesi gibi. Bu kimdir diye sordum. Deccal'dir dediler. İnsanlar içinde ona en ziyade benzeyen İbnu Katan' dır."


Demek Deccal şahıstır; İsa şahıstır; batıl ve hak fikir değildir. Peygamber'in rüyası vahiydir, görmesi haktır; sâir beşerler gibi değildir. Binaenaleyh, "Bu hadis rüyadır, başka suretlerde tevil olabilir yahud onunla amel edilmez" demek sapıklıktır.


Müslim'in de tahric ettiği Abdullah bin Amr bin As'tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur:

"Deccal çıkacak ve kırk (zaman) kalacaktır. (Kırk gün mühdet mi, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum) Derken Allah Meryem oğlu İsa'yı gönderecektir. O Urve bin Mes'ud radıyallahu anh gibidir. Ve Deccal'ı arayıp helak edecektir. Sonra iki kişi arasında düşmanlık olmadığı halde İsa insanlar içinde yedi sene duracaktır. Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayr yahud iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, hepsinin ruhunu kabzedecektir. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa, rüzgar da içerisine girecek ruhunu kabzedecektir. Bunun üzerine insanların kötü takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabiatinde kalacaklar; ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülük men edecekler. Şeytan kendilerine suretlenip temessül ederek: "(Bana) İcabet etmiyor musunuz? " diyecek; onlar da: " Bize ne emredersin?" cevabını verecekler. Ve onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar bu halde rızıkları bol, yaşayışları güzel devam ederken sonra Sûr’a üfürülecektir. Onu işitip de boyun bükmeyecek, kulak asmayacak hiçbir kimse olmayacaktır. Onu ilk işiten, develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen ölecek, sâir insanlar da öleceklerdir. Sonra Allah çiğ gibi bir yağmur gönderecek; bundan insanların cesedleri bitecek. Sonra Sûr’a bir defa daha üfürülecek ve ne baksınlar ki, kendileri ayakta bakarlar. Sonra: "Ey insanlar Rabb'inize gelin!.. (bunları durdurun! Çünkü onlar sorguya çekilecekler.) (Es-Saffat 24) denilecektir. Sonra: "Cehennem ordusunu çıkartın" denilecek ve: "Kaç kişiden kaç kişi?" diye sorulacak; "Her bin kişiden dokuzyüzdoksandokuzu." Denilecektir. İşte (...çocukları ihtiyarlatacak) (El-Müzzemmil 17) gün bu; bu işte (baldırın açılacağı gün...) (El-Kalem 42) budur."


3- Dabbet-ul arz, zayıf akıllıların andıkları gibi, bir mikrobik bir hastalık değildir. Bilakis hadis şarihleri ve müfessirlerin tarif ettikleri bir hayvandır. Her bir hayvanın sûreti, bir âzâsında vardır; konuşur; mü'minleri kafirden tefrik eder; şu Mü'mindir, şu Kâfirdir der. Her insan onun konuşmasını anlar. Şöyle ki Dabbet-ül-arz' ın zuhurundan sonra mü'min ve kafirler, küfür ve imanla birbirini anarlar. Çünkü bir elinde Süleyman Aleyhisselam'ın hatemi, diğer elinde Musa Aleyhisselam'ın asası vardır. Hayrete şayan ki, müfessir geçinen bazıları, Dabbet-ül-arz'ın vasıflarını beyan eden hadislerin zayıf olduğunu söylemeye cü'ret ederler. Bu korkunç bir hata... Çünkü merfu' olarak da Dabbet-ül arz'ın vasfını beyan eden hadisler varid olmuştur. Kaldı ki, hadiste tad'if ve tahsin yahud tashih-i ictihadidir. Bazı ehli hadise göre zayıf olan bir hadis, diğer bazısına göre sahih olabilir. Bu da ehli hadise gizli bir şey değildir. Aynı zamanda Dabbet-ul-arz, En-Neml suresinin "O söz(ün manası) kendilerinin aleyhinde (tahakkuk edip) vuku (ve zuhur)a geldiği zaman yerden bunlar için onlarla konuşur bir dabbeyi çıkarırız..." mealindeki 82'nci ayetiyle de sabittir. Yani konuşur, mikrop değildir. Mikrop konuşmaz...Hatta bazıları, Salih Peygamberin devesinin yavrusu olup, son zamanda Safa dağından çıkacağını beyan etmişlerdir. En azından Dabbe'nin konuşur olduğunu bilmek farzdır. Özellikle Dabbet-ül-arz hadisesi, tabii kanunlar ve âdetin dışındadır. Yeryüzünde dolaşır; ulaşmadığı bir yer yoktur. Bu kadara inanmak vacibtir. Daha fazla izahı, hadis kitaplarından taleb olunur.

4- Mağribden güneşin doğmasına gelince, bunun dahi Avrupa' nın Müslüman oluşuna tevil edilmesi garibime gider. Güneşin batıdan doğması kıyametin alametlerinden olup, tevbe kapısının kapanması zamanıdır ki, tabii kanunların değişmesine başlangıçtır. Artık ondan itibaren dünya yıkılmaya başlar. Ve güneş batıdan çıktıktan sonra, ne kafirin imanı ne de mü'minin tevbesi kabul olur.

Evet, gayrı müslimden büyük bir devletin müslüman olacağı, bu hadis ile değil başka hadislerden anlaşılmıştır.

5- İsa Aleyhisselam'ın, Şam'da Minaret-ul-Beyda' ya gökten inişidir ki, bu dahi kıyametin büyük alametlerinden olup manevi tevatür derecesine ulaşan hadislerle sabittir. Nitekim Kadı İyaz diyor ki: "Ehl-i Sünnete göre, İsa Aleyhisselam'ın inmesi ve Deccal' ı öldürmesi haktır, sahihtir. Çünkü bu babda sahih hadisler varid olmuştur. Aklen ve şer'an bunu iptal edecek bir delil de yoktur. Binaenaleyh isbatı vacibdir."

Nitekim bu, Müslim ve Buhari'nin de tahric ettikleri, Ebu Hureyre ve Cabir bin Abdullah'tan gelen bir rivayette, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "İmamınız sizden olduğu halde Meryem oğlu (İsa) size indiği zaman siz nasıl olursunuz?" mealinde buyurduğu hadisle de sabittir. Bu da ümmetin şerefini bildirmeye kafidir.

MEHDİ ALEYHİSSELAM

Seyyid Muhammed bin Rasul el Berzenci, el-İşaa li Eşrat-is-Saa adlı eserinde diyor ki: "İsa Aleyhisselam, bir ikindi namazında inecektir. Namaza kamet edildiği halde imam geriye çekilecek ve O imam olacak; Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellam'im sünneti üzere namazı kıldıracaktır. Binaenaleyh İsa Aleyhisselam'ın Mehdi’ ye sabah namazında iktida edeceğini beyan eden hadisler tevil edilir."

Bizim için İsa Aleyhisselam'ın veya Mehdi'den hangisinin hangisine imametlik yapacağını bilmek söz konusu değildir. Her iki vecih de muhtemeldir. Nitekim Aliyy-ul-Kari el-Meşreb-ul Verdi fi Mesheb-il-Mehdi adlı eserde bu hususta varid olan tüm hadisleri bir araya getirerek uzun uzadıya izahta bulunmuştur.


Ebu Bekr Sıddık'a (r.a) Rasûlullah'ın (sav) Halifesi denilmesine rağmen, Mehdi Aleyhisselam'a Halifetullah denilir. El-Örf-ül-Verdi adlı eserde İmam Suyuti, İbnu Sirin'in Mehdi'nin fazileti hakkında naklettiği hadislerin sahih olduğunu tasrih etmiştir.

İsa Aleyhisselam'ın inişi, Mehdi Aleyhisselam'ın hilafetinin son zamanlarındadır. Çünkü Mehdi Aleyhisselam'ın hilafet devresi kırk; İsa Aleyhisselam'ın inişinden sonra yer yüzünde yaşaması, üç ile dokuz yıl arasıdır.

Evet Mehdi Aleyhisselam dahi manevi bir şahsiyet değil, herkesin işiteceği, birçoklarının da göreceği şahıstır; sultandır ve halifedir. Yine Seyyid Muhammed Berzenci diyor ki: "Mehdi Aleyhisselam'ın varlığı; geleceği ve kendisinin Hazret-i Fatıma' nın evladından olacağı manevi tevatür derecesine ulaşan hadisler varid olmuştur. Bunca hadisleri inkar etmeye, bir mü'min cüret etmez. "Meryem oğlu İsa' dan başka mehdi yoktur." mealinde varid olan hadis zayıf olmakla beraber, Huffaz'ın yanında, tevil edilmesi vacibdir. Yani İsa Aleyhisselam nebi ve rasul olduğu, kendisine vahiy geldiğinden dolayı, Mehdi Aleyhisselam onunla istişâre etmeksizin mehdilik yapmaz. Bu da Mehdi Aleyhisselam'ın, İsa Aleyhisselam'a vezir olduğu devrededir. Hafız İbnu Kayyim Mennar' da diyor ki: "Meryem oğlu İsa'dan başka Mehdi yoktur." hadisini İbnu Mace tahric ettiyse de, hadis zayıf olduğundan hüccete yararlı değildir" Münavi de aynını söylemektedir. Hatiboğlu, Sünen-i İbnu Mace'nin şerhinde bir açıklama yazmıştır.

Ebu Davud ve Tirmizi'nin tahriç ettikleri, Hazreti Ali'den, Ebi Said'den, Ümmi Seleme'den, Ebi Hureyre'den gelen rivayette Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Dünya ömründen bir günden başka kalmazsa dahi, elbette Allah o günü uzatacak; ta ki o günde Benden (yahud ehli beytimden ) bir adamı gönderecektir. Onun ismi Benim ismime muvafıktır; babasının ismi babamın ismine muvafıktır.Yeryüzü hak ve gerçek adaletle doldurulacaktır; aşırı zulümle doldurulduğu gibi.”

Şianın İmam ebu-l Kasım Muhammed bin Hasan'ın mehdi olduğu ve kendisinin kaybolup son zamanda zuhur edeceği iddiaları, bu hadiste reddolunmaktadır; çünkü babasının ismi Abdullah değildi.

Demek Mehdi gelecektir. Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’ in ittifakıyla kıyametin büyük alametleri, hiç tevilsiz olarak olacaktır.

Mehdi Aleyhisselam zuhur edeceği zamanda birçok müslümanlar davetine icabet edeceklerdir. Zamanına yetişmiş olsak, kendisinin bizi asker edip etmeyeceğini düşünmeliyiz. Kendisi gelmeden önce deccaliye fikrine sapanların kısm-i âzamisi ve kendisini bekleyenlerden de birçoğu, Deccal'e tâbi' olacaklar... Nitekim Muammer' in Camii' nde ve Beğavi'nin de Şerh-us-sünne ve Mesabih' te tahric ettikleri Ebi Said-il-Hudri' den gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Ümmetimden başlarında taylasan bulunan yetmişbin kişi Deccale tâbi' olacaklar."

Yine İmam Ahmed, Tirmizi, ibnu Mace ve Hakîm'in de tahric ettiği Ebi Bekr Sıddık'tan gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Deccal,meşrıkdaki bir yerden çıkar; oraya Horasan denilir. Bir kavim ona tâbi' olacaktır; sanki yüzleri kılıflı kalkanlar gibi dövülmüştür."

Binaenaleyh Mehdi'nin ne zaman geleceğini araştırmaktan daha ziyade,Mehdi'nin gelişinden evvel kendisinin ordusuna sapasağlam asker olmaya hazır olmak gerekir. Kanaatimce zamanı çok yakındır.

Mehdi Aleyhisselam üç sıfatla tanınır; birincisi kemal-i ilim; ikincisi kemaliyle adaleti icra etmesi; üçüncüsü kemal-i servet, şöyle ki birisi onun yanına gelip bir şey istediğinde sayıyla vermez, avuçla verir.

Mehdi Aleyhisselam'ın zuhurundan önce görülecek alametler de şöyledir:

a- Fırat nehrinin açılmasıdır.
b- Ramazanın ilk gecesinde ayın, onbeşinci gecesinde güneşin tutulmasıdır ki,ondan önce bir ayda böyle görülmemiştir.
c- Aynı ramazanda ayın üçüncü bir kez tutulmasıdır.
d- Kıtlık ve kuraklığın şiddetlenmesidir.
e- Kuyruklu yıldızın çok parlak olarak şarkta görülmesidir.
f- Gökte şiddetli bir karanlık ve kırmızılığın çıkıp yayılmasıdır.
g- Her dille, Mehdi'nin gelişini ilan eden seslerdir. Birinci nida edilişinde,yer yüzünde yaşayan hiçbir kimse yoktur ki işitmesin.
h- Zilkade ayında harbin başlaması.
I- Zilhicce ayında hacıların soyulması da olacaktır.

Nitekim Şeyh-ul Ekber bu hususta birçok söz söylemiştir.Bu alametlerin hakkında birçok hadisler varid olmuştur.

Mehdi Aleyhisselam'ın alametleri şunlardır:

a- Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gömleği, kılıcı ve bayrağı yanındadır. Bayrağı üzerinde "Allah için biat" yazılıdır
b- Yukardan devamlı bir ses gelir: “Bu Allah'ın halifesidir tabi' olun.”
c- Karşısında kendine uzanmış biat eli vardır.
d- İşaret ettiği kuş, eline konar.
e- Kendisine karşı gelen bir ordu, Medine ile Mekke arasında yere batar.
f- Gökten bir nida duyulur: “Ey insanlar! Münafıkların, zalimlerin, tâbi' lerinin sonu gelmiştir. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetliğinden başkasında hiçbir şeref yoktur. Haydi, Mekke'ye doğru!. Mehdi'nin ordusuna iltihak!.”
g- Yer küresi içinden madenler, sütunlar gibi kendisine fışkırır.
h- Mekke'de defnedilmiş hazineyi açığa çıkartır ve Allah yolunda bunları harcar.
I- Musa Aleyhisselam'ın zamanındaki Tabut-us-Sekine, Antakya'nın bir mağarasından çıkartılıp ulaştırılacaktır.
j- Kendisini gören birçok yahudiler dahi müslüman olacaktır.
k- Ve özellikle Horasan tarafından siyah bayraklarıyla yardımına bir ordu ve kavim koşacaktır.

Beyhaki, İmam Ahmed ve Hakîm' in de tahric ettkleri Sevban radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Sizler Horasan tarafından gelen siyah bayraklıları gördüğünüz zaman, derhal ona koşun. Çünkü muhakkak onların içinde Allah'ın halifesi (Muhammed bin Abdullah olan) Mehdi vardır."

Aliyy-ul-Kari diyor ki; "Siyahtan murad müslümanların çokluğu olması da muhtemeldir."

Bu dahi kıyametin alametlerinden biridir. Halife olduğu itibariyle büyük bir hükümdardır. Halife kelimesinin Lafzatullaha izafe edilmesinden anlaşılıyor ki, kâmil bir insandır. Kendisine vahiy gelmez lâkin tâbi'leriyle birlikte şehvet ve alçaklıklardan tertemiz ve paktır. Bütün güzel ahlâka sahibtir. Nitekim Münavi de bu hadisin şerhinde böyle demiştir: Hayrete şayan ki Hafız Zehebi,bu hadisi münker; İbnu Cevzi de mevdu' görmüşlerdir. Hafız İbnu Hacer diyor ki: "İbnu Cevzi, bunda isabet etmemiştir zira hadisin senedinde kizble töhmet altına alınacak bir kimse yoktur." Nitekim Heysümi de Zevaid'de: "Bu hadisin isnadı sahihtir; ricali sükattır." demiştir.

6-Hakîm, İbnu Mace ve Tirmizi'nin de tahric ettikleri, Ebû Hureyre'den gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Gerçekte Ye'cuc ve Me'cuc her günde güneşin ışığını görecekleri derecede (önlerindeki seddi) kazıyorlar. Başlarındaki olan: "Hadi dönün, yarın kazarsınız" der. Allah Teala onu (seddi), öncesinden daha muhkemleştirir. Zamanlarına ulaştığı ve Allah da onları insanlar üzerine göndermeyi murad ettiği zamana kadar güneşi görecek derecede (tekrar) kazarlar. Başlarındaki: "Haydi dönün, Şüphesiz yarın kazacaksınız." der “İnşallahu Teala” diye istisna ederler. Bunun üzerine sedde geldiklerinde bıraktıkları gibi kalmıştır. Onu kazarlar ve insanlar üzerine çıkarlar. Suları içerler. İnsanlar onlardan kal'alarına sığınırlar. Ye'cuc ve Me'cuc oklarını semaya atarlar. Okların uçları şiddetli kırmızı kana bulandığı halde üzerlerine düşer. "Biz yer yüzündeki ahaliyi kahrettik, gök ehline yükseldik " derler. Derken Allah Teala neğaf adlı böceği kafalarına gönderir. (O böcek burunlarından beyinlerine çıkar. Ve) Bununla onları öldürür."

Neğaf; koyun ve devenin burnundan beyinlerine çıkan bir böcektir.

Hâsılı, kıyâmet insanların en şerlilerinin başında kopar. O zaman da yer yüzünde Allah Allah diyen kalmayacaktır. Bu hususta dahi birçok hadisler vardır. Nitekim Müslim'in de tahric ettiği Enes Radıyallahu Anh' tan gelen bir rivayette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Yer yüzünde Allah Allah denilmeyinceye kadar kıyamet kopmaz."


İktibas: Dilara yayınları - Ehl-i Sünnetin Nazarı –
Hadislerde Kiyamet Alametleri I

On dört yüzyıl önce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), kıyamet ile ilgili bazı gaybi bilgileri ve bunlara dayalı düşüncelerini kendisiyle birlikte olan Müslümanlara aktarmıştır. Bu değerli sözler nesilden nesile geçmiş, hadis kitapları ve İslam alimlerinin eserleriyle günümüze ulaşmıştır. Elinizdeki kitabın ilerleyen bölümlerinde kullanılan hadisler de Peygamberimiz (sav) tarafından işte bu anlamda söylenmiş haberleri içermektedir.Bu hadislerin sahih, yani güvenilir ve doğru olduğunun en önemli ispatlarından biri ise, söz konusu hadislerde haber verilen tüm alametlerin Hicri 1400'ün başından itibaren son 30 yıl içerisinde arka arkaya gerçekleşmiş olmasıdır. Hadislerdeki olayların tahakkuku, bu hadislerin doğruluğunun teyitidir.
Şunu da açıklamak gerekir ki, hadislerde bildirilen işaretlerin bir kısmı 1400 yıllık İslam tarihinin herhangi bir döneminde, dünyanın belirli bir bölgesinde, belirli bir oranda görülmüş olabilir. Böyle bir durum o dönemin Ahir Zaman olduğunu göstermez. Zira bir devrin Ahir Zaman olarak nitelendirilmesi için kıyamet alametlerinin tümünün aynı çağda, birbirlerini izleyerek gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.
Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü's-Sagir, 3/167


Yukarıdaki bilgi ışığında Ahir Zaman hadisleri incelendiğinde hayret verici bir sonuç meydana çıkmaktadır. Peygamberimiz (sav)'in yüzyıllar önce ayrıntılarıyla açıkladığı işaretler yeryüzünün hemen hemen her köşesinde, birbiri ardınca ve tam anlamıyla belirtildiği biçimde içinde bulunduğumuz çağda yaşanmaktadır. Hadisler sanki zamanımızın eksiksiz bir portresini çizmektedir. Elbette bu, derin düşünülmesi gereken son derece mucizevi bir olaydır. Gerçekleşen her alamet insanlara, Allah'ın huzurunda hesap verecekleri kıyamet gününün çok yaklaşmış olduğunu ve bir an önce Kuran ahlakını hayata geçirmelerinin önemini bir kez daha hatırlatmaktadır.Bu açık gerçeğe rağmen, Hz. İsa (as)'ın bu yüzyılda gelmeyeceğini, Hz. Mehdi (as)'ın bu yüzyılda zuhur etmeyeceğini, İslam'ın bu yüzyılda yeryüzüne hakim olmayacağını söyleyenler ise büyük bir yanılgı içindedirler. Bu kimselerin yanlış bakış açısına göre son 30 yıl içinde gerçekleşen ve gerçekleşmeye devam 200'den fazla alametin aynı şekilde, tekrar, arka arkaya, yeniden gerçekleşmesi gerekmektedir. Şüphesiz bu samimi ve gerçekçi bir iddia değildir. Akılcı ve samimi olan tutum ise, Hz. İsa (as)'ın gelişinin ve Hz. Mehdi (as)'ın zuhurunun, yani kıyametin yaklaştığının alameti olan yüzlerce olayın içinde bulunduğumuz bu yüzyılda gerçekleşmiş olduğunu görmek ve bu kutlu dönemde yaşıyor olmanın sevincini ve coşkusunu hissetmektir.
Kitabın bu bölümünde Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği kıyamet alametlerinden sadece bir kısmına yer verilmiştir. (konuyla ilgili daha detaylı bilgi edinmek isteyenlerSavaşlar kadar tüm dünya insanlarını ilgilendiren diğer bir "kargaşa" konusu da uluslararası ve organize terör olaylarıdır. Boston Üniversitesi'nden Prof. Vojtech Mastny'nin belirttiği gibi, terör olayları 20. yüzyılın ortalarından sonra kat kat artmıştırMeydana gelen tahribat Avrupa'nın büyük bölümünü ayın yüzeyine dönüştürmüştü: Şehirler bombardımanlar sonucunda harap oldu, sayfiye yerleri kavruldu ve simsiyah oldu, yollar bombaların açtığı çukurlarla kaplandı, demiryolları kullanılamaz hale geldi, köprüler yıkıldı, limanlar batık gemilerle doldu. Savaş sonrası Almanya'nın Amerikan Bölgesi askeri valisi General Lucius D. Clay'in dediği gibi, "Berlin sanki ölülerin şehri gibiydi."1998 yılı şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl olmuşturAmerika Ulusal İklimsel Veri Merkezi'nin kayıtlarına göre de en fazla iklimsel afet 1998'de meydana gelmiştir.Örneğin gözlemciler, 1998'deki Mitch Kasırgası'nın Orta Amerika'nın tarihinde meydana gelen en kötü felaket olduğunu belirtmişlerdir.Teknolojinin, kendilerine doğaya hükmetme olanağı sağlayacağı hayaline kapılan bazı insanlara ise 1995 Kobe depremi anlamlı bir ders vermiştir. Hatırlanacağı gibi, Japonya'nın büyük endüstri ve ulaşım merkezinde yaşanan deprem hiç beklenmedik bir anda meydana gelmiştir. Bu deprem sadece 20 saniye sürmesine rağmen, Time dergisinde belirtildiğine göre, 100 milyar dolar civarında zarara neden olmuştur.Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi verilerine bakılırsa 1999 yılında, yeryüzünde 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde tahmini olarak 22.711 insan hayatını kaybetmiştir.Günümüzde dünya genelinde fakirlik çok ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. UNICEF'in son raporları göz önünde tutulursa, dünya nüfusunun dörtte biri "tasavvur edilemez sıkıntı ve yokluk koşullarında" yaşamaktadır.Bir milyar üç yüz milyon kişi günde 1 dolar, üç milyar kişi de günde 2 dolar ile geçinmektedir.Yaklaşık bir milyar üç yüz milyon insan temiz sudan, iki milyar altı yüz milyon insan temel sağlık hizmetlerinden yoksundur.Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) 2000 yılı raporuna göre, 826 milyon insan yetersiz beslenmektedir. Diğer bir ifadeyle her altı kişiden biri açlık çekmektedir.Gelir dağılımındaki adaletsizlik de son birkaç on yıl içinde aşırı derecede, düşünülenin çok ötesinde büyümüştür. Birleşmiş Milletler kaynakları göstermektedir ki 1960'da dünya nüfusunun en fakir %20'si ile en zengin %20'si arasındaki gelir oranı 1'e 30 iken, 1995'te 1'e 82 olmuştur.Sosyal adaletteki çöküşe bir örnek de dünyanın en zengin 225 şahsının servetinin dünya nüfusunun %47'sinin senelik gelirine eşit hale gelmesidir.16
İstatistiklerin ortaya koyduğu bu güncel veriler aynı zamanda, Peygamberimiz (sav)'in sözünü ettiği fakirliğin artacağı haberinin de göstergeleridir. Ahir Zaman'ın ilk döneminin belirtileri olan fakirlik ve açlık hadislerde şöyle bildirilmiştir:
Fakirler çoğalacak.
Fakirler çoğalacak
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 455
Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440


Peygamberimiz (sav)'in işaret ettiği dönemin günümüz koşullarını tasvir ettiği açıktır. Geçmiş yüzyıllara bakıldığında kuraklık, savaşlar veya felaketler gibi nedenlerle zorluk ve sıkıntılar yaşandığı fakat bunların geçici ve bölgesel boyutlarda kaldığı görülmektedir. Oysa içinde bulunduğumuz çağda yaşanan fakirlik ve geçim zorlukları kalıcı, düzenli ve büyük ölçekli bir yapı taşımaktadır.

Akit, 22 Şubat 2000, Ortadoğu, 12 Nisan 2001, Yeni Mesaj, 10 Kasım 2000, Yeni Binyıl, 21 Temmuz 2000, Yeni Binyıl, 23 Haziran 2000, Hürses, Sayı: 7810
Fakir-zengin ayrımına yol açan sosyal adaletsizliğin temel nedeni elbette Kuran ahlakının yaşanmamasıdır.


Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nur Suresi, 22)

Şüphesiz Rabbimiz sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir; insanlara zulmedici değildir. Ancak insanlar yaptıkları kötülük ve nankörlükler nedeniyle yoksulluk ve sıkıntılara zemin hazırlamaktadırlar. Elbette böyle haksız ve üzücü durumlar dini, ahlaki ve vicdani değerlerden yoksun, bencillik ve çıkar ilişkileri üzerine kurulu bir dünya düzeninin kaçınılmaz sonucudur.

Fakirliğin artması ve insanlar arasındaki sosyal uçurumun giderek büyümesi AhirZaman'ın ilk döneminin belirtilerindendir.


Ekonomik Kriz Kıyamet Alametlerindendir
2007 yılında başlayan, 2008 ve 2009 yılında şiddetini artıran ve 2014 yılına kadar sürmesi beklenilen ekonomik kriz de Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği alametlerden biridir. Yüzbinlerce insanın işsiz kalmasına, fakirliğin doruğa tırmanmasına, yüzlerce şirketin hatta ülkelerin batmasına sebep olan bu krizle ilgili hadislerden bazıları şunlardır:
Çarşı ve pazarların tekarubu kıyamet alametlerindendir. Dedim ki "Pazarların tekarubu ne demektir?" Şunlardır: "Herkesin az kazançtan yakınması..." (İbni Merduveyh Ebu Hüreyre (ra)dan...)(Kıyamet Alametleri, Pamuk yayınları, s.146) Nuaym b. Hammad, İbni Mes'ud'dan rivayet edilen bir hadiste, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışının öncesinin anlatıldığı dönem, "TİCARET ve yolların KESİLDİĞİ ve fitnelerin çoğaldığı zaman" şeklinde tarif edilmektedir. Hadisin devamında ise Hz. Mehdi (as) döneminde bu fitnelerin son bulacağı haber verilmektedir: "...Biz O (Hz. Mehdi (as)) şahsı aramak için geldik ki, FİTNELER ONUN ELİYLE SÖNEBİLİR. KONSTANTİNİYYE (İSTANBUL) O'NUNLA FETHEDİLİR. (Yani Hz. Mehdi (as) manen gönülleri fethedecek, büyük kültürel ilmi etki oluşturacaktır.) Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız..."
(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.52)
(Hz. Mehdi (as)'nin zuhurundan (ortaya çıkışından) önce) PİYASANIN DURGUN OLMASI, KAZANÇLARIN AZALMASI olacaktır.
(Kıyamet Alametleri, s. 148)
Herkesin AZ KAZANÇTAN YAKINMASI, paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır.
(Kıyamet Alametleri, s. 146)

Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman...
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 39-40)


Ahlaki Çöküş

İçinde bulunduğumuz zamanda dünya toplumlarının
sosyal yapılarını tehdit eden çok büyük bir tehlike
söz konusudur. Bu tehlike insan bedenini ölüme götüren
virüslere benzer şekilde sinsi bir faaliyet göstererek
toplumu yıkıma sürüklemektedir. İşte bu tehlike bir
insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.
Eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı cinselliğin,
cinsel suçların, pornografinin, tecavüz vakalarının
ve cinsel hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli
göstergeleridir.

Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya
kamuoyunun gündemindedir. Pek çok insan çevresinde olup
bitenlerin, tehlikenin farkında değildir veya bu olayları
sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirme gafletine
düşmektedir. Ancak istatistikler tehlikenin boyutlarının
görülmemiş bir artışla her geçen gün büyüdüğünü göstermektedir.


Akit, 2 Mart 2001, Akit,
1 Aralık 2000, Hürriyet, 26 Haziran 2001

Dini ve ahlaki değerlerden yoksun toplumlar için
AIDS hızla yayılan ve başa çıkılamayan bir bela
olmuştur.

Cinsel hastalık
oranları insanlığın önündeki sorunların büyüklüğünü
gözler önüne seren önemli bir kriterdir. Dünya Sağlık
Örgütü'nün (WHO) kayıtlarına göre, cinsel yoldan bulaşan
hastalıklar en çok rastlanan hastalık gruplarından birini
oluşturmaktadır; raporlar her yıl tahmini olarak 333
milyon yeni vakanın meydana geldiğini göstermektedir.
Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir
sorun olma konumunu korumaktadır. WHO istatistikleri
bugüne kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını
kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü'nün AIDS ile ilgili
2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu çok iyi özetlemektedir:
"AIDS sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki
yıkıcı etkisiyle benzersizdir."


Son yıllarda eşcinselliğin
kaydettiği hızlı artış ürkütücü gelişmelerden
biridir. Bu gelişmeler 14 asır önce Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde yer almıştır.


Ürkütücü gelişmeler arasında eşcinselliğin
yayılışı da oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin
bazı ülkelerde resmi olarak evlenebilmeleri, evliliğin
getirmiş olduğu sosyal haklardan istifade edebilmeleri,
dernek ve partiler kurmaları, dünya çapında yapılanmaları,
kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini değerlere savaş
açmaları, Peygamberimiz (sav)'in döneminden bu yana
geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza
mahsus olaylardır.

Günümüzdeki eşcinsellerin bu cüret ve pervasızlıkları
eşcinselliği ile tanınmış Lut halkının başına gelenleri
düşündürmektedir. Kuran'da anlatıldığı gibi, Allah Hz.
Lut'un doğru yola davetine azgınlıkla karşılık veren
Lut şehri ve halkını büyük bir felaketle helak etmiştir.
Bu sapık toplumdan geri kalanlar halen bir ibret belgesi
olarak Lut Gölü'nün suları altında durmaktadır.

Ahir Zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu
tasvir eden hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla
ortaya çıktığı açık bir gerçektir.

Fuhşun utanma ve gizlemeye gerek duyulmaksızın,
açıkça yapılmasının bir kıyamet alameti olduğu hadiste
şöyle belirtilmiştir:


Fuhuş açık
olmadan... kıyamet kopmaz.

Ramuz-El Ehadis, 91/7

Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin
yaygınlaşmasının bir işaret olduğu da Peygamberimiz
(sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:


Zinanın çoğalması
kıyamet alametlerindendir.
Buhari,
Tecrid'i 1/16


Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun
zayıflaması şöyle tasvir edilmiştir:

Kıyamet yaklaşınca...
kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak
kadar haya ortadan kalkar.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 97


Hürriyet, 27 Temmuz 2001,
Milliyet, 14 Eylül 2000, Yeni Binyıl, 22 Ocak
2000, Milliyet, 13 Mayıs 2001, Milliyet, 16 Ekim
2000, Sabah, 22 Ocak 2001, Sabah, 30 Ocak 2000

Toplumlardaki ahlaki çöküntünün birer delili olan
benzer haberler her gün gazete sayfalarında yer
almakta ve pek çok insan tarafından normal karşılanmaktadır.


Çok ilginçtir son dönemde bazı ülkelerde birtakım TV kanallarında
gizli kamerayla çekilmiş fuhuş görüntüleri yayınlanmaktadır.
Yollarda insanlarla pazarlık yapan hayat kadınları herkesin
gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş yapmaktadırlar.
Burada, hadiste kıyamet alameti olarak belirtilen bir
olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya çıkmış
ve milyonlarca insana bu olay gösterilmiştir. Hadisler
göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi
olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli
bir belirtisidir:


Erkekler kadınlara
benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek.Ölüm-Kıyamet-Ahiret
ve Ahirzaman Alametleri, s. 451
Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde...
kıyamet yaklaşmış olacaktır.

Ramuz-El Ehadis, 448/8;
Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480

Hak Dinin ve Kuran Ahlakının
Terk Edilmesi Kıyamet alametleri
ile ilgili hadisler bizlere söz konusu işaretlerin baş
göstereceği dönemin ayrıntılı bir tasvirini sunmaktadır.
Peygamberimiz (sav)'in sözlerinden anlaşılmaktadır ki,
Ahir Zaman'ın birinci safhası dinin görünüşte uygulandığı,
fakat gerçekte Allah'ın dininin ve Kuran ahlakının neredeyse
tamamen terk edildiği bir dönemdir. Apaçık olan Kuran
ayetlerinin görmezlikten gelindiği, Allah adına hükümler
öne sürüldüğü, dinde ayrılığa düşüldüğü, ibadetlerin
gösteriş amaçlı yapıldığı, dinin çıkar ve menfaat sağlamak
için araç olarak kullanıldığı bir zamandır. İmanın bilgi
ve araştırmaya değil de taklitçiliğe dayalı olması da
bu dönemin bir özelliğidir. Bu devirde sözde Müslümanlar
çoğunlukta, hakiki alimler ve samimi Müslümanlar ise
azınlıktadır.

Peygamberimiz (sav) tarafından günümüzden
on dört yüzyıl önce bildirilen ve tamamı içinde bulunduğumuz
çağda eksiksiz yaşanan alametler şunlardır:

Kuran'da bildirildiğine göre, Peygamberimiz
(sav) ahiret günü kendi kavminin "Kuran'ı
terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktığını"
(Furkan Suresi, 30) ifade edecektir. Hadislerde de Ahir
Zaman'da Kuran'ın yol gösterici vasfının göz ardı edileceği,
Kuran'dan uzaklaşılacağı şöyle bildirilmiştir:

İnsanlara bir zaman gelir
ki Kuran-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir
vadide olurlar.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 23


İnsanlara
bir zaman gelecektir ki Kuran-ı Kerim'in yalnız
resmi, İslam'ın yalnız ismi kalacaktır. Onlar İslam'dan
en uzak insanlar oldukları halde İslami isimlerle
isimlenecekler, mescitleri görünüşte mamur olduğu
halde hidayet yönünden harap olacaktır.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 24

Cuma Suresi'nin 5. ayetinde, "Kendilerine
Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları,
hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların
durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir."
benzetmesi yapılmıştır. Kuşkusuz bu ayette Müslümanlar
uyarılmakta, aynı vahim hataya düşmemek için dikkatli
olmaları gerektiği hatırlatılmaktadır. Zira Kuran öğüt
alınması ve üzerinde düşünülmesi için indirilmiş bir
Kitap'tır.

Peygamberimiz (sav) Kuran'ın okunmasına
rağmen içerdiği bilgi ve hikmet üzerine düşünülmemesinin
Ahir Zaman'ın bir özelliği olduğunu şöyle ifade etmiştir:

Bundan sonra
birtakım, Kuran okuyan fakat okudukları dillerinde
kalan, kalplerine inmeyen insanların türeyeceği
bir zaman gelecektir.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 61


Enam Suresi'nin 26. ayetinde insanları
"Kuran'dan alıkoyanlara" dikkat çekilmektedir. Hadislerden
de sapkın fikir akımlarının, hak ve hakikatten uzak
sistemlerin kıyamet öncesinde, insanları Allah'ın yolundan
saptıracak büyük fitneler meydana getireceği anlaşılmaktadır.

Kıyamet önü
sıra karanlık geceler gibi fitneler vardır.

Ramuz-El Ehadis, 121/5


Kıyamete yakın
karanlık gecelerin parçaları gibi karışıklıklar
olacaktır. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak
sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak, mümin olarak
akşamlayıp kafir olarak sabahlayacaktır.

Kur'an ve Sünnette Kiyamet
ve Ahiret, s. 155


Haram ve helal fiilleri Allah Kuran'da
eksiksiz olarak bildirmişken, dinde aslında olmayan
kuralların ve hükümlerin ortaya çıkması bir kıyamet
alametidir:


Haram olan
şeylerin helal sayılması... kıyamet alametlerindendir.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman
Alametleri, s. 454

Ahir Zaman'da alim olarak kabul edilen
bazı insanların gerçekte ikiyüzlü ve sahtekar olduklarını,
Peygamberimiz Hz. Muhammed şöyle haber vermiştir:


Ahir Zaman'da
kurt okuyucular olacak. Kim o zamana yetişirse,
şerlerinden Allah'a sığınsın. Onlar çok kokmuş insanlardır.
Riyakarlık (ikiyüzlülük) hakim olacak, riya (ikiyüzlülük)
ve gösterişten utanılmayacak.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.
470


Alimler ilmi
sırf para kazanmak için öğrendiğinde... dini dünyalık
karşılığında sattıklarında... hükmü sattıklarında...
kıyamet yaklaşmış olacaktır.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.
480


Ahir Zaman'da
öyle adamlar çıkacak ki, dinlerini dünya menfaatleri
karşılığında satacaklardır. Bunlar yumuşak görünmek
için koyun postuna bürünecekler, dilleri şekerden
tatlı, fakat kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.

Tirmizi, Zühd, 60

İslam'ın kurallarına gereken saygı
ve özeni göstermeyen, dini, kendi menfaatleri doğrultusunda
araç olarak kullanmaktan çekinmeyen insanların durumu
da şu şekilde anlatılmıştır:

Ümmetimin
son zamanlarında mescitlerini süsleyip kalplerini
harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar
dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda
gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmağa aldırış etmeyen
birtakım insanlar türeyecektir.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 25


İyiliğin tavsiye edilmesi ve kötülüğün
önlenmesinin Allah'ın önemli bir emri olduğu bilindiği
halde yapılmaması da kıyametin yaklaştığının bir göstergesidir:

İyilik terk
edilip emredilmediğinde, kötülük işlenip alıkonulmadığında...
kıyamet yaklaşmış olacaktır.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
s. 480 Kıyamet
yaklaşır, hayırlı işler azalır.

Kıyamet Alametleri, s.264


Samimi Müslümanların günahkarların baskısı
altında zayıf duruma düşmelerinin bir kıyamet alameti
olduğu hadiste şöyle bildirilmiştir:

(Kıyametin
bir alameti) Mescitler içerisinde günahkarların
seslerinin yükselmesi ve günahkarların dinin emrettiklerini
yerine getiren samimi müminler üzerine galip gelip
onlara tahakküm etmeleridir.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 450

Peygamberimiz (sav)'in verdiği bir
haber de Ahir Zaman'da gerçek müminlerin neredeyse yok
denecek kadar az sayıda olmasıdır:


İnsanlara bir
zaman gelir ki camilerinde toplanıp namaz kılarlar.
Fakat aralarında mümin bulunmaz. Son Zamanlarla
İlgili Hadisler, s. 17

Samimi müminlerin inançlarını saklamaları
ve ibadetlerini gizli sürdürmelerinin hadisteki tasviri
şöyledir:


Dünyanın dört bir yanında
sırf iman ettikleri için öldürülen insanların
olacağı 1400 yıl önce hadislerde zikredilmiştir.


Bu gün sizin
aranızda münafıkların gizli yaşadıkları gibi bir
zaman gelir ki mümin olanlar da diğerlerinin arasında
gizli olarak dini hayatlarını sürdürmeye çalışırlar

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 9

Cami ve mescitlerin sadece yol olarak
kullanılan mekanlara dönüşmesinin bir işaret olduğu
aşağıdaki hadiste haber verilmektedir:


Mescitler namaz
kılınmayıp gelip geçilen bir yol haline geldiği...
bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 87

Ahir Zaman'da Kuran'ı Allah'ın rızasını
kazanmak için değil de kazanç elde etmek için okuyan
insanların da ortaya çıkacağı hadiste şöyle dile getirilmiştir:


Kim Kuran
okursa (mükafatını) Allah'tan istesin. Zira son
zamanlarda Kuran okuyup (mükafatını) insanlardan
isteyen birtakım insanlar türeyecektir.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 9

Kuran'ın sadece haz almak için adeta
bir şarkı gibi okunması (Allah'ı ve Kuran'ı tenzih ederiz) da bir işarettir:

Kuran-ı Kerim'in
şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu, hatta kişi
alim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar
gördüğü zaman...

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 31

Müslüman olarak tanınan bazı
şahısların çarpık bir kader anlayışına sahip olmaları,
bazılarının da yıldızların geleceğe dair haber verdiğine
inanmaları Ahir Zaman'ın göstergelerindendir:

Ahir zamanda
ümmetim hakkında en çok endişe duyduğum: yıldızlara
(inanmak), kaderi yalanlamak...

Ramuz-El Ehadis, 1/1540


Yıldızlarla
geleceğe dair haberler almaya çalışmak da kıyamet
alameti olarak hadislerde haber verilmiştir.



Allah'ın ayetlerde kesin
olarak haram kıldığı faiz günlük yaşamın bir parçası
haline gelmiştir.


Faizin, Allah'ın haram kıldığı bir
fiil olmasına rağmen alenen uygulanmasının bir alamet
olduğu hadiste şöyle belirtilmiştir:

Kıyamet alametlerindendir:..
faizin aşikar olması.

Ramuz-El Ehadis, 448/8
İnsanlar üzerine öyle
bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz.
Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.Ramuz-El Ehadis,
360/8, 503/7


Hac ibadetinin yapılış amacının
gezmek, ticaret yapmak, gösteriş yapmak veya dilenmek
olması Ahir Zaman'ın bir diğer belirtisidir:


İnsanlar üzerine
bir zaman gelir ki zenginler tenezzüh (seyahat)
için, orta halliler ticaret için, onların kurraları
(alimleri) riya ve gösteriş için, fakirleri ise
dilenmek için hac ederler.

Ramuz-El Ehadis, 503/8


Sosyal Bozulma

Günümüz insanlarının karşı karşıya
olduğu önemli bir sorun toplumun temelini oluşturan
sosyal yapılardaki bozulmadır. Toplumsal çöküş değişik
şekillerde kendini göstermektedir. Dağılmış aileler,
boşanmalardaki artış ve gayrimeşru çocuklar aile kurumundaki
tahribatın doğal sonucudur. Stres, huzursuzluk, mutsuzluk,
endişe ve kaos pek çok insanın hayatını adeta bir kabusa
dönüştürmektedir. Manevi boşluk içindeki insanlar bunalımlarına
çare ararken alkol ve uyuşturucu bataklığına düşmekte
veya karanlık yollara girmektedir. Çözüm yolu kalmadığını
düşünen bazıları da intiharı bir kurtuluş zannetmektedirler.


"Ahir Zaman" olarak adlandırılan
dönem, toplumsal yozlaşmanın en ileri boyutlara
ulaştığı dönemdir. Toplumun temelini oluşturan
sosyal yapılarda büyük bir bozulma gözlemlenmektedir.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bugün yaşanan
toplumsal çöküşle ilgili çok açık işaretler yer
almaktadır.

Toplumsal yozlaşmanın en çarpıcı göstergelerinden
birisi de yasalara aykırı davranışlardaki büyük artıştır.
Suç oranlarındaki artış konunun uzmanlarını dahi hayrete
düşüren boyutlara ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler Uluslararası
Suç Önleme Merkezi'nin hazırladığı "Evrensel Suç ve
Adalet Raporu" tüm dünya ülkelerini kapsayan şu genellemeleri
içermektedir:

Ortalama olarak, suç oranları 1980'lerde
olduğu gibi, 1990'larda da yükselmeye devam etmektedir.

Dünyanın neresi olursa olsun, beş yıllık
bir periyotta, büyük şehirlerin sakinlerinin üçte ikisi
en az bir kere suç sayılan fiillerin hedefi olmaktadır.

Evrensel olarak ciddi suçlara hedef olma
olasılığı (soygun, cinsel suçlar, saldırı) beşte birdir.

Bölge ayrımı olmaksızın, gençler kategorisindeki
mülkiyete yönelik suçlar ve şiddet suçlarının her ikisi
de ekonomik problemler ile ilgilidir.

Son yıllarda yasadışı
uyuşturucu madde türleri sayıca artmış ve nitelik olarak
da çeşitlenmiştir.

Aslında söz konusu olaylarda şaşılacak
bir durum yoktur. Böyle bir sosyolojik gelişmenin nedenleri
Kuran'daki geçmiş toplumların kıssalarında açıkça anlatılmaktadır.
Sosyal dejenerasyon ve buna bağlı olarak ortaya çıkan
her türlü sorun insanların Allah'ı ve yaratılış amaçlarını
unutmalarının, hak dinden ve manevi değerlerden uzaklaşmalarının
kaçınılmaz bir sonucudur.

Toplumsal bozulmanın unsurları
aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'in on dört yüzyıl önce
haber verdiği, günümüzde de eksiksiz olarak ortaya çıkan
gelişmelerdir. Hz. Muhammed (sav)'in "insanların ihtilaf
ve içtimai (sosyal) sarsıntılar içinde bulundukları
zaman" (Ramuz-El Ehadis, 7/7) olarak tanımladığı Ahir
Zaman'ın ilk devresi ile ilgili hadisler şöyledir:

[align=justify]Hadislerden anlaşılmaktadır
ki, toplumda kötü insanların çoğalması, güvenilir kabul
edilen bazı insanların gerçekte yalancı, yalancı olarak
tanınan bazılarının da gerçekte güvenilir kişiler olması
Ahir Zaman'ın bir özelliğidir:


İnsanlar üzerine
aldatıcı seneler gelecek. O senelerde... haine itimat
edilecek, doğru kişi hain sayılacak.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
s. 476 Kötülerin
çoğaldıkça çoğalması, yalancıların doğru kabul
edilip doğruların yalancı sayılması, hainlerin
güvenilir, güvenilir kimselerin hain sayılması...
kıyamet alametlerindendir.

Son Zamanlarla İlgili
Hadisler, s. 92


Dünyada alçak
oğlu alçak kimseler insanların en mutlusu oluncaya
kadar kıyamet kopmayacaktır.

Tirmizi, Fiten, 37


Asabi, 10 Ocak 2000,
Akşam, 22 Ocak 2001, Akit, 4 Nisan 2001, Akit,
17 Mart 2001, Milli Gazete, 13 Haziran 2000, Yeni
Yüzyıl, 27 Haziran 1997, Akit, 19 Ekim 2000, Radikal,
21 Şubat 2001, Yeni Mesaj, 30 Nisan 2000

Gazetelerde yer alan ve toplumdaki ahlaksızlıkların
dolayısıyla kötü insanların sayısının arttığını
kanıtlayan bu gibi haberler Ahir Zaman'ın da habercisidirler.


Dinimizin kurallarına ve kanunlara uygun elde edilmiş
kazanç ile güvenilir insanların az bulunacağı hadiste
şöyle belirtilmiştir:

Ahir Zaman'da
ümmetim içerisinde en az bulunacak şey helal para
ve kendisine güvenilir arkadaştır.

Suyuti, Camiü's-Sagir,
2/71

Gerçek şahitliğin gizlenmesi,
yalancı şahitliğin ve iftiranın ise yaygınlaşması bir
alamettir:


Kıyametten
hemen önce... yalancı şahitlik yaygınlaşır, hakka
şahitlik ise gizlenir.

Ramuz-El Ehadis, 1/121
İftiranın yaygınlaşması
kıyamet alametlerindendir.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 450


Pek çok toplumda tek üstünlük kriterinin
zenginlik olması, saygının kişinin zenginliğine endeksli
olmasının bir kıyamet alameti olduğu şöyle bildirilmiştir:


Zengine itibar edilip
kendinden daha üstün kişiler ona ayağa kalktıklarında
ve ona selam verdiklerinde... kıyamet yaklaşmış demektir.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s.
480-481


İnsanlar arasındaki sosyal ilişkilerin
bozulmasının da bir işaret olduğu hadislerdeki tasvirlerden
anlaşılmaktadır:


Selam halka
değil de özel insanlara verilinceye... kadar kıyamet
kopmaz.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 470
Kişinin yalnız tanıdıklarına selam vermesi... kıyamet
alametlerindendir.

Ramuz-El Ehadis, 121/4


Sorumluluğun işin ehli olmayanlara
verilmesinin sonuçları da aşağıdaki hadiste şöyle vurgulanmaktadır:


İş ehil olmayana
verilince, artık kıyameti bekle!

Zebidi, Tecridi Sarih,
12/201

Türkiye, 24 Mayıs 2001,
Posta, 16 Şubat 2001

Ahir Zaman'ın en önemli özelliklerinden biri de
insanlar arasında sevgi ve saygının kalmamasıdır.
Sokakta yere yığılmış hasta bir kişiye kimsenin
yardım etmemesi günümüzde sık rastlanılabilen
bir durumdur.


Aile, akraba ve komşuluk ilişkilerinin
bozulması, fertler arasındaki sosyal ve manevi değerlerin
kaybolması bu dönemin başka bir özelliğidir:


Akit, 19 Ekim 2000, Akşam,
26 Haziran 1999, Milli Gazete, 5 Ocak 2001, Sabah,
23 Mart 2001

Son dönemdeki ahlaki çöküşü belgeleyen küpürler.


Kişinin annesine isyan
etmesi, babasına sıkıntı vermesi...

Tirmizi, Fiten, 38
Kıyametten hemen önce...
akraba ile ilişkiler kesilir.

" Ramuz-El Ehadis, 448/7


Komşular arasında
geçimsizliğin yaygın hale gelmesi kıyamet alametlerindendir.

Son Zamanlarla İlgili
Hadisler, s. 86


Gençlerin sinirli olmaları,
çocuklar ile yetişkin insanlar arasındaki sevgi ve saygı
ilişkilerinin bozulması hadislerde şöyle anlatılmıştır:


Büyükler küçüklere
merhamet etmediklerinde, küçükler de büyüklerine
saygı göstermediklerinde... çocuk öfkeli olduğunda...
kıyamet yaklaşmış olacaktır.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
s. 480


Hadisler göstermektedir ki, aile
kurumundaki bozulmaya bağlı olarak boşanmaların ve evlilik
dışı çocukların çoğalması Ahir Zaman toplumlarının bir
niteliğidir.


Akit, 16 Şubat 2001

Aile yapısındaki bozulma, insanlar arasındaki
iletişimsizlik, ilişkilerin sevgi ve saygıya değil
de çıkara ayarlı olması, yalnız insanların artması
gibi sorunlar Ahir Zaman toplumlarının ortak özelliklerindendir.
Hadislerde haber verilen bu bozulmalar kıyametin
yaklaştığının anlaşılması ve Allah'a yönelip dönülmesi
için birer ibret vesilesidir.


Boşanmaların çoğalması...
kıyamet alametlerindendir.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 455 Kıyamet
yaklaşınca... gayri meşru çocuklar çoğalır.

Ramuz-El Ehadis, 33/7


Materyalist felsefe ve dünya görüşlerinin
etkisiyle insanların ahireti unutmaları, dünyaya büyük
bir hırsla bağlanmaları kıyamet öncesindeki dönemin
bir vasfıdır:

İnsanlarda
cimrilik ve hırs artacak.

Müslim, İmare, 176; İbni
Mace, Fiten, 24 Kıyamet
yaklaştı. Halbuki insanlar dünyaya karşı ancak
hırslarını arttırıyorlar, Allah'tan da uzaklaşıyorlar.

Suyuti, Camiü's-Sagir,
2/57


Birbirlerine kaba sövgü ve küfürlerle
hitap eden insanların durumu hadiste şöyle ifade edilmiştir:

Son zamanlarda
türeyen, birbirleriyle karşılaştıkları zaman selamları
lanetleşmeden ibaret olan sarhoş ve asi bir nesil
(ortaya çıkmadıkça)...

Son Zamanlarla
İlgili Hadisler, s. 54


Bu dönemin başka bir özelliği de
dedikodu ve alayın büyük rağbet görmesidir:


Dedikoducuların,
gıybetçilerin ve alaycıların artması kıyamet alametlerindendir.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 93


Dalkavukların toplum içinde itibar
görmeleri de şöyle haber verilmiştir:


Bazı dedikodu dergileri


Kıyamet yaklaşınca...
o devrin en itibarlıları yaltaklık ve dalkavukluk
yapanlardır.

Son Zamanlarla İlgili
Hadisler, s. 97 Sığırların
dilleriyle yalayarak yediği gibi, dilleriyle geçimlerini
temin eden birtakım insanlar ortaya çıkmadıkça
kıyamet kopmaz.

Son Zamanlarla İlgili
Hadisler, s. 101


Güneş, 22 Ocak 2000, Milli
Gazete, 30 Temmuz 2001


Ahir Zaman'da sık karşılaşılan bir durum da ticaret hayatında
sahtekarlığın ve rüşvetin olağan hale gelmesidir:

Kıyamet yaklaşınca...
ölçü ve tartılarda hile yapılır.

Ramuz-El Ehadis, 33/7
Rüşvetlerin alınması...
kıyamet alametlerindendir.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 454


Peygamberimiz (sav) Ahir Zaman'da
cinayetlerin artışını şöyle bildirmiştir:

Cinayetler
artmadıkça... kıyamet kopmaz.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
s. 468


Yeni Mesaj, 17 Haziran
2001, Hürriyet, 27 Mart 2001, Asabi, 16 Mayıs
2001, Takvim, 13 Ocak 2001, Hürriyet, 21 Haziran
2001

Cinayetlerdeki dikkat çekici artış da hadislerde
haber verilen alametlerdendir.


Bilim ve Teknoloji

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bilindiği
gibi, günümüzden on dört yüzyıl önce yaşamıştır. Tarihi
kaynaklar Arap toplumunun, Kuran'ın tebliğ edildiği
dönemde, evren ve doğa üzerine herhangi bir inceleme
yapabilecek teknolojiye sahip olmadığını göstermektedir.
Bu tespit şu anlama gelmektedir ki, Peygamberimiz (sav)'in
yaşadığı dönem ile günümüzün bilim ve teknoloji düzeyi
arasında kıyas kabul etmez bir farklılık vardır. Aslında
bu ayrılık 20. yüzyılın başı ile 21. yüzyılın başı arasında
bile oldukça büyüktür. Bundan birkaç on sene önce isimleri
bile telaffuz edilmeyen bazı teknolojik yeniliklerin
bugünün vazgeçilmez unsurları olması buna canlı bir
delildir.

Bu devasa farklılıklara rağmen Peygamberimiz
(sav) 7. yüzyılda, geleceğe yönelik bazı haberler vermiştir.
İlerleyen sayfalarda da Ahir Zaman'daki bilim ve teknoloji
ortamını tasvir eden söz konusu hadisler incelenecek,
Peygamberimiz (sav)'in on dört yüzyıl önce verdiği haberlerin
günümüzde aynı şekilde gerçekleştiği gözler önüne serilecektir.

TIP TEKNOLOJİSİ:

Uzun yaşamak çağlar boyunca insanların
belli başlı hedefleri arasında yer almıştır. Bu uğurda
büyük bir çaba harcanmıştır. Konuyla ilgili olarak,
Hz. Muhammed (sav) de Ahir Zaman'daki gelişmeleri haber
verdiği bir hadisinde şunları söylemiştir:

Onun zamanında...
ömürler uzayacaktır.

El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil
Mehdiyyil Muntazar, s. 43


Sabah, 10 Şubat 2001,
Radikal, 3 Mayıs 2000, Radikal, 1 Eylül 2000,
Gözcü, 19 Mayıs 2001, Hürriyet, 4 Kasım 1999

Bu küpürlerde yer alan bilimsel gelişmeleri Peygamber
Efendimiz 1400 yıl öncesinde Ahir Zaman alameti
olarak haber vermiştir.

Peygamberimiz (sav)'in
verdiği bu haberin üzerinden on dört asır geçmiştir.
Kayıtlar geçen bu zaman aralığında, ortalama yaşam süresinin
içinde bulunduğumuz çağda diğer tüm dönemlerden daha
fazla olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hatta 20.
yüzyılın başları ile sonları arasında dahi büyük bir
fark vardır. Örneğin 1995 yılında doğmuş olan bir çocuğun
1900'lerde doğmuş birisine göre ortalama 35 yıl daha
uzun yaşayacağı tahmin edilmektedir.
Bu konudaki çarpıcı bir başka örnek de
geçmişte 100 seneden fazla yaşayan insanların oldukça
nadir, günümüzde ise çok sayıda olmasıdır.

Birleşmiş Milletler Nüfus
Departmanı kaynaklarına göre, son birkaç yılda dünya
nüfusu yüksek ölüm oranlarından düşük ölüm oranlarına
doğru dikkate değer bir geçiş devresindedir. Demografik
devrim olarak nitelenen bu gelişmenin merkezinde de
yaşlıların sayıca ve oranca artışı yer almaktadır. Böylesine
hızlı ve geniş ölçekli bir gelişmenin uygarlık tarihinin
hiçbir döneminde görülmediği de aynı kaynakta vurgulanmaktadır.

Şüphesiz yaşam süresindeki bu artış sebepsiz
değildir. Tıp teknolojisinin ilerlemesine bağlı olarak
sağlık hizmetlerindeki gelişme insanların böyle bir
nimete kavuşmasına olanak sağlamıştır. Bunlara ek olarak,
genetik bilimindeki gelişmeler ve halen büyük bir hızla
ilerlemekte olan İnsan Genomu Projesi sağlık alanında
yepyeni bir dönem başlatmak üzeredir. Bu ilerlemeler
geçmiş zamanlarda yaşayan insanların hayal bile edemeyeceği
bir boyuttadır. Tüm bu gelişmelere dayanarak şunu söylemek
mümkündür: Yaşadığımız çağın insanları yukarıdaki hadisin
haber verdiği uzun ve sağlıklı hayat standardını yakalamışlardır.

EĞİTİM:


Teknolojik imkanlardan
faydalanılarak yürütülen çalışmalar ile okur-yazar
oranı günümüzde %80'lere ulaşmıştır.


20. ve 21. yüzyılı geçmiş yüzyıllardan
ayıran önemli bir özellik de okuryazarlık oranlarında
kaydedilen ilerlemedir. Geçmiş dönemlerde okuryazarlık
toplumun belirli bir kesiminin sahip olduğu bir imtiyaz
statüsünde kalmıştır. 20. yüzyılın sonlarına doğru ise
başta UNESCO olmak üzere, hükümetler ve sivil toplum örgütleri
dünya genelinde kampanyalar düzenlemişlerdir. Bu eğitim
seferberliği, teknolojik yeniliklerin de insanlığın hizmetinde
kullanılmasıyla birlikte günümüzde meyvelerini vermektedir.
UNESCO'nun 1997 yılında yayınlanan raporuna göre, dünya
nüfusunun %77.4'ü okur-yazar konumundadır.



Kıyametin yaklaşmasına
doğru... okuryazar çoğalır.

Son Zamanlarla İlgili Hadisler,
s. 93; Ramuz-El Ehadis, 1/121


Bu rakam kuşkusuz, geçen on dört yüzyıl
içindeki en yüksek orandır. Aynı zamanda da Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde haber verdiği Ahir Zaman toplumlarının
bir niteliğidir:

İNŞAAT TEKNOLOJİSİ:

Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği,
içinde bulunduğumuz dönemin ileri teknolojik koşullarını
tasvir eden bir işaret de yüksek binaların inşa edilmesidir.

Yüksek yüksek
binalar inşa edilmedikçe... kıyamet kopmaz.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
s. 468 Şu hadiseler
meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır... Yüksek
binalar yapmada insanlar birbirleriyle yarışacak.

Buhari, Fiten, 25; Ahmed
bin Hanbel, Müsned, 2/313


Yüksek binalar ve inşaat
teknolojisindeki yarış, içinde bulunduğumuz dönemi
tasvir eden hadislerde 14 asır önce haber verilmiştir.



Mimarlık ve mühendislik tarihine baktığımızda görürüz
ki, yüksek katlı binalar 19. yüzyılın sonlarında inşa
edilmeye başlanmıştır. Teknolojinin ilerlemesi, çeliğin
yaygınlaşması ve elektrikli asansörlerin kullanılması
gökdelen olarak tabir edilen yapıların inşaatına hız kazandırmıştır.
Gökdelenler 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin önemli bir parçası
olmuş, günümüzde de birer prestij sembolü haline gelmiştir.
Hadiste belirtilen, insanların yüksek binalar yapma yarışı
da ülkelerin daha yüksek gökdelenler yapabilmek için büyük
bir rekabet ve yarış içerisine girmeleriyle tam olarak
gerçekleşmiştir.


ULAŞIM
TEKNOLOJİSİ:
Tarih boyunca ulusların zenginlikleri ve güçleri, sahip oldukları
ulaşım teknikleri ile doğrudan doğruya bağlantılı olmuştur.
Etkili ulaşım sistemlerini kuran toplumlar kalkınma
atılımlarını gerçekleştirmişlerdir.

Peygamberimiz (sav) de Ahir Zaman'ın özelliklerini
anlatırken, ulaşımın gelişeceğini şöyle ifade etmiştir:


Şu hadiseler
meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır... Zaman
kısalacak ve vasıtalarla mesafeler kısalacak.

Buhari, Fiten, 25; Ahmed
bin Hanbel, Müsned, 2/313

Yukarıdaki hadisin son bölümündeki
mesaj oldukça açıktır. Ahir Zaman'da yeni araçlarla
uzak mesafelerin kısa hale geleceği bildirilmiştir.
Yaşadığımız yüzyılın sesten hızlı uçakları, trenleri
ve diğer gelişmiş ulaşım araçlarıyla, eski dönemlerde
aylar süren yolculuklar şimdi birkaç saat içinde, üstelik
çok daha güvenli, rahat ve konforlu bir biçimde yapılabilmektedir.
Hadisin işareti de bu şekilde gerçekleşmektedir.


20. ve 21. yüzyılda
teknoloji oldukça yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.
Özellikle ulaşım teknolojisi, mimarlık ve diğer
mühendislik kollarında mükemmel sonuçlara ulaşılmıştır.


Son teknolojik ürünlerden
hızlı otomobil.


Günümüzün ileri teknoloji ürünü ulaşım
araçlarına Allah Kuran'da şu şekilde işaret etmiştir:


Onlara binmeniz ve süs için atları,
katırları ve merkepleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz
neleri yaratmaktadır. (Nahl Suresi, 8)

Yukarıda verdiğimiz hadisin birinci bölümündeki
"zaman kısalacak" ifadesine de bu değerlendirme ışığında
bakmak yerinde olacaktır. Açıktır ki, Peygamberimiz
(sav) Ahir Zaman'da işlerin diğer dönemlere oranla daha
kısa zaman dilimlerinde tamamlanacağını bu şekilde ifade
etmiştir. Gerçekten de bilimin ilerlemesi her işin çok
daha kısa sürelerde yapılmasına ve çok daha mükemmel
sonuçlar elde edilmesine imkan tanımaktadır. Benzer
başka bir hadis de bu görüşümüzü doğrulamaktadır:

Zaman kısalıp
sene ay, ay hafta, hafta gün, gün saat, saat de
ateş tutuşturacak kadar az bir zaman olmadıkça kıyamet
kopmaz.

Son Zamanlarla İlgili
Hadisler, s. 95

Örneğin asırlar önce kıtalar arasında
haftalar alan haberleşme şu anda internet ve iletişim
teknolojileriyle saniyeler içerisinde tamamlanmaktadır.
Geçmişin kervanları ile aylar süren seyahatler sonucu
ulaşılabilen eşyaları, günümüzde anında temin etmek
mümkündür. Çok değil, daha birkaç yüzyıl önce tek bir
kitabın yazılması için geçen sürede bugün milyarlarca
kitap basılabilmektedir. Temizlik, yemek pişirme, çocuk
bakımı gibi gündelik işler, "teknolojik" aletlerin
yardımıyla vakit almaktan çıkmıştır.


Hürriyet, 9 Ekim 1999,
Hürriyet, 3 Mayıs 2001

Her işin daha kısa sürede yapılmasını sağlayan
bazı teknolojik aletler.


Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir.
Elbette burada üzerinde durulması gereken Peygamberimiz
(sav)'in 7. yüzyılda haber verdiği kıyamet işaretlerinin
günümüzde aynen gerçekleşmesidir.

Hadislerde bildirilen diğer bir alamet
olan Ahir Zaman'da "ticaretin yaygınlaşması" (Ölüm Kıyamet
ve Diriliş, s. 473) da ulaşımdaki ilerlemelere paralel
olarak tam anlamıyla gerçekleşmiş durumdadır. Gelişmiş
ulaşım araçları tüm dünya ülkelerinin kendi aralarında
yoğun ticari ilişkiler kurmalarına ortam hazırlamıştır.

HABERLEŞME TEKNOLOJİSİ:

Peygamberimiz (sav)'in verdiği haberler
arasında oldukça dikkat çeken bir bilgi de günümüzün
iletişim teknolojisine işaret eden hadislerdir. Mucize
niteliğine sahip bu haberlerden birisi şöyledir:


Kişiye kamçısının
ucu konuşmadıkça... kıyamet kopmaz.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
s. 471


Bu hadis dikkatli bir şekilde değerlendirildiğinde,
içinde gizlenen hakikatler anlaşılabilir. Kamçı bilindiği
gibi, eski çağlarda özellikle at, deve gibi binek hayvanlarını
sürerken yaygın olarak kullanılmış bir araçtır; hadis
incelendiğinde Peygamberimiz (sav)'in bir benzetme yaptığı
ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde yaşayan insanlara yönelik
şöyle bir soru hazırlayalım: "Kamçının şekline benzetebileceğimiz
ve konuşan nesne nedir?"

Tek bir tuş ile binlerce
kilometre öteye sesi ve görüntüyü taşıyan teknoloji
rivayetlerle şaşırtıcı bir şekilde paralellik
göstermektedir.


Bu sorunun en mantıklı cevabı telsiz, cep
telefonu veya benzeri iletişim araçları olacaktır.

Cep telefonu veya uydu telefonu gibi kablosuz
iletişim araçlarının çok kısa bir geçmişi olduğunu göz
önünde bulundurursak, Peygamber Efendimizin 1400 yıl
önce yaptığı tasvirin de ne kadar hikmetli olduğu anlaşılacaktır.

Kıyamet öncesi zaman diliminin içinde bulunduğumuza
dair bir haber daha böylece tecelli etmiştir.

Peygamberimiz (sav)'e ait başka bir rivayette
de haberleşme teknolojisinin gelişimine şöyle işaret
edilmektedir:

Kişiye (kendi)
sesi konuşmadıkça... kıyamet kopmaz.

Ölüm Kıyamet ve Diriliş,
s. 471


14 asır önce, "kişiye
kendi sesinin konuşması" olarak tarif edilen ses
kaydı ve sesin dinlenmesine imkan tanıyan teknoloji
hadislerde haber verilen alametlerden biridir.
Yukarıda günümüz teknolojisinin ürünlerinden bir
müzik sistemi görülüyor.

Hadisteki mesaj oldukça açıktır: Kişinin
kendi sesini duymasının Ahir Zaman'ın bir özelliği olduğu
belirtilmektedir. Şüphesiz insanın kendi sesini işitebilmesi
için öncelikle sesini kayıt etmesi ve sonra da dinlemesi
gerekmektedir. Ses kayıt ve reprodüksiyon teknolojisi
de 20. yüzyılın bir ürünüdür; bu gelişme bilimsel bir
dönüm noktası olmuş, haberleşme ve medya sektörlerinin
doğmasına yol açmıştır. Ses kaydı özellikle bilgisayar
ve lazer teknolojilerindeki son gelişmelerle mükemmele
ulaşmış durumdadır.

Son yıllarda keşfedilen
tüm iletişim araçları Ahir Zaman'da yaşadığımız
gerçeğini bir kez daha akla getirmektedir.


Kısacası, günümüzün elektronik aletleri,
mikrofonları ve hoparlörleri sesin kaydedilmesi ve dinlenmesine
imkan sağlamakta ve bizlere yukarıdaki hadisin verdiği
haberin tecelli ettiğini göstermektedir.

Ahir Zaman'ı tasvir eden hadislerdeki haberleşme
teknolojisine işaret eden haberler yukarıdakilerle sınırlı
değildir. Konuyla ilgili diğer hadislerde de oldukça
dikkat çekici işaretler yer almaktadır:


O günün alameti:
Semadan (gökyüzünden) bir el uzanacak ve insanlar
ona bakacak ve göreceklerdir.

El Kavlul Muhtasar Fi
Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 53
O günün alameti semada (gökyüzünde)
uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu
bir el'dir.

Kitabül Burhan Fi Alametil
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 69


Yukarıdaki hadislerde belirtilen
"el"in mecazi bir anlamı olduğu açıktır.

Uydular ile her türlü
yayın, anında istenilen yere ulaştırılabilmektedir.
Bu olağanüstü olay da Peygamber Efendimizin 1400
yıl önceden bildirdiği alametlerdendir.



İnsanların baktıklarında görebilecekleri
bir nesne geçmiş dönemler için fazla bir anlam taşımamaktadır.
Ancak bugünün dünyasının vazgeçilmez bir parçası olan
televizyon, kamera ve bilgisayar gibi cihazlar hadislerde
tarif edilen olaya tam olarak açıklık getirmektedir.
Yani bu hadiste geçen "el" ifadesi, güç anlamında kullanılmıştır.
Ve gökten dalgalar halinde gelen görüntülere yani televizyona
işaret ettiği anlaşılmaktadır.

Konuyla ilgili diğer rivayetler de oldukça
ilgi çekicidir:


Semadan (gökyüzünden)
bir ses onu ismiyle çağıracak ve doğuda, batıda...
olan bile bu sesi duyacak...

El Kavlul Muhtasar Fi
Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 54-55
Bu ses bütün yeryüzüne yayılacaktır,
her kavim kendi dilinden duyacaktır.

Kitabül Burhan Fi Alametil
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 51


Semadan (gökyüzünden)
bir ses ki herkes bunu kendi lisanında işitir.

Kitabül Burhan Fi Alametil
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 37


Bu hadisler bütün yeryüzünde duyulacak
ve her toplumun kendi lisanlarında işitecekleri bir
sesten bahsetmektedir; bu şekilde radyo, televizyon
ve benzeri haberleşme vasıtalarına işaret edildiği açıktır.
Daha yüz yıl önce hayal edilemeyen bir gelişmeyi Peygamberimiz
(sav)'in 1400 sene önce haber vermesi de bir mucizedir.

Bediüzzaman Said Nursi
de sözü edilen hadisleri yorumlamış; bunların radyo,
telefon gibi haberleşme vasıtalarını mucizevi bir şekilde
haber verdiğini belirtmiştir.24

Görüntülü telefonlar,
televizyonlar, uydu ve internet teknolojisi gibi gelişmeler hakkındaki
hadislerden bir diğeri de şu şekildedir:


Hz.
Mehdi (as)’ın zamanında, doğudaki bir Müslüman batıdaki Müslüman
kardeşini görebilecek, batıdaki de doğudakini görebilecek.

(Bihar-ül Envar, cilt: 52, sayfa 391)


İşler ehline [Hz.
Mehdi’ (AS)ye] emanet edildiğinde Yüce Allah onun için dünyanın en
alçak bölümünü yükseltecek, en yüksek yerleri de alçaltacak. ÖYLE Kİ,
TÜM DÜNYAYI AVUCUNUN İÇİNİ GÖRDÜĞÜ GİBİ GÖRECEK. İçinizden hanginizin
avucunun içinde bir saç teli olsa onu göremez?

(Bihar-ül Envar, 5.cilt, s. 328)


Hadiste ahir zamanda yaşanacak
teknolojik gelişmelere ve görüntü aktarım sistemlerine dikkat
çekilmiştir. Görüntülü telefonlar, televizyonlar, uydu ve diğer
haberleşme sistemleri vesilesiyle insanlar artık dünyanın herhangi bir
yerinde bulunan dostları ile kolayca görüşebilmektedirler. Peygamberimiz
(sav) bu teknolojik gelişmeyi 1400 yıl önce bizlere haber vermiştir.


Bu dönemde yönetici konumunda olan kişiler haberleşmeyi ve
bilmedikleri konuları araştırıp öğrenmeyi ellerindeki avuç içi
bilgisayarlar ve bilgisayarlı telefonlarla gerçekleştireceklerdir:


İmam
Caferi Sadık aleyhisselam’ın oğlu Muhammed’in nakline göre İmam
aleyhisselam şöyle buyurdu: "KAİM ALEYHİSSELAM (HZ. MEHDİ (AS)) KIYAM
ETTİĞİNDE her memlekete bir sefir gönderecek ve her bir sefire şöyle
buyuracak. “SENİN AHDİN ELİNDEDİR. Anlamadığın bir durumla karşılaşır
ve hüküm vermekte zorlanırsan ELİNE BAK VE ELİNDE YAZANI UYGULA."...

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 381)


Hadiste Hz Mehdi (as) döneminde
yönetici konumunda olan kişilerin haberleşmek, bilgi almak ya da
bilmedikleri konuları araştırıp öğrenmek amacıyla avuç içi
bilgisayarlardan ve bilgisayarlı telefonlardan yararlanacaklarına dikkat
çekilmiştir. Bu kutlu dönemde teknolojinin en üst düzeye ulaşacağı,
insanların kendilerine gelen haberleri ve bilmeyip de öğrenmek
istedikleri konuları ellerindeki avuç içi bilgisayarların ya da
bilgisayarlı telefonların tuşlarına basarak bu teknolojik aletlerin
ekranlarından görüp anlayacakları hadisten anlaşılmaktadır.

YAĞMUR BOMBASI

Müslim'in Nüvvas b. Sem’an’dan nakl ettiği bir hadisde şöyle varit olmuştur:


"Göğe emredip yağmur yağdıracak...”"(Kıyamet alametleri baskı 10 sf. 219


Resimde Kansas’ta uçaktan gümüş iyodür dumanı püskürterek gerçekleştirilen bir bulut tohumlama işlemi görülmektedir.

(Kaynak: National Geographic sitesi)

Hadiste ahir zamanda istenildiği zaman yağmur
yağdırılabilecek yöntemler geliştirileceği bildirilmiştir. Nitekim
günümüzde bu yöntemler kullanılmaktadır. Yağmur bombası veya bulut
tohumlama olarak bilinen bu yöntem şöyle uygulanmaktadır:


"Yağmur bombası, çok soğuk bulutlara, buz kristalleri
saçarak yağmur ve kar şeklinde yağışın sağlanmasıdır. Çok soğuk bulutlar
sıkça görülür. Bunlar 0°C’nin altında veya hatta -40°C’nin altında
bulunan çok küçük su damlacıklarından ibarettir. Böyle bir buluta buz
kristallerinin atılması şartları değiştirir. Kristaller suya göre daha
düşük buhar basıncına sahip olduğu için, su damlacıklarının
buharlaşmasına sebep olurlar. Daha sonra bu nem, buz kristallerinin
üzerinde yoğunlaşır. Böylece, buz kristallerinin büyüklüğü aşağı
düşerken sürekli artar. Bu şekildeki bulut tohumlaması, yüksek
seviyelerde buz kristallerinin oluşması ile tabii olarak meydana gelir.
Buz kristallerinin buluta düşmesi veya atmosferdeki buzlaşmış tozların
bulunması olayı tamamlar. Sun’i bulut tohumlaması havadan veya yerden
yapılabilir. Bir uçak kullanılarak, bulutların içine katı karbondioksit
(kuru buz) tanecikleri saçılır. Sıcaklıkları çok düşük olduğu için bu
taneciklerde çok miktarda buz kristalleri vardır."

Bu yöntemin günümüzde sık kullanıldığı yerlerden biri
Kanada’dır. Konuyla ilgili National Geographic dergisinin internet
sitesinde şu bilgiler verilmiştir:

"Kansas’ta (ABD) kimi zaman toplanan bulutlar yağmur
beklentisi yaratır, ama bir türlü boşalmaz; bunun yerine hasada zarar
veren doluya çevirdiği zamanlar da olur. Batı Kansas Hava Durumu
Modifikasyon Programı bulutları yola getirmek için uçaklar gönderir.
Kanatlara takılı brülörlerin saldığı gümüş iyodür dumanı, yükselen
havayı, belirli fırtına bulutlarını sıfır derece altındaki iç bölüme
doğru yöneltir. O yükseklikte gümüş iyodür parçacıkları, bulut suyunun
etrafında donabileceği birer çekirdek işlevini görür. Yeterli ağırlığa
ulaşan buz taneleri düşmeye başlar ve iniş sırasında eriyerek yağmura
dönüşür. Kuramsal olarak bakıldığında, bu strateji sadece yağış
miktarını artırmakla kalmaz, nemin bulutlar içinde yukarıya sürüklenerek
dolu haline gelmesini de önler...

Uçak kanadına takılmış bulut tohumlama fişekleri

Bir bulut tohumlama cihazının deneme atışı

Yağmur bombası son 60 yıl içinde geliştirilmiş bir
teknolojidir. Günümüzde içlerinde ABD, İsrail, Kanada, Rusya, Tayland,
Fas, Avustralya’nın da olduğu yaklaşık 24 ülke bu yöntemi daha fazla
yağış sağlamak için kullanmaktadır.

SÜT ÜRETİMİNDE ARTIŞ

Peygamber Efendimiz (sav)’in ahir zamana yönelik
hadislerinde Deccal’in çıkış alametlerinden biri olduğu belirtilen
olaylardan biri de süt üretimindeki artıştır. Yaşadığımız bu dönemde
hayvancılık alanındaki kaydedilen gelişmeler, hadislerde işaret edilen
bu verim artışına sebep olmuştur. (Doğrusunu Allah bilir)
Bu hadis İbnil-Münadi Ali (K.V.) den rivayet etmiştir. ?Müslim’in Nüvvas
b. Sem’an’dan nakl ettiği bir hadiste şöyle varit olmuştur:


‘’Bir kısım insanlara gelip
davet edecek, onlar ona inanacaklar... Göğe emredip yağmur yağdıracak...
Yere emredip ekin bitirecek... Hayvanlarını da bollatacak...
Memelerini de sütle dolduracak.

(Kıyamet Alametleri 10. baskı, s. 219)

Günümüzde, kısa bir süre önce kullanılmaya başlanan
hayvan popülasyonuna suni tohumlama uygulanması, embrio transferi ve
yüksek verimli hayvanlar ile hayvan kalitesinin artırılması, Hollanda ve
Belçika başta olmak üzere tüm ülkelerde süt üretiminde büyük bir artışa
sebep olmuştur. Örneğin Hollanda da bir inekten alınan günlük süt
miktarı ortalama 35 lt’ye çıkmıştır. Hatta günlük 53 lt süt veren
ineklerin de olduğu bilinmektedir.


DEFİNE DEDEKTÖRÜ

Ahir zamanı anlatan deccalin çıkışını ve özelliklerini
anlatan bir hadis-i şerifte de, deccalin bir binanın yanından geçerken
bu binanın altında saklı olan defineyi haber verdiği anlatılmaktadır:


(Deccal) Yıkılmaya yüz tutmuş
bir harabenin yanından geçerken “Haydi altında saklı olan defineni
çıkar!” diye emir verecek, anında define meydana çıkacak...” (Müslim,
Nuvvas’dan nakl edilmiştir)

(Kıyamet alametleri, sf 219)


Bilindiği gibi, günümüzde yer altındaki metalleri tespit
eden, değerli ve değerli olmayan metalleri ve metal alaşımlarını
birbirinden ayıran dedektörler yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu
dedektörler sayesinde, bir binanın, göçüğün ya da toprağın altında
gömülü metal olup olmadığı hemen anlaşılmaktadır. Gömülü olan altın,
gümüş, bakır, bronz gibi metallerin yerlerinin kolaylıkla tespit
edilmesini sağlayan bu dedektörler mühendislikte, inşaatta, askeriyede
sıkça kullanıldığı gibi, bazı kimseler tarafından da define dedektörü
olarak kullanılmaktadır.

Yukarıdaki hadiste de, define dedektörü gibi bir aletin
kullanılmasına işaret ediliyor olabilir. Bu yolla, yıkılmak üzere olan
binanın altında hazine olduğu tespit edilmiş ve bu hazine yeryüzüne
çıkarılmış olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)


TROL AVCILIĞI


Onun (deccalin) akıllara
hayret veren işlerinden biri de şudur: Günde üç defa denize dalacak;
ellerinin biri uzundur. Uzun olan eliyle denizin dibine dayanacak, diğer
eliyle denizin dibine dayanacak diğer elleriyle derinliklerdeki
balıklardan istediğini tutup çıkaracak... (Ebu Nuaym Hüzeyfe (ra)’dan nakil edilmiştir). (Kıyamet Alametleri, 10. baskı, s. 216)


Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde ahir zamanda
Deccal’in “denizin dibine uzanarak, derinlerdeki balıkların tutup
çıkaracağı”na işaret edilmiştir. Günümüzde su ürünleri avcılığında
kullanılan “trol ağları”, hadisin işaretiyle tam olarak mutabık
görünmektedir (en doğrusunu Allah bilir). Trol ağları ile avcılık, pek
çok türün aynı anda avlanıldığı bir avcılık dalı olduğundan “multi
avcılık” da denilmektedir. Bir sürütme ağı olan trol, dip ve orta su
balıkçılığında kullanılmaktadır. Çelik halatlarla denizin dibini tarayan
bu ağlar, önüne çıkan tüm balıkları içine almaktadır.

Trol ağı, külah biçiminde büyük bir torbaya benzer ve
ağzı yaklaşık 30 metre genişliğindedir. Ağ atılırken ağzı açık tutmak
için her iki yanına tahta levhalar yerleştirilir. “Kapı” denen bu tahta
levhalar da çelik kablolarla trol teknesine bağlanır. Deniz dibinin
engebeli olmadığı yerlerde dip balıklarını avlamak için genellikle dip
trolü kullanılır. Trol teknesinden denize bırakılan trol ağı, tekneyle
sürüklenir ve ağ deniz dibini tarayarak yolunun üzerindeki balıkları
toplar. Ağı sürükleme işi 1,5-3 saat kadar sürer. Sonra ağ bir vinç
yardımıyla çekilir ve içindeki balıklar tekneye boşaltılır. Balıklar
temizlenip yıkandıktan sonra, teknenin ambarında buzların arasına
gömülerek saklanır. Bazı büyük ve gelişmiş trol teknelerinde balıklar
temizlendikten sonra soğutma aygıtlarında dondurulur. Bu tür tekneler
denizde daha uzun süre kalıp avlanmaya devam edebilir.


GÜNEŞ OCAKLARININ KEŞFİ

Havada uçan kuşu tutacak anında Güneş’in altında kızartabilecektir.(Kıyamet Alametleri, 8. baskı, mütercim: Naim Erdoğan, Pamuk Yayıncılık, s. 216)

Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen yukarıdaki
hadislerde, deccalin dönemi ile ilgili “avlanan canlının bulunduğu yerde
hemen pişirilip yenebilmesi”ne dikkat çekilmektedir. Tariflerdeki bir
diğer yön de; bu eylemin “Güneşli bir ortam”da gerçekleşmesidir.
Hadislerdeki bu açıklamalar, günümüz teknolojisi ile kullanılan “güneş
ocakları”na dikkat çekiyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Günümüzde LPG, doğalgaz, elektrik, odun ve kömürün yerine
alternatif olarak üretilen “güneş ocakları” sayesinde, Güneş’in altında
et gibi yiyeceklerin dahi hemen pişirilip yenmesi mümkün olmaktadır.
Güneşten gelen ısı, resimde görüldüğü gibi iç yüzeyi parlak plakalar
sayesinde ocağa odaklanmaktadır. Ocağın ortasına yerleştirilen yiyecek,
yansıtılan Güneş ışınlarından gelen yüksek ısı sayesinde pişmektedir. (Emily Krone, “Elburn-made solar ovens give hope to many Third World”, Daily Herald, 26 Eylül 2004, ss. 1, 3.)

Ahir zamanla ilgili bu tarifler, içinde bulunduğumuz döneme bakan yönleri itibariyle son derece manidardır.


DUMAN BULUTLARI

Deccal, “Ben Alemlerin
Rabbi’yim... İşte bu güneş benim iznimle seyr eder, isterseniz onu haps
edeyim! diyecek. Pekala haps et bakalım diye mükabele edecekler. Bunun
üzerine güneşi haps edecek, bir günü bir ay gibi, bir haftayı da bir
sene gibi yapacak.” (Nuaym b. Hammad ve Hakim İbni Mes’uttan (ra) rivayet edilmiştir) (Kıyamet Alametleri, 10. baskı, s. 219, 220)


Peygamberimiz (sav)’ın hadislerinden birinde, deccalin
Güneş'i hapsedeceğine işaret edilmiştir. Günümüzde çeşitli teknik
yöntemlerle duman bulutları oluşturulabilmekte ve bu bulutlar
vesilesiyle güneş ışığı engellenebilmektedir. Duman bulutlarının
oluşmasını sağlayan sis bombaları, 1. ve 2. Dünya savaşlarında
kullanılmış, tüm gökyüzünü kaplamış, görüşü tamamen kapatmış ve
gökyüzündeki uçakların ve paraşütlü askerlerin tespit edilmesini
engellemiştir. Bu suni oluşum, hadiste işaret edilen güneşin
hapsedilmesi, yani güneşin ışığının engellenmesi için kullanılacak bir
yöntemdir ve hadisle mutabık görülmektedir. (Doğrusunu Allah bilir).


ARAP TOPRAKLARINDA NEHİRLERİN AKMASI

“Arap topraklarında nehirler ve dereler akmadıkça kıyamet kopmaz." (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, İmam Şarani, s. 471)

Bu hadis-i şerif, bugün Arabistan yarımadasında
özellikle İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde suyun bolca
kullanılarak çölde tarım yapılmasına işaret etmektedir.


İsrail’in Hayfa kentindeki su fıskiyeleri

İsrail’in Tel Aviv kentindeki süs havuzları

Mur Vadisi, Suudi Arabistan

Kral Fahd Fıskiyesi, Cidde, Suudi Arabistan


Hz. İsa (as) ve Sahte Peygamberler

Tarih boyunca bazı yalancı ve sahtekarların
peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktıkları bilinen bir
durumdur. Bu nevi sahtekarlar çıkar elde etmek için
insanların temiz inançlarını sömürmüş ve her türlü düzenbazlığa
başvurmuşlardır. Ayrıca hadislerde, kıyamet öncesinde
sahte peygamberlerin ortaya çıkacağına da dikkat çekilmektedir.

Her biri Allah'ın
Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı gönderilmedikçe
kıyamet kopmayacaktır.

Tirmizi, Fiten 43; Ebu
Davud, Melahim 16


Yukarıdaki hadis bizlere günümüz dünyasındaki
gelişmeleri anımsatmaktadır. Bazı sahtekarlar Müslümanların
ve Hıristiyanların beklentilerini suistimal ederek peygamberlik
iddialarıyla ortaya çıkmakta ve bazen de büyük felaketlere
neden olmaktadırlar.

Uzmanlar sözde mesih akımlarının 1970'li
yıllarda ortaya çıkmaya başladığını, o tarihten bu yana
da hızlı bir artış içinde olduklarını ifade etmektedir.


Sahte Mesih David Koresh
ve yanan evi (yanda)


Konuyla ilgili aşağıdaki alıntılar hafızalarımızı
canlandırmaya yardımcı olmak için seçilmiş birkaç örnektir:

(Britannica
Ansiklopedisi'nden) Federal ajanlar ve mezhep üyeleri
arasındaki 51 günlük gerginlik trajediyle sonuçlandı.
Mezhebin Waco, Texas yakınlarındaki tesisleri tamamen
yandı. 33 yaşındaki, "Branch Davidians" hareketinin
lideri ve sözde Mesihi David Koresh de diğer 74 kişiyle
birlikte öldü.

(Time'dan) Geçen hafta
İsviçre ve Kanada'da, sözde Mesih Luc Jouret'in taraftarlarından
ve onların çocuklarından oluşan 53 kişi öldü. Bu iki
ülkenin polisleri ölümlerin nedeninin toplu intihar,
toplu katliam veya ikisinin bir karışımı olup olmadığını
araştırıyor.

(Encarta Ansiklopedisi'nden) Sun Myung,
Moon Unification (Birleştirme) Kilisesi'nin kurucusudur.
16 yaşındayken bir rüya gördüğünü; bu rüyasında da İsa
Mesih'in, Tanrının yeryüzündeki krallığını kurmak için,
Moon'un Tanrı tarafından seçildiğini ilan ettiğini iddia
etmiştir. Bu kilise 1990'ların ortalarında 2 milyondan
fazla üyesi olduğunu ve 100'den fazla ülkede örgütlendiğini
ileri sürmüştür; günümüzde açıkça Moon'u İsa'nın halefi
olarak kabul etmektedir.

Kendilerini Mesih ilan
eden kişilerin ardından binlerce insan ölüme
gidebilmektedir. Üstte Uganda'da bulunan toplu
mezar ve sağda Jim Jones taraflarlarının intiharı
görülmektedir.

İçinde bulunduğumuz dönemde arka arkaya pek
çok sahte peygamber ortaya çıkmış, her biri
kendini mesih ilan etmiştir. Ahir Zaman alametlerinin
art arda gerçekleşiyor olması her insanın mutlaka
düşünmesi gereken olağanüstü bir durumdur.

(The Guardian'dan) En kötü mezhep katliamının korkunç delili... Uganda'da yeni
mezarlar bulundukça, liderleri tarafından kandırılan fanatik bir mezhebin 1000'e
yakın taraftarının öldüğünden endişe ediliyor...

(CNN'den) Öyle bir olaydı ki,
yol açtığı şok dalgaları dünyanın her yanına yayıldı: Çağdaş tarihin en
kötü toplu intiharı. Bir mezhebin üyeleri olan 900'den fazla insan
Güney Amerika ormanlarında bulundu. Ölüler Jim Jones'un taraftarlarıydı.

Gündemden düşmeyen sahte peygamberlere Kuran ayetlerinde de dikkat çekilmiştir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:



Dünya çapında örgütlenmeye
sahip olan Moon tarikatının kurucusu Sun Myung
tören esnasında. (yukarıda).


Allah'a karşı yalan
uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana
da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben
indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün
'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara:
"Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı
haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz
çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen... (Enam Suresi, 93)

Ayetin devamında haber verildiği gibi,
bu insanlar uydurdukları yalanın karşılığını mutlaka
göreceklerdir.

Şüphesiz, tüm düzmece
peygamberlerin yalanlarının tümüyle ortaya çıkacağı günler yakındır.
Çünkü hem Kuran ayetleri hem de Peygamberimiz (sav)'in hadisleri,
yalancıların ardından Hz. İsa (as)'ın geri dönüşünü de müjdelemiştir.

Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne
dönüşünün Kuran'da haber verildiğinden, gerek Müslümanlar gerekse
Hıristiyanlar tarafından büyük bir özlemle beklendiğinden bundan önceki
bölümlerde söz etmiştik. Hz. İsa (as)'nın dünyaya tekrar gelişi ile
ilgili Peygamberimiz (sav)'in de birçok hadisi bulunmaktadır. İslam
alimlerinden Şevkani, Hz. İsa (as)'ın dönüşüne dair 29 hadis olduğunu,
bu hadislerin içerdiği bilgilerin de yanlış olma ihtimalinin
bulunmadığını belirtmiştir. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338) (Konuyla ilgili daha detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hz. İsa Ölmedi)

Sözü edilen hadisler ile bizlere ulaşan
önemli bir haber daha vardır. Hz. İsa (as)'ın dönüşü Ahir
Zaman'ın ikinci devresi ve kıyametin büyük bir alameti
olacaktır. Bu konudaki bazı hadisler şöyledir:

On büyük alamet
vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır... İsa bin Meryem'in
çıkması...

Sünen-i İbn-i Mace, 10/293


Hayatım elinde
olan Allah'a yemin ederim ki Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)'ın
adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak
yakındır.

Sahihi Müslim, 6/532

İsa bin Meryem
adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet başkanı)
olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır.

Sünen-i İbn-i Mace, 10/340

Peygamber Efendimiz Hz. İsa (as)'ın geldiğinde,
yapacaklarını da şöyle ifade etmiştir:

İsa adil
bir imam ve hakim olarak yeryüzünde kırk yıl kalır.

Kur'an ve Sünnette Kıyamet
ve Ahiret, s.134 İsa
bin Meryem iner, kırk yıl Allah'ın kitabı ve benim
sünnetimle hükmeder, vefat eder.

Ahir Zaman Mehdi'sinin
Alametleri, s. 92

İsa bin Meryem
benim ümmetim içinde; adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam
olacak, haçı (salibi) kırıp ezecek (haça tapınmayı kaldıracak) ve domuzu
öldürecektir (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek),… Kap su ile
dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık
Allah'tan başkasına tapılmayacaktır.

Sünen-i İbn-i Mace, 10/334

O
(Hz. İsa (as)) haçı (salibi) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak),
domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi
kaldıracak, mal (o kadar) çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir.

Sünen-i Tirmizi, 4/93;
Kur'an ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, s.133

Öyle anlaşılmaktadır ki Hz.
İsa, gelişiyle birlikte, teslis (üçleme), haç, ruhbanlık gibi
Hıristiyanlığın da esasında bulunmayan hurafeleri kaldıracak, bu dini
indirildiği ilk haline döndürecektir. Domuz eti yemenin haram olduğunu
bildirecek, insanların Allah'ın bu sınırını korumasını sağlayacaktır.

Bu aşamada, üstünde önemle
durulması gereken bir hususnokta bulunmaktadır. Ayet ve hadislerde, Hz.
İsa (as)'ın Ahir Zaman'da, yeryüzüne döneceği hiçbir şüpheye yer
verilmeyecek şekilde müjdelenmiştir. Diğer taraftan, günümüzde bazı
Müslümanlar konuyla ilgili apaçık delilleri göz ardı etmekte bazıları da
Hz. İsa (as)'nın Hz. Muhammed (sav)'den sonra gelmesinin mümkün
olmadığını ileri sürmektedir. Böyle bir düşünceye sahip olan
Müslümanların öncelikle konuyla ilgili ayet ve hadisleri samimi ve ön
yargısız olarak incelemeleri yerinde olacaktır. İkinci olarak da Hz.
Muhammed (sav)'in son peygamber olması gerçeği ile Hz. İsa (as)'ın
yeryüzüne dönüşü gerçeği arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü Hz.
İsa (as) ikinci gelişinde yeni bir din getirmeyecek, Kuran'ın ve
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in tebliğ ettiği hak dinin hükümlerine
tabi olacaktır.

Büyük İslam alimlerinden İmam
Rabbani "Hz. İsa (as)'ın Peygamber Efendimiz (sav)'in yoluna tabi
olacağını" (Mektubat-ı Rabbani, 2/1309) belirtmiş ; İmam Nevevi "...Hz.
Muhammed (sav)'in yolunu tatbik etmek için geleceğini" (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 64)
ifade etmiştir. Bu konuda Kadı İyaz da "Hz. İsa (as)'ın İslam'ın
hükümleriyle hükmedeceğini ve halkın terk ettiği dini uygulamaları
yeniden canlandıracağını" (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338)
söylemiştir. Berzenci’nin kitabında ise bu gerçek şöyle haber
verilmektedir: "Hazreti Muhammed (sav)'in şeriatı üzerine hüküm
verecek, kendisi Peygamber olduğu halde Peygamber'e tabi olacak ve
Muhammed (as)'in ümmetinden olacak…" (Kıyamet Alametleri, s. 243)

Geçtiğimiz yüzyılın
en büyük alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi de Risale-i
Nur Külliyatı'nda, bu konuyla ilgili dikkat çekici açıklamalar
yapmıştır. Bediüzzaman'ın tahlillerine göre, Hz. İsa (as)
Ahir Zaman'da cismani olarak yeryüzüne dönecek, maddeci
ve tabiatçı felsefe akımlarından doğan inkarcı odaklar
ile fikren mücadele edecektir. Onun liderliğinde İsevilik ve
Müslümanlık birleşerek güçlü dinsizlik akımını tamamen
ortadan kaldıracaktır. Hıristiyanlığı boş inançlardan,
sapkınlıklardan, hurafelerden temizleyecektir. Hıristiyanların
Kuran'a tabi olmalarını sağlayacaktır. Bediüzzaman,
Peygamberimiz (sav)'in, bu müjdeleri herşeye gücü yeten
Allah'ın sözüne dayanarak verdiğini, bu nedenle de gerçekleşeceğinin
kesin olduğunu belirtmiştir.

Bu konuda, akla gelen önemli bir soru
da Hz. İsa (as)'ı nasıl tanıyacağımızdır. Elbette, Kuran'da
anlatılan peygamberlerin ortak özelliklerine sahip olması
onun en belirgin alameti olacaktır. Bunun yanında onun
gerçek İsa Mesih (as) olduğunun önemli bir fiziki alameti
daha vardır. Hz. İsa (as) ikinci gelişinde, onu daha önce
gördüğünü, tanıdığını, geçmişini bildiğini söyleyebilecek
hiç kimse çıkmayacaktır. Onun fiziksel özelliklerini,
simasını ya da ses tonunu bilen tek bir kişi dahi olmayacaktır.
Dünya üzerinde tek bir kişi "ben onu daha önceden tanıyorum,
filanca zaman görmüştüm, onun ailesi ve yakınları şu
kimselerdir" gibi bir iddiada bulunamayacaktır. Çünkü
onu tanıyan tüm insanlar bundan yaklaşık olarak 2000
sene kadar önce yaşamış ve ölmüşlerdir. Annesi Hz. Meryem,
Hz. Zekeriya, onunla yıllarını geçirmiş olan havarileri,
dönemin Yahudi önde gelenleri ve bizzat Hz. İsa (as)'dan
tebliğ almış olan insanlar vefat etmişlerdir. Dolayısıyla
ikinci kez yeryüzüne gelişinde, onun doğumuna, çocukluğuna,
gençliğine ve yetişkinliğine şahit olmuş tek bir kimse
olmayacak ve onun hakkında hiç kimse hiçbir şey bilmeyecektir.

Kitabın önceki bölümlerinde de
açıkladığımız gibi, Hz. İsa (as) Allah'ın "Ol" emriyle babasız olarak
dünyaya gelmiştir. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra ise bilinen hiçbir
akrabası olmaması çok doğaldır. Allah, Hz. İsa (as)'ın bu durumunu
Kuran'da Hz. Adem (as)'ın yaratılışına benzediğini bildirmiş ve şöyle
buyurmuştur:

Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu
Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra
ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran
Suresi, 59)

Ayette de belirtildiği gibi,
Allah Hz. Adem (as)'a "Ol" demiştir ve Hz. Adem (as) yaratılmıştır. İşte
Hz. İsa (as)'ın ilk yaratılışı da Allah'ın "Ol" demesiyle
gerçekleşmiştir. Hz. Adem (as)'ın anne ve babası yoktur; Hz. İsa (as)'ın
ilk dünyaya gelişinde ise sadece annesi Hz. Meryem vardır, fakat
yeryüzüne yeniden geleceği ikinci seferde onun annesi de hayatta
olmayacaktır.

Kuşkusuz bu durum, dönem dönem
ortaya çıkan "sahte Mesih" tehlikesini de tamamen ortadan
kaldırmaktadır. Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne yeniden gelişinde, onun Hz.
İsa (as) olduğundan şüphe edilebilecek bir durum oluşmayacaktır. Hiç
kimse "bu kişi Hz. İsa (as) olamaz" diyecek geçerli bir sebep
bulamayacaktır. Çünkü Hz. İsa (as), dünyadaki tüm diğer insanlardan
ayrılabilecek bu çok önemli özellikle, yani yeryüzünde kendisini
tanıyan tek bir kişi bile olmamasıyla hemen tanınabilecektir. Sonuç
olarak, buraya kadar ortaya konulan bilgiler Hz. İsa (as)'ın gelişine ve
yapacaklarına ilişkin İlahi vaatlerin vaktinin çok yakın olduğunu
düşündürmektedir. Şüphesiz bizlere düşen görev, yüzyıllardır beklenen bu
mübarek kişiyi en güzel şekilde karşılamak için hazırlık yapmaktır.


Altınçağ

Hz. Muhammed (sav)'in tüm detaylarıyla
tasvir ettiği Altınçağ ve bu dönemin özellikleri de
kıyametin önemli alametleri arasındadır. İslam alimleri
bu döneme cennet benzeri özellikleri nedeniyle Altınçağ
ismini vermişlerdir. Hadislerden anlaşıldığına göre,
Altınçağ Ahir Zaman'ın ikinci döneminde yaşanacaktır.

Bu müjdelenmiş haberin gerçekleşeceği dönemin
önemli özelliklerinden birisi bolluk ve zenginliktir.
Sözü edilen bolluğun tarihte bir eşinin olmadığı da
hadislerde bilhassa vurgulanmıştır:


Benim ümmetim
o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek
onun benzerini kesinlikle bulmamıştır...

Sünen-i İbn-i Mace, 10/347
O zaman ümmetim
iyisi, kötüsü, hepsi de benzerini görmedikleri
nimetlerle nimetlenir.

Kitabül Burhan Fi Alametil
Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 16

Adı geçen dönemdeki zenginlik, başka bir hadiste de
şöyle tasvir edilmiştir:

Onun zamanında yeryüzü içindeki hazineleri dışarıya fırlatacaktır.

El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 43

Bu konudaki diğer
hadislerde de sıkıntı ve darlık yıllarının biteceği, ihtiyaç içinde olan
kimsenin kalmayacağı, hatta insanların sadaka verecek fakir
bulamayacakları belirtilmiştir:

Öyle bir zaman
gelecek ki kişi (ayırdığı) altın sadakasıyla (taraf
taraf) dolaşacak da sonra elinden sadakasını alacak
hiçbir (fakir) kimse bulamayacak.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 462

Muhakkak o
zamanda mal çoğalıp su gibi akacak da onu hiçbir
kimse (tenezzül edip) kabul etmeyecektir.

Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve
Ahirzaman Alametleri, s. 464

Altınçağ'ın dikkat çeken bir niteliği de
doğruluk ve adaletin yerleşmesi olacaktır. Sıkıntı,
haksızlık ve zorluklar yerini adalet ve hukukun geçerli
olacağı günlere bırakacaktır. Hadislerdeki ifadeyle,
"Yeryüzü zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır."
(Ramuz-El Ehadis,7/7) Silahların susması, düşmanlığın,
kavgaların, sosyal çöküşün son bulması, insanlar arasında
dostluk ve sevgi bağının kurulması da bu devrin belli
başlı özellikleri arasındadır. Savaş endüstrisine harcanan
olağanüstü meblağlardaki para, gıda, sağlık, imar, kültür
gereksinimlerine ve bütün insanların mutluluğunu sağlamaya
yönelik yatırımlara kayacaktır.


Peygamberimiz (sav) hadislerinde,
Ahir Zaman'ın ikinci bir döneminin olacağından
ve bu dönemde tarihte eşi görülmemiş bir zenginliğin
yaşanacağından bahsetmiştir. İslam alimleri bu
döneme cennet benzeri özellikleri nedeniyle "Altınçağ"
ismini vermişlerdir.

Kuran ahlakının yaşanacağı bir dönem olan Altınçağ'da,
ayetlerdeki cennet tasvirlerine benzeyen bir bolluk,
bereket, zenginlik ve ihtişam yaşanacaktır. Öyle
ki bu dönem hadislerde "sadaka verilecek fakirin
bulunamayacağı" bir dönem olarak tasvir edilmektedir.





Bu müjdelenmiş dönemin belirgin özelliklerinden
biri de dinin özüne dönülmesi, Peygamberimiz (sav) zamanındaki
şekliyle yaşanması olacaktır. İslam dininde aslında
olmayan, sonradan uydurulmuş adetler, hükümler, hurafeler
ortadan kaldırılacaktır. Gerçek dinin uygulanmasıyla
Müslümanlar arasındaki ayrılıklar son bulacaktır.

Kısacası Altınçağ, bolluk, huzur, barış,
mutluluk, zenginlik ve rahatlık ortamının hakim olacağı,
sanat, tıp, haberleşme, üretim, ulaşım ve bunun gibi
hayatın tüm alanlarında dünya tarihinde yaşanmamış gelişmelerin
görüleceği, Kuran ahlakının yaşanacağı bir çağ olacaktır.

Altınçağ sonrası

Kuran'daki kıssaları okuduğumuzda önemli
bir İlahi kuralın her dönemde geçerli olduğunu görürüz.
Allah'ın gönderdiği elçiyi yalanlayan ve ona karşı savaş
açan toplumlar helak edilmiş, elçiye tabi olan insanlar
ise hak dinin getirdiği maddi bolluk ve manevi huzuru
yaşamışlardır. Elçinin ardından gelen dönemde ise bazı
toplumlar kendilerine açıkça tebliğ edilmiş olan hak
dini hemen terk ederek şirke ve inkara sapmışlar, fitne
ve fesat çıkararak adeta kendi elleriyle kendi sonlarını
hazırlamışlardır.

Söz konusu kural elbette Ahir Zaman için
de geçerli olacaktır. Peygamberimiz (sav), Hz. İsa (as)'ın
ölümü ve Altınçağ'ın ardından kıyamet saatinin geleceğini
şöyle belirtmiştir:

Ondan (Hz.
İsa (as)'dan) sonra kıyametin kopması an meselesi olacaktır.
Ramuz-El Ehadis, 1/1336

Ondan (Hz.
İsa (as)'dan) sonra kıyamet kopacak.
Ramuz-El Ehadis, 28/5948

Şüphesiz Ahir Zaman ve Altınçağ insanlığa
son uyarının tam anlamıyla yapılacağı dönemdir. Bazı
hadislerde bu dönemden sonra artık "dünyada hayırlı
bir şey" kalmayacağı vurgulanır. Öyle anlaşılmaktadır
ki, Hz. İsa (as)'ın ölümünden çok kısa bir süre sonra, tüm
dünya halkları Altınçağ'ın getirmiş olduğu maddi refah
ortamında şımarıp azgınlaşacak, hak dini tamamen terk
edeceklerdir. Kıyamet saatinin de işte böyle bir ortamda,
ansızın gelmesi söz konusu olabilir. Elbette, doğrusunu
Allah bilir.

Kiyamet Alametleri

Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar?
İşte onun işaretleri gelmiştir...
(Muhammed Suresi, 18)

Tarih boyunca pek çok insan dağların heybetli yapılarını, yıldızların ve Güneş'in büyüklüklerini kendi ilkel anlayışlarına göre yorumlamış; evrenin sonsuza kadar var olacağını zannetmişlerdir. Bu batıl inanış putperest ve maddeci Yunan felsefelerinin, Sümer ve Mısır dinlerinin bel kemiğini oluşturmuştur.

Böyle bir inanca sahip insanların büyük bir yanılgı içinde oldukları bizlere Kuran'da bildirilmiştir. Allah'ın Kuran'da verdiği haberlerden biri evrenin yaratıldığı ve bir sonunun olduğu gerçeğidir. Tüm insanlar ve canlılar gibi evrenin de bir ölümü vardır. Milyarlarca senedir işleyen kusursuz düzen herşeyi yaratan Rabbimizin eseridir ve bu düzen O'nun emriyle ve O'nun belirlediği bir zamanda görkemli bir şekilde son bulacaktır.

Kainatın, mikroorganizmalardan insanlara kadar içindeki tüm canlılar, yıldızlar ve galaksilerle birlikte ortadan kaldırılacağı zaman ayetlerde "saat" olarak ifade edilir. Bu "saat" herhangi bir saat değildir; Kuran'da "kıyamet vakti" anlamında kullanılan belirli ve özel bir saattir.

Kuran'da "kıyamet saati"nin geleceği haberinin yanı sıra, o zaman yaşanacak olaylar da tüm aşamalarıyla ayrıntılı olarak tasvir edilmiştir: "Gök yarılıp-parçalandığı zaman", "Denizler tutuşturulduğu zaman", "Dağlar kökünden sökülüp savrulduğu zaman", "Güneş köreltildiği zaman"... İnsanların bu dehşet verici felaket karşısındaki korkuları, panikleri ve şaşkınlıkları da ayetlerde detaylı olarak anlatılmış, kaçacak veya saklanacak herhangi bir yer bulamayacakları vurgulanmıştır. Bunlardan çıkaracağımız sonuç, hiç şüphesiz kıyametin kainatın tarihinde benzeri yaşanmayan çok büyük bir felaket olacağıdır. Kıyamet günü hakkındaki detaylı çalışmalarımız "Kıyamet Günü" ve "Ölüm Kıyamet Cehennem" adlı kitaplarımızda bulunmaktadır. Elinizdeki kitap ise kıyametin yaklaşmasına doğru gerçekleşeceği bildirilen olayları konu almaktadır.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki kainatı bekleyen kaçınılmaz sonun, her dönemde merak uyandıran bir konu olduğu ayetlerden anlaşılmaktadır. Ayetlerde, insanların Peygamberimiz (sav)'e kıyamet saatinin ne zaman geleceğini sorduğunu Allah şöyle bildirmektedir:

Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. (Araf Suresi, 187)

"O ne zaman demir atacak?" diye sana kıyamet-saatini soruyorlar. (Naziat Suresi, 42)

Peygamberimiz (sav)'e bu soruya "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır." (Araf Suresi, 187) şeklinde cevap vermesini Allah emretmiş, böylece kıyametin zamanını sadece Kendisinin bildiğini ifade etmiştir. Kıyametin saati Allah'ın dilemesi dışında kimse tarafından bilinemez, ancak Peygamberimiz (sav)'in hadislerine ve Kuran'da yer alan işaretlere bakılıp yüzyıllık dönem olarak kıyametin hangi dönemde olabileceğine dair tahminde bulunulabilir. "İman eden hiç kimsenin kalmadığı, küfrün hakim olduğu bir dönemde kıyamet kopabilir" denilebilir. Nitekim büyük Ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri ve Suyuti Hazretleri, Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak ümmetin ömrünün Hicri 1500'ü geçmeyeceğini yani 1600'leri bulmayacağını söylemektedirler. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, yine hadislerdeki bilgilere göre, Müslümanların Hicri 1506'lara kadar Allah'ın hak üzerinde galibane olarak devam edeceklerini, Hicri 1545 (Miladi 2120) tarihinde ise kıyametin kopmasının muhtemel olacağını ifade etmektedir.

Ancak belirtmek gerekir ki, kıyamet saati hakkında bilgi veren birçok ayet bulunmaktadır. Konuyla ilgili diğer ayetleri incelediğimizde önemli bir gerçekle karşılaşırız. Kuran'da kıyamet için bir tarih açıklanmaz, fakat kıyamet öncesinde ortaya çıkacak alametler haber verilir. Bir ayette kıyametin birçok işaretinin bulunduğunu Allah bize şöyle bildirir:

Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar? (Muhammed Suresi, 18)

Bu ayette, öncelikle, geleceği bildirilen kıyametin alametlerinin Kuran'da yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu "büyük haber"in işaretlerini anlamak için yapmamız gereken ayetler üzerinde düşünmektir. Aksi takdirde, ayette bildirildiği gibi, kıyamet anı geldikten sonra düşünmenin bir faydası olmayacaktır.

Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinin, yani hadislerinin bir bölümü kıyamet alametleri hakkındadır. Peygamberimiz (sav) hadislerinde hem kıyamet işaretlerini haber vermiş, hem de kıyametin hemen öncesindeki dönem ile ilgili detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Kıyamet alametlerinin ortaya çıkacağı bu devir İslami kaynaklarda "Ahir Zaman" (Son Zaman) şeklinde isimlendirilmiştir. Ahir Zaman ve kıyamet alametleri konuları İslam tarihi boyunca oldukça dikkat çekmiş, İslam alimlerinin ve araştırmacıların eserlerine sık sık konu olmuştur.

Yüce Allah, Kuran-ı Kerimde İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacağını bildirmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) de, hadislerinde bu büyük ve kutlu olaya ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın vesile olacağını haber vermiştir. Kuran ahlakının gereği olarak ve Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi, İslam ahlakının hakimiyeti sevgiyle olacaktır. İslam ahlakının hakim olmasıyla yeryüzü huzur ve güvenliğe kavuşacak, her türlü kargaşa, çatışma, anarşi ve terör son bulacaktır. Ahir zamanın kargaşalarından ve zulümlerinden büyük sıkıntı duyan insanlar, İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacak olan Hz. Mehdi (as)'ın adaletinden, merhametinden, cömertliğinden, sevgisinden, ilgisinden razı olacaklardır.

Ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın, Allah'ın izniyle, muhakkak ortaya çıkacağı Peygamberimiz (sav)'in hadis-i şeriflerinde şöyle müjdelenmiştir:

Dünyada tek bir gün kasa bile (kıyamet kopmadan) Allah o günü uzatacak, adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun, Ehl-i Beytimden mutlaka bir şahıs (Hz. Mehdi (as)) gelecek, daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adalet ve insafla dolduracak. (Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365)

Hadislerde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (as) ahir zamanda zuhur edecek ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim edecektir. Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışıyla yeryüzündeki tüm zulüm ve haksızlıklar sona erecek, dünyaya adalet, barış, sevgi, huzur ve güven yerleşecektir. Bu kutlu olaylar bazı hadislerde de şu şekilde haber verilmektedir:

...Bu emir (Hz. Mehdi (as)) insanlar yeryüzünü daha önce zulümle doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın). (Sünen-i İbni Mace Kitabü-lfiten Tercümesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab: 34; s. 347)

Hz. Peygamber (sav), en başta İslam'ı (nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi (as) da en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır... (El-Kavlul Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 26)

Tüm bilgiler biraraya getirildiğinde ortaya önemli bir sonuç çıkmaktadır. Ayet ve hadisler Ahir Zaman'ın iki safhalı olduğunu göstermektedir. Birinci devre dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu bir dönem; bunun ardından gelecek ikinci devre ise "Altınçağ" olarak adlandırılan, Kuran ahlakının ve her alanda üstün bir refahın yaşanacağı bir çağdır. Dünyanın, Altınçağ'ın sona ermesiyle birlikte çok hızlı bir sosyal çöküş içine girmesiyle de kıyamet saatinin gelişi beklenmektedir.

Okuduğunuz kitabın amacı da kıyamet alametlerini ayet ve hadisler doğrultusunda incelemek; bu işaretlerin birbiri ardınca, birebir tasvir edildiği şekilde, içinde yaşadığımız çağda ortaya çıkmaya başladığını gözler önüne sermektir. On dört asır öncesinden bildirilen alametlerin çıkışı, inananların Allah'a olan iman ve bağlılıklarını artıran son derece büyük olaylardır. İlerleyen sayfalardaki çalışmamız da Rabbimizin "Ve de ki: Allah'a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." (Neml Suresi, 93) vaadi doğrultusunda hazırlanmıştır.

Özellikle belirtmek istediğimiz önemli bir husus da şudur ki, herşeyin en doğrusunu Allah bilir. Her konuda olduğu gibi kıyamet hakkında da O'nun bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur.

Peygamberimiz (sav)'in Hadislerinde Haber Verdiği Alametlerin Hepsi Bu Yüzyılda Gerçekleşmiştir

Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen bir hadiste;

"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)

ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de zuhur edeceği açık bir şekilde haber verilmiştir. Yine son 1000 yılın en büyük İslam alimi Üstad Said Nursi külliyatında Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de zuhur edeceğini bildirmiştir:

İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)

Gerçekten de Hicri 1400'ün başlamasıyla birlikte ise peygamberimiz (sav) tarafından bildirilen ahir zaman alametleri teker teker ve ardı ardına gerçekleşmeye başlamıştır.

Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen birçok hadis; büyük İslam alimi İmam Rabbani'nin ünlü eseri Mektubat-ı Rabbani'de, ehli sünnet hadis literatüründe en önemli altı kitabı olan Kütübi Sitte'de yer almaktadır. Ayrıca Said Nursi Hazretleri'nin eserlerinden olan Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası, ve Şualar'da defalarca ve yine Üstad'ın Hicri 1327 yılında Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde (Hutbe-i Şamiye'de) Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400 yılında çıkacağı çok açık bir şekilde belirtilmektedir.

Yine Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda açıklamalar yapan İmam Rabbani, Celalleddin Suyuti, Ahmed bin Hanbel, Üstad Said Nursi Hazretleri gibi büyük İslam alimlerinin eserlerinde yer alan ve İslam ümmetinin ömrünün Hicri 1500'lere kadar olacağını ifade eden izahların varlığı da açıktır:
"BENİM ÜMMETİMIN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK." (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89.)

İmam Suyuti, Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda yaptığı açıklamada; ümmetin ömrünün 1500 seneyi aşmayacağını ifade etmiştir:

BU ÜMMETİN ÖMRÜ bin (1000) seneyi geçecek fakat BİN BEŞYÜZ (1500) SENEYİ AŞMAYACAKTIR. (Kıyamet Alametleri, s. 299) (Celaleddin Suyuti'nin "El-Kesfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli kitabından nakil)

Said Nursi ümmetin ömrünün HİCRİ 1506 yılına kadar olacağını söylemektedir:

1. BÖLÜM
KURAN'DA KIYAMET ALAMETLERİ

Kıyamet Saati Yakındır

İnsanların büyük bir bölümü kıyamet günü hakkında bilgi sahibidir. Hemen hemen herkes kıyamet saatinin dehşetinden az veya çok haberdardır. Buna rağmen, insanların büyük çoğunluğunun böylesine hayati bir konuda gösterdikleri ortak bir tepki vardır; kıyamet üzerine düşünmek veya konuşmak istemezler. Kıyamet saati geldiğinde yaşanacak korkuyu akıllarına getirmemek için yoğun bir çaba sarf ederler. Gazetede okudukları bir afet haberinin veya bir felaketi gösteren bir filmin kendilerine kıyameti hatırlatmasına dahi tahammül edemezler. Bu günün mutlaka karşılaşılacak olan büyük bir gerçek olduğunu düşünmekten kaçınırlar. Bu konudan bahseden kişileri dinlemek, bu büyük günü anlatan yazıları okumak istemezler. Bunlar, kıyamet gerçeğinin neden olduğu korkudan kaçmak amacıyla geliştirdikleri yöntemlerden bazılarıdır.

Çoğu insan da kıyamet saatinin gerçekleşeceğine ciddi anlamda ihtimal vermez. Bunun bir örneğini Kehf Suresi'nde sözleri haber verilen zengin bağ sahibinin ifadelerinde de görmekteyiz:

Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım. (Kehf Suresi, 36)

Bu ifadelerde Allah'a inandığını söyleyen, fakat kıyamet gerçeğini düşünmeyen, üstelik ayetlere uygun olmayan iddialar ileri sürenlerin gerçek zihniyetleri gözler önüne serilmektedir.

Başka bir ayette de kıyamet saati ile ilgili olarak kuşkuya kapılan, şüpheye düşen inkarcılardan Allah şöyle söz eder:

"Gerçekten Allah'ın vaadi haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur." denildiği zaman siz: "kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zanda (ve tahmin) bulunup zannediyoruz; biz kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz." demiştiniz. (Casiye Suresi, 32)

Bir kısım insanlar da kıyamet saatini bütünüyle inkar ederler. Böyle bir tavır gösterenleri ise Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet-saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık. (Furkan Suresi, 11)

Gerçeği öğrenmek amacıyla, bizlere yol gösterecek kaynağımız olan Kuran'a baktığımızda apaçık bir gerçekle karşılaşırız. Kıyamet hakkında kendini kandıran insanlar büyük bir hata yapmaktadırlar. Çünkü Allah ayetlerinde, kıyamet saatinin yakın olduğunu ve bu konuda hiçbir şüpheye yer olmadığını haber vermektedir:

Gerçek şu ki kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur... (Hac Suresi, 7)

Biz gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o kıyamet-saati de yaklaşarak-gelmektedir... (Hicr Suresi, 85)

Şüphesiz kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, bunda hiçbir kuşku yok... (Mümin Suresi, 59)

Allah'ın Kuran'da kıyametle ilgili bildirdiği ayetlerin üzerinden 1400 sene kadar uzun süre geçtiğini, bu sürenin de bir insanın hayatına kıyasla uzun olduğunu düşünenler olabilir. Ancak burada söz konusu olan, Dünya'nın, Güneş'in, yıldızların, kısacası tüm kainatın sonudur. Evrenin milyarlarca senelik geçmişi göz önüne alındığında, on dört yüzyıllık bir zaman diliminin çok kısa Bediüzzaman Said Nursi de benzer bir soruya hikmetli bir teşbih ile şöyle cevap vermiştir:

Kuran, "kıyamet yakındır" ferman ediyor. Bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına zarar vermez. Zira kıyamet dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nispeten bin veya iki bin sene, bir seneye nispetle bir iki gün veya bir iki dakika gibidir. Kıyamet saati yalnız insaniyetin eceli değil ki onun ömrüne nispet edilip uzak görülsün.1

Kuran Ahlakının Tüm Dünyaya Anlatılması

Kuran ayetlerinde, "Allah'ın sünneti" şeklinde bir ifade ile karşılaşırız. Bu ifade Kuran'da "Allah'ın kanunları" anlamında kullanılmaktadır. Ayetlerde, bu kanunların daima geçerliliğini koruduğu haber verilmiştir. Bu konudaki bir ayette Allah şöyle buyurur:

(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın. (Ahzab Suresi, 62)

İşte değişmeyen bu İlahi kurallardan birisi toplumların helak edilmeden önce peygamberler ve elçiler vesilesiyle, bazen de kutsal bir kitap gönderilerek uyarılmasıdır. Bu gerçeği bildiren bir ayet şöyledir:

Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir Kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık. (Hicr Suresi, 4)

Tarih boyunca Allah, yıkıma uğrayan her topluma önce, elçiler göndermiş ve hakkı kendilerine bildirmiştir. Buna rağmen isyan ve azgınlığa devam edenler, kendileri için belirlenmiş süreleri dolduğunda helak edilmiş, gelecek nesiller için ibret konusu olmuşlardır. Allah'ın bu kanununu düşündüğümüzde bazı önemli sırlar ortaya çıkmaktadır.

Kıyamet, dünya üzerindeki tüm toplumların başına gelecek son felakettir. Kuran insanların öğüt alıp düşünmesi için indirilen İlahi kitapların sonuncusudur ve kıyamete kadar tek yol gösterici olarak kalacaktır. Ayetlerde bildirildiği gibi; "...O (Kuran) alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir." (Enam Suresi, 90) Kuran'ın sadece belirli bir zamana ve mekana hitap ettiğini zanneden insanlar ise derin bir gaflet içindedir, çünkü Kuran, tüm "alemler" için ortak bir çağrıdır.

Peygamberimiz (sav) döneminden beri Kuran hakikatleri tüm dünyaya tebliğ edilmektedir. Özellikle içinde yaşadığımız çağ, Allah'ın tarihte benzeri görülmedik teknolojik gelişmeler yaratması vesilesiyle, Kuran'ın emirlerinin tüm insanlığa duyurulabildiği bir dönemdir. Bugün bilim, eğitim, ulaşım ve iletişim alanlarındaki gelişmeler en uç noktaya varmak üzeredir. Özellikle bilgisayar ve internet teknolojileri sayesinde dünyanın dört bir yanındaki insanlar saniyeler içinde birbirleriyle konuşabilmekte, bilgilerini paylaşabilmekte ve iletişim kurabilmektedir. Bilim ve teknoloji devrimi tüm dünya ülkelerini birleştirmekte; "küreselleşme", "dünya vatandaşlığı" gibi ifadeleri söz dağarcığımıza kazandırmaktadır. Kısacası tüm dünyadaki insanları birbirinden ayıran bütün engeller hızla ortadan kalkmaktadır.

Bu gerçekler ışığında rahatlıkla şunu söylemek mümkündür: Yaşadığımız "Bilgi Çağı"nda Allah, her türlü teknolojik gelişmeyi hizmetimize vermiştir. Müslümanların üzerine düşen sorumluluk da, Allah'ın sunduğu bu imkanları en güzel ve faydalı şekilde kullanmak, dünyanın ayak basılan her noktasında insanları Kuran ahlakına davet etmektir.

Elçiler

Allah'ın kainatın yaratılışından günümüze kadar var olan değişmeyen kanunlarından önceki bölümde bahsetmiştik. Bu İlahi kanunlardan birisi de elçi gönderilmeyen topluma Allah Katından bir azap gelmemesidir. Allah bu vaadini aşağıdaki ayetlerde şöyle haber vermektedir:

Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (Kasas Suresi, 59)

...Biz bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz. (İsra Suresi, 15)

Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz. (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır). Biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 208-209)

Ayetlerde bildirildiği gibi, Allah toplumların merkezi yerleşim birimlerine uyarıcı-korkutucu olarak elçilerini gönderir. Bu elçiler de insanlara Allah'ın emirlerini bildirirler. Ancak inkarcı toplumlar her dönemde kendilerini uyaran elçileri alayla karşılar, yalancılık, çıkarcılık, delilik gibi çeşitli iftiralarla onları suçlarlar. Ahlaksızlık ve azgınlıklarına devam eden bu toplumları Allah hiç beklemedikleri bir anda büyük bir felaket ile helak etmektedir. Nuh, Lut, Ad, Semud halklarının ve Kuran'da bahsi geçen diğer kavimlerin ibret verici yıkımları söz konusu helaka birer örnektir.

Allah bize Kuran'da elçilerini şu sebeplerle gönderdiğini belirtmiştir: Toplumu müjdelemek, insanlara sapkın inançlarını bırakıp Allah'ın dinini ve güzel ahlakı yaşamaları için önemli bir fırsat tanımak, elçilerin davetinden sonra insanların kıyamet günü ileri sürecek mazeret ve bahanelerinin kalmaması için onları uyarmak; İşte bu amaçları Allah bir ayette şöyle haber verir:

Elçiler, müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki, elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın... (Nisa Suresi, 165)

Ahzab Suresi'nin 40. ayetinde haber verildiği gibi, Peygamberimiz (sav) son peygamberdir. Hz. Muhammed (sav), "...Allah'ın Resulü (elçisi) ve peygamberlerin (nebilerin) sonuncusudur." (Ahzap Suresi, 40) Başka bir ifadeyle, Hz. Muhammed (sav) ile Allah'ın insanlığa gönderdiği vahiyler tamamlanmıştır. Buna karşın Peygamberimiz (sav)'in tebliğ ettiği Kuran'ın anlatılması ve hatırlatılması anlamındaki sorumluluk, kıyamete kadar tüm Müslümanlar için sürmektedir.

İslam Ahlakının Dünyaya Egemen Olması

Kuran'da sık sık bildirilen hususlardan biri azgınlıkları ve isyanları nedeniyle Allah'ın helak ettiği kavimler ve bunlardan çıkarılması gereken ibretlerdir. Sözü edilen geçmiş toplumlar ile günümüzdeki bazı toplumlar arasında büyük benzerlikler olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Hatta günümüzde, cinsel sapkınlıklarıyla tanınan Lut kavmi, dolandırıcı ve sahtekar Medyen halkı, alaycı ve kendini beğenmiş Nuh kavmi, isyankar ve azgın Semud halkı, nankör İrem halkı ve helak edilen diğer toplumların tutumlarını bile aşmış şekilde hayat sürdüren kimi insanlar yaşamaktadır. Açıktır ki, tüm bu ahlaki dejenerasyonun arkasında insanın Allah'ı ve yaratılış amacını unutması yatmaktadır.

İçinde bulunduğumuz dönemdeki cinayet, sosyal adaletsizlik, dolandırıcılık ve hırsızlık vakaları, ahlaki yozlaşma gibi olumsuzluklar insanların bir kısmını umutsuzluğa düşürmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, Allah Kuran'da "rahmetinden umut kesilmemesini" emretmiştir. Ümitsizlik, yılgınlık müminlere özgü özellikler değildir. Allah, şirk koşmadan katıksız olarak Kendisine kulluk eden, O'nun rızasını kazanmaya yönelik hayırlı işler yapan müminleri "güç ve iktidar sahibi" yapacağını müjdelemektedir:

Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir. Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak; kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Hak dini içtenlikle yaşayan salih kulların yeryüzüne mirasçı kılınmasının İlahi bir kanun olduğunu Allah şöyle bildirir:

Andolsun, Biz Zikir'den sonra Zebur'da da "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varis olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)

"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (İbrahim Suresi, 14)

Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte Biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)

Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa) "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek." dedi. (Araf Suresi, 128-129)

Allah yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)

Yukarıdaki ayetlerde verilen müjde ile birlikte Allah, müminlere çok önemli bir vaatte daha bulunmaktadır. İslam dini bütün dinlere üstün kılınmak için insanlığa gönderilmiştir. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)

Hiç kuşkusuz Allah, vaadinin gerçekleşeceğinde şüphe olmayan ve vaadinden dönmeyendir. Sapkın felsefeleri, çarpık ideolojileri ve batıl din anlayışlarını ortadan kaldıracak, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan güzel ahlak İslam ahlakıdır. Yukarıdaki ayetlerde haber verildiği gibi, inkarcıların ve müşriklerin bu büyük müjdeyi engelleyebilmesi ise söz konusu değildir. (Bu konudaki kapsamlı çalışmamızı "Altınçağ" isimli kitabımızda bulabilirsiniz.)

İslam ahlakının tam anlamıyla yaşanacağı bu dönem sevginin, fedakarlığın, yardımlaşmanın, dürüstlüğün, sosyal adaletin, güven ve huzurun hakim olacağı bir zaman olacaktır. Cennet benzeri özellikleri nedeniyle Altınçağ olarak adlandırılan böyle bir dönem bugüne kadar yaşanmamıştır. Bu kutlu dönem kıyamet öncesinde yaşanacaktır; şu an Allah'ın takdir ettiği zamanı beklemektedir.

Hz. İsa (as)'ın Yeryüzüne Dönüşü

Hz. İsa (as), Allah'ın seçkin kıldığı bir peygamberdir; dünya tarihinde hakkında en çok konuşulan elçilerden de birisidir. Allah'a şükürler olsun ki konuşulanlardan neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamamıza vesile olacak bir kaynak elimizde bulunmaktadır, o da Allah'ın koruması altında bulunan tek İlahi kitap olan Kuran'dır.

İsa Peygamber (as) ile ilgili gerçek bilgilere ulaşmak için Kuran'a başvurduğumuzda şunları görürüz:

Hz. İsa (as) Allah'ın elçisi ve kelimesidir. (Nisa Suresi, 171)

Allah kendisine "İsa Mesih" ismini vermiştir. (Al-i İmran Suresi, 45)

İnsanlığa bir ayet, bir işaret kılınmıştır. (Enbiya Suresi, 91)

Hz. İsa (as) daha beşikteyken insanlarla konuşmuş (Al-i İmran Suresi, 46), Allah'ın dilemesiyle birçok mucize göstermiştir. Allah'ın ona lütfettiği bir başka mucizes de yetişkinliğinde yeryüzüne geri dönmesi ve insanlarla konuşmasıdır. (Al-i İmran Suresi, 46; Maide Suresi, 110)

İsa Peygamber (as) İncil'i tebliğ etmiştir. (Hadid Suresi, 27)

Üçleme yanılgısına inananlar (Allah'ı tenzih ederiz) doğru yoldan sapmış, küfre düşmüşlerdir. (Maide Suresi, 72)

İnkarcılar onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır, ama Allah bu tuzağı bozmuştur. (Al-i İmran Suresi, 54)

Hz. İsa (as)'ın ahir zamanda yeniden yeryüzüne dönüşü kıyamet için bir alamettir. (Zuhruf Suresi, 61)

Hz. İsa (as) tekrar dünyaya geldiğinde ona inanmayan hiç kimse kalmayacaktır. (Nisa Suresi, 159)

Allah, inkarcıların Hz. İsa (as)'ı öldürmelerine izin vermemiş, onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ve tekrar yeryüzüne döneceğini insanlara müjdelemiştir. Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşü ile ilgili olarak da Kuran'da şu haberler verilir:

İsa Peygamber (as)'ı öldürmek için tuzak kuran inkarcıların onu kesinlikle öldüremediklerini Allah şöyle haber verir:

Ve : "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi, 157)

Hz. İsa (as)'ın ölmediği insanların yaşadığı boyuttan alınarak, Allah atına yükseltildiğini haber veren ayet şöyledir:

Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)

Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetinde, Hz. İsa (as)'a uyanların kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçirileceği haber verilmektedir. Günümüzden 2000 yıl kadar önce Hz. İsa (as)'a tabi olan havarilerin hiçbir siyasi güce sahip olmadıkları tarihi bir gerçektir. Bu dönem ile günümüz arasında yaşayan ve kendilerini Hıristiyan olarak adlandıranların ise başta teslis (üçleme) olmak üzere pek çok sapkın inancı savundukları, dolayısıyla gerçek anlamda İsevi olarak tabir edilemeyecekleri de açıktır. Çünkü Kuran'ın birçok ayetinde teslise inananların inkara saptıkları ifade edilir. O halde kıyamet saati öncesindeki bir dönemde, inkarcılara üstün gelecek gerçek İseviler ortaya çıkacak Al-i İmran Suresi'ndeki İlahi vaat de böylece tecelli edecektir. Kuşkusuz müjdelenmiş bu topluluk, Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşüyle kendini gösterecektir.

Kuran'da verilen bir diğer bilgi de Hz. İsa (as)'ın vefatından önce tüm Ehli Kitap'ın kendisine iman edeceği şeklindedir:

Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona (Hz. İsa (as)'a) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o (Hz. İsa (as)) da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)

Bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki, Hz. İsa (as) ile ilgili olarak henüz gerçekleşmemiş olan üç İlahi vaat vardır. İlk olarak, İsa Peygamber (as)'ın her insan gibi yaşadıktan sonra öleceği bildirilmektedir. İkinci vaat, tüm Ehli Kitap'ın onu cismani olarak göreceği ve ona yaşarken itaat edeceğidir. Şüphesiz söz konusu bu iki haber de Hz. İsa (as)'ın kıyamet öncesindeki gelişinde gerçekleşecek olaylardır. Ayetteki üçüncü haber olan Hz. İsa (as)'ın Ehli Kitap hakkındaki şahitliği de kıyamet gününde gerçekleşecektir.

Kuran'da Hz. İsa (as)'ın içinde bulunduğumuz ahir zamanda yeniden yeryüzüne döneceğini açıklayan bir diğer ayet ise Meryem Suresi'nde geçmektedir.

"Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." (Meryem Suresi, 33)

Bu ayet Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetiyle birlikte incelendiğinde çok önemli bir gerçeğe işaret etmektedir. Al-i İmran Suresi'ndeki ayette Hz. İsa (as)'ın Allah katına yükseltildiği ifade edilmektedir. Bu ayette ölme ya da öldürülme ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Ancak Meryem Suresi'nin 33. ayetinde Hz. İsa (as)'ın öleceği günden bahsedilmektedir. Bu ikinci ölüm ise ancak Hz. İsa (as)'ın ikinci kez dünyaya gelişi ve bir süre yaşadıktan sonra, vefat etmesiyle mümkün olabilir.

Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönüşünü haber veren bir diğer ayet şöyledir:

Ona (Hz. İsa (as)'a) kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (Al-i İmran Suresi, 48)

Bu ayette geçen "kitap" kelimesinin neyi ifade ettiğini anlamak için konuyla ilgili diğer Kuran ayetlerine baktığımızda şunu görürüz: Tevrat ve İncil ile birlikte aynı ayette kullanılması halinde kitap, Kuran anlamını ifade etmektedir; Al-i İmran Suresi'nin 3. ayeti buna bir örnek olarak verilebilir. Bu durumda, 48. ayetteki Hz. İsa (as)'ın öğreneceği bildirilen kitap da ancak Kuran olabilir. İsa Peygamber (as)'ın bundan yaklaşık 2000 sene önceki yaşamında, Tevrat ve İncil üzerine bilgi sahibi olduğu bilinmektedir. Kuran'ı öğrenmesinin ise yeryüzüne yeniden gelişinde gerçekleşeceği açıktır.

Al-i İmran Suresi'nin 59. ayetindeki "şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir" ifadesi de oldukça dikkat çekicidir. Bu ayette iki peygamber arasındaki bazı benzerliklere dikkat çekilmiş olabilir. Bilindiği gibi, hem Hz. Adem (as) hem de Hz. İsa (as) babasızdır. Ayrıca yukarıdaki ayette, Hz. Adem (as)'ın cennetten yeryüzüne indirilmesi Hz. İsa (as)'ın içinde bulunduğumuz Ahir Zaman'da Allah Katından yeryüzüne indirilmesine de benzetilmiş olabilir.

Kuran'da Hz. İsa (as) ile ilgili şöyle bir bilgi de verilmektedir:

Şüphesiz o (Hz. İsa (as)) kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)

Hz. İsa (as)'ın Kuran'ın indirilişinden altı yüzyıl önce yaşadığını biliyoruz. O halde yukarıdaki ayette bildirilen, onun ilk hayatının değil Ahir Zaman'daki dönüşünün kıyamet için bir bilgi kaynağı olacağıdır. Hz. İsa (as)'ın ikinci gelişi hem Hıristiyan hem de İslam dünyasında sabırsızlıkla beklenmektedir. Bu kutlu misafirin yeryüzünü şereflendirmesiyle de çok önemli bir kıyamet alameti daha tecelli etmiş olacaktır.

Hz. İsa (as)'ın tekrar dünyaya geleceği ile ilgili bir başka delil ise Maide Suresi 110. ayette ve Al-i İmran Suresi 46. ayette geçen "kehlen" kelimesidir. Ayetlerde Allah şu şekilde buyurur:

Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun..." (Maide Suresi, 110)

"Beşikte de, yetişkinliğinde (kehlen) de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." (Al-i İmran Suresi, 46)

Bu kelime Kuran'da sadece yukarıdaki iki ayette ve sadece Hz. İsa (as) için kullanılmaktadır. Hz. İsa (as)'ın yetişkin halini ifade etmek için kullanılan "kehlen" kelimesinin anlamı "otuz ile elli yaşları arasında, gençlik devresini bitirip ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale ermiş kimse" şeklindedir. Bu kelime İslam alimleri arasında ittifakla "35 yaş sonrası döneme işaret ediyor" şeklinde çevrilmektedir.

Hz. İsa (as)'ın genç bir yaş olan otuz yaşının başlarında göğe yükseldiğini, yeryüzüne indikten sonra kırk yıl kalacağını ifade eden ve İbn Abbas'tan rivayet edilen hadise dayanan İslam alimleri, Hz. İsa (as)'ın yaşlılık döneminin, tekrar dünyaya gelişinden sonra olacağını, dolayısıyla bu ayetin, Hz. İsa (as)'ın nüzulüne (yeniden yeryüzüne gelişine) dair bir delil olduğunu söylemektedirler. (Faslu'l-Makal fi Ref'I İsa Hayyen ve Nüzulihi ve Katlihi'd-Deccal, s. 20)

Kuran ayetlerine bakıldığında bu ifadenin bir tek Hz. İsa için kullanıldığını görürüz. Tüm peygamberler insanlarla konuşup, onları dine davet etmişlerdir. Hepsi de yetişkin oldukları dönemde tebliğ görevini yerine getirmişlerdir. Ancak Kuran'da hiçbir peygamber için bu şekilde bir ifade kullanılmamıştır. Bu ifade sadece Hz. İsa (as) için ve mucizevi bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Çünkü ayetlerde birbiri ardından gelen "beşikte" ve "yetişkin iken" kelimeleri iki büyük mucizevi zamana dikkat çeker.

Hz. İsa (as)'ın beşikteyken konuşması Allah'ın dilemesiyle gerçekleşen bir mucizedir. Bu görülmüş bir olay değildir ve ayetlerde bu mucizevi olay birçok kez anlatılmaktadır. Bu kelimenin hemen ardından gelen "yetişkin iken de insanlarla konuşması" şeklindeki ifadenin de bir mucize olduğu anlaşılmaktadır. Eğer "yetişkin iken" ifadesi, Hz. İsa (as)'ın Allah Katına alınmadan önceki hayatına işaret ediyor olsaydı, o zaman Hz. İsa (as)'ın konuşuyor olması bir mucize olmayacaktı. Bir mucize olmadığı için de beşikteyken konuşmasının ardından ve bu mucizevi durumla eşdeğer bir anlamda kullanılmazdı. O zaman "beşikten yetişkin oluncaya kadar" şeklinde bir ifade kullanılırdı ki, bu da, Hz. İsa (as)'ın beşikte konuşmaya başlamasından göğe yükseltilmesine kadar süren tebliğini anlatmış olurdu. Ancak ayette iki büyük mucizevi zamana dikkat çekilmektedir. Bunlardan birincisi beşikteyken konuşması, ikincisi ise yetişkin iken konuşmasıdır. Dolayısıyla mucizevi bir döneme işaret eden "yetişkin iken" ifadesi, Hz. İsa (as)'ın mucizevi bir şekilde tekrar yeryüzüne döndükten sonraki dönemde, yetişkin iken insanlarla konuşmasıdır.

Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne ikinci kez gelişi hakkındaki bilgiler Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde de mevcuttur. Peygamberimiz (sav)'in birçok hadisinde bu müjdenin yanı sıra Hz. İsa (as)'ın dünyada yapacakları ile ilgili haberler de bulunmaktadır. Bu konu hadisler doğrultusunda, elinizdeki kitabın "Hz. İsa (as) ve Sahte Peygamberler" bölümünde incelenmektedir. (Daha geniş bilgi edinmek isteyenler "Hz. İsa (as) Gelecek" isimli kitabımızdan faydalanabilir.)

Burada önemli bir konuyu daha hatırlatmakta yarar vardır: Hz. Muhammed (sav) Allah'ın insanlara gönderdiği son peygamberdir. Allah Peygamberimiz (sav)'e Kuran'ı vahyetmiş ve kıyamete kadar tüm insanları Kuran'a uymaktan sorumlu tutmuştur. Hz. İsa (as) da Ahir Zaman'da bir mucize olarak dünyaya gelecek, ancak Peygamberimiz (sav)'in de bildirdiği gibi, yeni bir din getirmeyecektir. Peygamberimiz (sav) tarafından insanlığa öğretilen hak din Kuran'da bildirilen İslam dinidir ve Hz. İsa (as) da yeryüzüne ikinci gelişinde Kuran'a tabi olacaktır.

Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (as) da ahir zamanda zuhur edecek ve Hz. İsa (as) ile birlikte İslam ahlakını yeryüzüne hakim edecektir. Bu iki kutlu insanın vesile olmasıyla yeryüzündeki tüm zulüm ve haksızlıklar sona erecek; dünyaya adalet, barış, sevgi, huzur ve güven yerleşecektir.

Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecektir

Her yüz senede bir din ahlakını bidatlerden kurtarmak ve yenilemek için Allah tarafından bir zatın gönderildiği, Sünen-i Ebu Davud, Mektubat-ı Rabbani gibi büyük ve muteber ehli sünnet alimlerinin eserlerinde açık bir şekilde belirtilmiştir:

Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz senenin başında şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100)

Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerde ahir zamanda zuhur edeceği müjdelenen Hz. Mehdi (as)'ın çıkış zamanı olarak ise Hicri 1400 yılı verilmiştir:

"İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (as)'ın yanında toplanacaklardır." (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)

Bu 100 yıllık sürede İslam ahlakı belli bir süreç içinde tüm dünyaya hakim olacak, din ahlakına karşı mücadele veren deccaliyet sistemi ise tamamen ortadan kalkacaktır. Ancak aşağı yukarı 100 sene kadar sürecek olan bu yükselme döneminin ardından yani Hicri 1500'lerle birlikte Dünya yeniden bir bozulma sürecine girecektir. Ehl-i Sünnetin büyük hadis ve fıkıh alimlerinden biri olan İmam Ahmed İbni Hanbel gibi birçok alimin birbirlerinden naklettikleri bir hadiste Peygamberimiz (sav) kendine kadar dünyada geçen zamanın 5600 yıl olduğunu bildirerek insanlık tarihinin başlangıcı hakkında önemli bir bilgi vermiştir:

Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)

Diğer yandan başka birçok hadiste ise dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna dair açık izahlar bulunmaktadır:

Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (sav) buyurdu: DÜNYANIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDE YEDİ GÜNDÜR. Allah-u Teala buyurdu ki: RABBİN KATINDA BİR GÜN SİZİN SAYDIKLARINIZDAN BİN YIL GİBİDİR. Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişcesine ŞU DÜNYANIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNCE SEVAP YAZAR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 88)

Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni 'den rivayet ettiler: Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (sav)'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (sav) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, YEDİ BASAMAKLI GÖRDÜĞÜN MİNBER ŞU DÜNYANIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89)

Hicri 1300'ün ve son bin yılın en büyük müceddidi olan Üstad Said Nursi Hazretleri ise İslam ahlakının hakimiyet süresi için Hicri 1500'leri vermiştir. Üstad bu tarihlere kadar ki dönemin Müslümanların açık ve aşikar galibiyet dönemleri olacağını ifade etmiştir. Bundan sonraki yıllarda ise İslam ahlakının dünya üzerindeki yükseliş döneminin sona ereceği ve kafirler için bir kıyamet kopmasının Hicri 1545 itibariyle söz konusu olacağını söylemiştir. (Doğrusunu Allah bilir.)

"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."

"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)

Büyük ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri de dünyanın ömrünün Hicri 1600'e ulaşmayacağını yani Hicri 1500'lü yıllar içinde kıyametin kopmasının Allah'ın izniyle beklendiğini ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

BU ÜMMETIN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİN BEŞ YÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR... (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 299)

Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadise dayalı olarak Suyuti Hazretleri ise yaptığı açıklamada şöyle belirtmektedir:

"BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK." (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89)

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden ve büyük İslam alimlerinin açıklamalarından da açıkça anlaşıldığı üzere, içinde bulunduğumuz Hicri 1400'ler Hz. İsa (as)'ın gelişi ve Hz. Mehdi (as)'ın zuhur çağıdır. Bu yüzyılda Hz. Isa (as) yeniden yeryüzüne gelecek, Hz. Mehdi (as) zuhur edecek ve İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.

Ay'ın Yarılması

Kuran'ın 54. Suresi'nin adı olan "Kamer"in Türkçe karşılığı "Ay"dır. Bu surenin büyük bir bölümünde, kendilerine gönderilen peygamberlerin "uyarılarını yalanlayan" Nuh, Ad, Semud ve Lut halkının, Firavun ve çevresinin başlarına gelen yıkımlar anlatılır. Aynı zamanda birinci ayette kıyamet vakti ile ilgili çok önemli bir haber verilir:

Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1) Ayette kullanılan "yarmak" fiilinin Arapça karşılığı "şakka"dır. Bu kelimenin Arapçada farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı Kuran tefsirlerinde "ikiye yarılmak" manası tercih edilmektedir. Bununla birlikte, "şakka" kelimesi Arapçada "toprağı sürme, toprağı kazma" anlamlarında kullanılmaktadır.

İkinci anlamına örnek olarak, Abese Suresi'nin 26. ayetinde geçen kullanımını verebiliriz:

Biz, şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar. (Abese Suresi, 25-29)

Açıkça görüldüğü gibi, bu ayetteki "şakka" ifadesi "yerin ikiye yarılması" manasında değil, "çeşitli bitkilerin yetişmesi için toprağın sürülerek yarılması" anlamında kullanılmıştır.

İşte tam bu noktada, 1969 yılına geri döndüğümüzde Kuran'ın çok büyük bir mucizesiyle karşılaşmaktayız. Kamer Suresi'nde on dört yüzyıl öncesinden haber verilen ayet, 20 Temmuz 1969'da Ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir. Amerikalı astronotların Ay'a ayak basarak, Ay toprağı üzerinde bilimsel araştırmalar yapmaları, taş ve toprak örnekleri toplamaları ayın yarılması ayetindeki ifadelere tam olarak uymaktadır.

Astronotlar Ay yüzeyinde bulundukları süre boyunca bilimsel çalışma ve deneyler yapmışlar, 22 kilogram ağırlığında taş ve toprak örneği toplamışlardır. Bu numuneler daha sonra büyük bir ilgi odağı olmuştur. NASA'nın raporlarında halkın örneklere gösterdiği alakanın, muhtemelen 20. yüzyıldaki diğer uzay araştırmalarının topladığı ilginin üstünde olduğu belirtilmiştir.2

Bununla birlikte 2009 yılının Ekim ayı içerisinde de ayette bildirilen bu olaya işaret eden bir gelişme daha yaşanmıştır. Ay'da su aramaları yapan NASA, Ay'ı bombalamış ve 9000km'lik hızla gerçekleşen bu çarpmanın etkisiyle 350 ton ağırılında bir toz bulutu oluşmuştur. Yani, Ay'ın yüzeyi bir kez daha yarılmıştır. Ayette haber verildiği gibi "Saat'in" yani Hz. İsa (as)'ın gelişinin, Hz. Mehdi (as)'ın zuhurunun, Dabbetü’l-Arz’ın çıkışının, kıyametin kopmasının yaklaştığı vakitte Ay yarılmıştır. Görüldüğü gibi bu ayette, Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah'ın takdiriyle gösterttiği Ay’ın yarılması mucizesinin dışında söz konusu olaylara da işaret edilmektedir.

Şunu da belirtelim ki, sözü edilen alameti haber veren ayetlerin devamında çok önemli bir ihtar vardır. Bu ayetlerde, Allah Katından gelen işaretlerin insanları gaflet ve hatalarından döndürecek büyük fırsatlar olduğu, bu uyarıları gördükleri halde yalanlayanların "ne tanınmış-ne görülmüş" bir gün olarak tanıtılan kıyamet günü diriltildiklerinde pişman olacakları hatırlatılmaktadır:

Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı.

Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve "(Bu) süregelen bir büyüdür" derler.

Yalanladılar ve kendi hevalarına (istek ve tutkularına) uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.'

Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.

(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.

Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağrıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...

Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün". (Kamer Suresi, 1-8)



"... Birinci cümle, BİN BEŞ YÜZ (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların) son zamanlarına ve ikinci cümle, BİN BEŞ YÜZ ALTI (1506) makamiyle galibane (galip olan) mücahedenin (Allah yolunda gösterilen çabanın) tarihine... işaret eder. (...) bu tarihe kadar (1506) zahir (görünen) ve aşikarane (açık, belli), belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 46)

Yine üstad, Kastamonu Lahikası'nın 33. sayfasında kıyametin kopma tarihini 1545 olarak vermiştir. (Doğrusunu Allah bilir.)

"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."

"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)

Bu sahih kaynaklar doğrultusunda Hz. İsa (as) (as)'ın yeniden yeryüzüne dönüşünün, Hz. Mehdi (as)'ın çıkışının, İslam ahlakının yeryüzüne hakim oluşunun vaktinin Hicri 1400'den sonraki bir yüzyılda olmayacağı son derece açıktır. Hicri 1400 yılı İslam ahlakının, Hz. İsa (as) (as) ve Hz. Mehdi (as) önderliğinde tüm dünyaya hakim olacak, ardından ise yeniden çok büyük bir bozulma yaşanacak, bu bozulmanın sonunda kıyamet kopacaktır.

Tüm Müslümanların, Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen ahir zaman ile ilgili sahih hadislere ve en büyük İslam alimlerinin izahlarına kesinlikle itibar etmeleri gerekmektedir. Aksinde aşağıda örneklerine yer vereceğimiz ve tamamı arka arkaya gerçekleşen bu alametleri görmezden gelmek bunların bir defa daha arka arkaya gerçekleşmesi gerektiğini iddia etmek anlamına gelir. Oysa bu alametler zaten bir kez ve bir sıra şeklinde meydana gelmiştir. Ve bu durum Müslümanların, Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği ahir zamanın içinde yaşadıklarını anlamaları için yeterlidir. Gerçekleşen söz konusu yüzlerce alamete rağmen "aynı alametler birkez daha olsun" demek akla ve mantığa kesinlikle uygun olmaz. Samimi bir Müslüman için, bu alametlerin Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği şekilde gerçekleştiğini bir kere görmek kesinlikle ahir zamanda yaşadığımıza, Hz. Mehdi (as)'ın inşaAllah zuhur etmiş olduğuna, Hz. İsa (as) (as)'ın bu dönem içinde geleceğine ve kıyametin yaklaşarak geldiğine inanması için yeterlidir.

Kaynak:http://www.harunyahya.org/imani/kiyametalametleri/
KIYAMETİN KOPMASINDAN ÖNCE ZUHUR EDECEK KÜÇÜK ALÂMETLER

a. Çeşitli Alâmetler

296/7. Altı şey kıyamet alâmetlerindendir: Benim ölümüm, Kudüs´ün fethi, bir adama bir dinar (altın) verildiği halde azımsaması, her müslümanın evinde ateşi duyulan fitne, koyun boynuzu kıvrımları gibi insanlar arasında ölüm çokluğu, Rumun gadri. Şösk seksen sancakla müslümanların üzerine yürümeleri.

Hz. Muaz RA

(Rumun bu gadri, Antakya Amik ovasında, müttefik oldukları halde, müslümanlar üzerine yürümeleri hadisesi olan "Melhame-i Kübra" olayıdır.)

296/8. Ey ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz: Peygamberinizin vefâtı. Aranızda malın artması, öyle ki bir adama on bin dirhem (gümüş para) verilecek de yine öfkelenecek. Sizden her erkeğin evine giren bir fitne. Koyun boynuzu kıvrımları gibi ölüm çokluğu Benî esferle (Rumlarla) aranızdaki sulh. Öyle ki, kadının hamileliği gibi dokuz ay toplanırlar, sonra size gadirlik yaparlar. Medinenin fethi.

Denildi ki:

"--Hangi Medine "

Buyurdu ki:

"--Kostantıniyye. (Bu Kostantiniyye´nin Mehdi AS´ca yapılacak fethidir.)

Hz. İbn-i Amr RA

448/8. Kıyamet alâmetlerindendir: Çocuğun öfkeli, yağmurun hararetli olması, şerlerin taşması; yalancının tasdiki, doğrunun yalanlanması, hâine güvenilmesi, emine ihanet edilmesi; münafıkların kabileye efendi olması, çarşıya münafıkların hâkim oluşu; mihrabların süslenmesi, kalplerin harab edilişi; erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla yetinmesi; dünyanın mâmur kısmının harab, harab kısmının mamur olması; şübhenin ve fâizin âşikâr olması, çalgının ve eğlence aletlerinin alenîleşmesi, içkinin içilmesi; zaptiyenin, gammazların ve gıybetçilerin çoğalması.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

46/7. İnsanların akidlerini bozduklarını, emânetleri hafife aldıklarını ve --parmaklarını birbirine geçirip-- böyle olduklarını gördügün zaman, evini tercih et! Lisanına sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve ammenin işlerini kendine bırak!

Hz. Abdullah ibn-i Amr RA

53/8. Emânet zayi edildiğinde kıyâmeti bekle.

Denildi ki:

"--Emanetin zayi edilmesi nasıl olur "

Buyurdu ki:

"--Vazife ehlinden başkasına verildiği zaman, kıyameti bekleyin!"

Hz. Ebû Hüreyre RA

459/1. Nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederim ki, kıyamet kopmaz, hasisilik, fuhuş zahir oluncaya, emine hıyanet edilinceye, haine güvenilinceye, "vuul" helâk oluncaya, "tuhut" zahir oluncaya kadar.

Denildi ki:

"--Vuul ve tuhut nedir "

Buyurdu ki:

"--Vuul insanların eşrafı, tuhut ise, insanların ayak takımıdır."

Hz. Ebû Hüreyre RA

91/7. Allah-u Zülcelâl Hazretleri, fâhiri de mütefâhiri de sevmez. Fuhuş ve tefahuş açık olmadan, komşular fenâlaşmadan, hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.

Hz. Ömer RA

448/6. Kıyamet alâmetlerindendir, hàine itimad edip, emine ihanet edilmesi.

Hz. İbn-i Amr RA

121/4. Kıyametin önü sıra, sadece tanıdık kimselere selam vermek âdet olur. Ticaret meydan alır, o derece ki kadın erkeğine yardımcı olur. Akraba yoklamaları kalkar. Yalancı şahitler çıkar, gerçek şahitlik gizlenir. Muharrirler ise çoğalır.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

448/7. Kıyamet alâmetidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yoklanmaması, cihadın kalkması, dünyanın dini ihlâl etmesi.

Hz. Ebû Hüreyre RA

338/5. Bina kıyamet alâmetindendir. Bir adamın camiden geçip de iki rekat kılmaması, tanıdığından başkasına selâm vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alâmetlerindendir.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

132/7. Mâmur yerlerin harabe olması, harabe yerlerin îmar edilmesi, cihadın terki, devenin pervasızca otlaması gibi bir adamın da elindeki emanetten faydalanması, kıyamet alâmetlerindendir.

Hz. Atiyye RA

265/5. Şu üç şeyi gördüğün zaman kıyametin kopması yakındır: Mamur yerler yıkılıp, harap yerler imar ediliyor. Maruf münker, münker ma´ruf addediliyor. Deve yaprağa nasıl davranırsa, adam da emanete öyle davranıyor.

Hz. Urve RA

258/7. Altı hal var ki, onlar vaki olduğunda ölümü temenni edebilirsiniz: Sefihlerin beyliği, hükmün para ile satılması, kanın istihfaf edilmesi, zaptiyenin çoğalması, akrabalığın kesilmesi, Kur´an-ı Kerim´i eğlence yapanların çoğalması ve onun musiki yerine dinlenmesi. Öyle ki, adamı mihraba, nağme dinlemek için geçirirler. Halbuki o adamın fıkıhtan haberi bile yoktur. İşte bu durumlarda ölümü istemekte haklı olursunuz.

Hz. Abin el Gefani RA

304/6. Ümmetimden ehl-i kitaptan bir cemaat ve ehl-i liban (çöl halkı) helâk olacak.

Denildi ki:

"--Ehl-i kitap kimdir "

Buyurdu ki:

"--Kitabullahı öğrenip müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir."

Denildi ki:

"--Ehl-i liban kimdir "

Buyurdu ki:

"--Şehvetlerine uyup, namazı terk edecek bir kavimdir."

Hz. Ukbe RA

b. Ticaretin Artması, Malın Çoğalması

33/7. Kıyamet yaklaştığında, taylasan giyilmesi çoğalır. Ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tâzim edilir. Fuhuş yayılır. Çocuklar âmir duruma gelir. Kadınların sayısı artar. Sultan zulmeder. Eksik ölçü ve tartı yapılır. Bir adamın köpek yavrusu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten daha cazip gelir. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez. Gayri meşrû çocuklar çoğalır. Hatta, yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde, koyun postuna bürünürler. O zamanda insanın en iyi görüneni müdâhin olanıdır. (Kötülükleri gördüğü halde karışmayıp kendi işine bakan kimse.)

Hz. Ebû Zer RA

476/12. Sizde mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki mal sahibi zekâtını kabul edecek birini arar da, ona arz eder. O da şöyle der:

"--Benim (şimdi) buna ihtiyacım yok!"

Hz. Ebû Hüreyre RA

459/5. Nefsim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki, İran ve Rum diyarı fetholunacak ve dünya devleti üzerinize yağacak. Ekmeğiniz, etiniz bollaşacak... O kadar ki, bunların çoğuna besmele bile çekilmeyecek.

Hz. Abdullah ibn-i Busr RA

472/6. "Lâ ilâhe illallah" kelimesi halktan gamı, kederi men etmeye devam eder; dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe... O zaman bu kelimeyi söylediklerinde, kendilerine "Yalan söylüyorsunuz, siz onun ehli değilsiniz!" denilir.

Hz. Zeyd ibn-i Erkam RA

78/6. Kıyamet yaklaştıkça insanların ancak dünyaya tamahları ve Allah´tan uzaklaşmaları artar.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

504/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, kaygıları mideleri, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüşleri olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve Allah yanında onların nasibleri yoktur.

Hz. Ali RA

503/1. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, yanında altın ve gümüşü olmayan rahat etmez.

Hz. Mikdam RA

59/15. Ahir zaman geldiğinde, insanlar için dirhem ve dinara (paraya) ihtiyaç daha fazla olur. Zira insan o zaman din ve dünyasını onlarla ayakta tutabilir.

Hz. Mikdam ibn-i Madikerb RA

504/6. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, günaha girmeksizin aralarında geçinmeye kuvvet bulamayacak. Öyle ki, adam yalan söyleyecek ve yemin de edecek. Bu zaman gelince kaçın!

Denildi ki:

--Nereye kaçalım

Buyurdu ki:

--Allah´a, kitabına ve Peygamber´in sünnetine kaçın!

360/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adam malı helâlden mi, haramdan mı, nereden aldığına ehemmiyet vermeyecek.

Hz. Ebû Hüreyre RA

502/9. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adam malın kendisine nereden geldiğine, helâlden mi, haramdan mı geldiğine aldırmayacak.

Hz. Ebû Hüreyre RA

456/7. Beni hak ile baas eden Allah´a yemin ederim ki, benden sonra ümmetimin içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helâli aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kur´an´a bedel tutulacak.

Hz. İbn-i Ömer RA

360/8. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onlardan riba yemeyen hiç kimse kalmayacak. Yemese bile, hiç olmazsa kendisine tozu isabet edecek.

Hz. Ebû Hüreyre RA

503/7. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, o zamanda onlar riba yerler, yemeyene de tozu bulaşır.

Hz. Ebû Hüreyre RA

141/4. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, faiz yemeyen adam kalmaz. Onu yemese bile kendisine tozu isabet eder.

Hz. Ebû Hüreyre RA

29/8. Bu ümmet şarabı üzüm suyu, faizi alış-veriş, rüşveti hediye gibi kabul eder ve zekâtı (öşrü) ticaret vesilesi yaparsa, işte bu, günahı artırdıklarından dolayı helâklarına sebep olur.

Hz. Huzeyfe RA

503/4. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, camilerde halka halinde toplanılar, gayeleri dünyevî olur. Allah´ın onlara ihtiyacı yoktur. Bunların arasına girmeyin!

Hz. Enes RA

301/3. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, camilerde halk halka oturacaklar, ancak dünya üzerine muhabbet edecekler. Bunlara rastlarsanız, onlara katılmayın! Zira Allah-u Zülcelâl Hazretleri´nin o kimselerle alâkası yoktur.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

304/1. Ümmetimin sonunda bir takım kavimler olur ki, camilerini süsler, kalblerini ise viran ederler. Onlardan birisi dinine vermediği ehemmiyetten fazlasını elbisesine verir. Bunlar, dünyaları selâmet oldu mu, ahiret işini kaale almazlar.

Hz. İbn-i Abbas RA

476/5. Kıyamet kopmaz, tâ ki insanlar mescidler hususunda tefâhur etmedikçe.

Hz. Enes RA

c. Çocukların Durumu

478/3. Çocuk öfkeli, yağmur sıcak olmadıkça, âdî kimseler iyi addedilmedikçe, iyilere kızılmadıkça, küçük büyüğe ve karaktersiz kimse iyi insanlara cür´etkârlık yapmadıkça kıyamet kopmaz.

Hz. Aişe RA

504/4. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek, şeytanlar onların evlâdlarına ortak olacaklar.

Denildi ki:

--Bu da olacak mı yâ Rasûlallah

Buyurdu ki:

--Evet.

Dediler ki:

--Bizim evlâdlarımızı onların evlâdlarından nasıl ayırd edeceğiz ..

Buyurdu ki:

--Hayâ ve merhamet azlığından anlaşılacak.

477/13. Kalbler birbirine yabancı olmadan. sözler birbirinden ayrılmadan, ana-baba bir kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.

Hz. Huzeyfe RA

d. Kur´an´ın Merasimi ve Müslümanlığın İsminin Kalışı

301/4. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, Kur´an´ın merasimi ve müslümanlığın da ismi kalacak. Onlar müslüman ismi alırlar, halbuki kendileri müslümanlıktan insanların en uzağıdırlar. Camileri süslü olur, hidayet bakımından ise viran olur. O zamanın âlimleri, gök kubbesi altındaki âlimlerin en şerlisi olup, fitne onlardan başlar ve yine onlara döner.

Hz. Muaz RA

301/1. Ümmetime yakında bir zaman gelir ki, Kur´an okuyucu çok, fakihler az olur. İlim kabzolunur. Kargaşalık çoğalır. Ondan sonra bir zaman gelir ki, ümmetimden bir takım adamlar Kur´an okurlar ama, bu gırtlaklarını geçmez. Bundan sonra yine öyle bir zaman gelir ki, müşrik mü´minle aynı mevzuda söylediğinin mislinde mücadele eder.

Hz. Ebû Hüreyre RA

302/12. Benden sonra, yakında, ümmetimden bir taife zuhur eder ki, Kur´an okurlar ama boğazlarını geçmez. Dinden de okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar ve avdet de etmezler. Onlar halkın ve mahlûkàtın en şerlisidir. Alâmetleri de yüzünü, gözünü tıraş etmeleridir.

Hz. Ebû Zer RA

303/3. Benden sonra ümmetimden bir kavim gelir. Kur´an´ı okur, dini ilimlerden de ma´lûmâtları olur. Şeytan onlara gelir:

"--Dünyalığınızı düzeltmek için hükümete sokulsanız ya! Siz yine dininizde onlara uymazsınız." der.

Nasıl çalıdan dikenden başka bir şey alınmazsa, onlara sokulmaktan da günahtan başka bir şey elde edilmez.

Hz. İbn-i Abbas RA

e. Ulemânın Durumu

504/5. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, ulemâsı da, hukemâsı da fitne olacak. Mescidler ve kurrâ çoğalacak ama hiç âlim bulunmayacak, tek tük ulemâ kalacak.

503/9. Ümmetim üzerine bir zaman gelir ki, fukaha birbirini çekemez. Tekelerin birbirlerini kıskandığı gibi, birbirlerini kıskanırlar.

Hz. İbn-i Ömer RA

448/10. Kıyametin yaklaşmasındandır, minberlerin hatiplerinin çoğalması; ulemânın süslere meyledip haramı helâl, helâli haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri; altın ve gümüşlerinizi helâl saymayı öğütlemeleri ve Kur´an´ı ticaret metaı edinmeleri.

Hz. Ali RA

503/12. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, onda ulema, köpekler öldürülür gibi öldürülr. Keşke o zaman ulema birlik olsaydı!..

Hz. İbn-i Abbas RA

449/1. Kıyametin yaklaşmasındandır, yağmurun çok, ekinin az, okumuşun çok, fakihin az oluşu ve umerânın çok, emin adamın az oluşur.

Hz. Abdurrahman ibn-i Amr RA

472/7. Ümmet şeriat-ı hasene üzere devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça: Aralarında habis veled çoğalmadıkça, "sakkàrûn" aralarında zâhir olmadıkça.

Dediler ki:

"--Sakkàrûn nedir "

Buyurdu ki:

"--Bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirleriyle karşılaştıklarında aralarındaki selâmları lânetleşmektir."

Hz. Muaz ibn-i Enes RA

303/7. Ahir zamanda ümmetimden birtakım insanlar meydana gelir ki, kendimizin de babalarımızın da işitmediği şeyleri anlatırlar. Sizler ve babalarınız bunlardan kendinizi çekin!

Hz. Ebû Hüreyre RA

61/4. Ahir zaman olduğu ve heva hevesler muhtelif olduğu zaman (bid´atler hususunda) işte o zaman size köy ehlinin ve de kocakarıların itikadını tavsiye ederim.

Hz. İbn-i Ömer RA

(Bundan maksad, fazla bilgi sahibi oluyorum zannı ile insanın itikadını karıştırması yerine, az fakat öz bilgisi olan bir köylü veya kocakarı gibi sağlam itikad sahibi olmayı tavsiye ediyor.)

136/2. Siz bugün öyle bir zamandasınız ki, alimleri çok, hatibleri azdır. Bugün bir kimse bildiğinin onda birini terketse, düşer. Bir zaman gelecektir ki, bileni az, anlatmaya çalışanı (hatibleri) çok olacak. O zamanda bildiğinin onda birini yapan kurtulacaktır.

Hz. Ebû Zer RA

f. Umerânın Durumu

360/9. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onlara sefih önderler hakim olacak. Şerlilerini öne geçirecekler. Onlar da suretâ hayırlıların sevgisini izhar edecekler. Namazı vaktinden sonraya bırakacaklardır. Kim bu zamana yetişirse reis olmasın, memur olmasın, vergi memuru olmasın, maliyeci de olmasın!

Hz. Ebû Said RA

121/2. Kıyametin önü sıra hilekâr seneler vardır. O zamanlarda emin adamlara töhmet, haine emniyet edilir. Ve emin susturulur. Yalancıya emin nazarı ile bakılır. Ve rüveybida söz sahibi olur.

"--Rüveybida kimdir " diye soruldu.

"--Ammenin işleri hakkında söz sahibi olan sefih kimselerdir." buyruldu.

Hz. Avf ibn-i Mâlik RA

121/1. Kıyametin önü sıra yalancılar vardır. Onlardan sakının!

Hz. Câbir ibn-i Semûre RA

518/6. Ahir zamanda zalim umera, fasık vüzera, hain hakimler ve yalancı ulema gelir. Her kim onlara yetişirse sakın onların yardımcıları, vergi memuru, haznedarı ve onların emniyet memurları olmasın!

Hz. Ebû Hüreyre RA

507/12. Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar, insanları fitneye düşürürler. Hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler.

Hz. Ebû Hüreyre RA

300/2. Yakında başınıza bazı emirler gelecek. Rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lâkin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya kalktıklarında, onlarla mukatele edin. Kim bu yolda öldürülürse o şehiddir.

Hz. Ebû Sülâbe el-Eslemî RA

303/4. Yakında bazı emirler gelecek. Siz onların bazı işlerini beğenecek, bazılarından ise hoşlanmayacaksınız. Kim onlarla mücadele ederse necat bulur. Kim onlardan ayrılırsa selâmet bulur. Kim de onlara karışırsa helâk olur.

Hz. İbn-i Abbas RA

299/1. Benden sonra, yakında sizin üzeriniz bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emiriniz değildir.

Hz. Ubade RA

303/6. Sizin üzerinize bazı umera peydah olur. Namazı vakitlerinden geciktirir ve bid´atler çıkarırlar.

İbn-i Mes´ud RA dedi ki:

"--Onlara yetişirsem nasıl yapayım "

Buyurdu ki:

"--Ey Ümm-ü Abd´in oğlu! Benden nasıl yapacağını soruyorsun. Allah´a isyan edene itaat yoktur!"

Hz. İbn-i Mes´ud

140/8. Sizin üzerinize yakında kabul edeceğiniz veya kabul etmeyeceğiniz işler yapan umera gelr. Kim ki bunu reddeder, beraat kazanır. Hoşlanmayan selâmet kazanır. Hoşlanan, uyan fitneye uğramış olur.

Dediler ki:

"--Onlarla cenkleşmeyelim mi "

Buyurdu ki:

"--Namaz kılarlarsa, cenkleşmeyin!"

Hz. Ümmü Seleme RA

302/11. Benden sonra yakında bir takım sultanlar peydah olur. Kapılarında fitneler develerin yatakları gibidir. Kimseye bir hayır göstermezler. Bir şey verilirse, ancak onların dinlerinden bir taviz kopararak verilir.

Hz. Abdullah ibn-i Hars RA

298/3. Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi cehenneme atılacaklar.

Hz. Muaviye RA

302/10. Ahir zamanda, zalim hükümdarın avanesi olur ki, onlar sabah Allah´ın gazabında yürürler. Akşamda Allah´ın buğzu içinde dolaşırlar. Sakın onların sırdaşlarından olmayın!

Hz. Ebû Umâme RA

46/8. Ümmetimin zalime, "Sen zalimsin!" demekten koktuğunu görürsen, onlardan ayrılabilirsin.

Hz. Abdullah ibn-i Amr RA

502/11. insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalbleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler. Çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tâbi olursan, seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen, sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlâksız, gençleri arsız olur. Yaşlıları ise ma´rufu emretmez, münkeri nehyetmez olur. Sünnet aralarında bid´at, bid´at ise aralarında sünnet gibidir. İdarecileri sapıktır. İşte bu zamanda Allah onlara şerlilerini musallat kılar. Hayırlıları dua eder, fakat duları kabul olmaz.

Hz. İbn-i Abbas RA

458/9. Nefsim yed-i kudretinde olana kasem ederim ki, kıyamet kopmaz, imamınızı öldürünceye, kılıcınızı birbirinizde deneyinceye ve şerirleriniz dünyaya hakim oluncaya kadar.

Hz. Hüreyre RA

518/7. Ahir zamanda bir kavim sultanın huzuruna varır. Sultanlar Allah´ın emri ile hareket etmezler, onlar da nehyetmezler. Allah´ın lâneti işte bunların üzerine olsun!

Hz. İbn-i Mes´ud RA

g. İmanı Muhafazanın ve Sünnete Uymanın Güçleşmesi

503/11. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, adamın imanı soyulur da haberi olmaz. Halbuki o, gömleğinin soyulduğu gibi soyulmuştur.

Hz. Ebüd-Derdâ RA

360/5. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, kableri acem kalbi olacaklar.

Denildi ki:

"--Acem kalbi nedir "

Buyurdu ki:

"--Kalblerinde dünya muhabbeti, âdetleri bedevî âdeti gibi. Kendilerine rızık verildi mi hayvanlarnı çoğaltır, gazayı zarar addeder ve zekâtı cereme sayarlar."

Hz. İbn-i Ömer RA

502/10. insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, ümmetin ihtilâfı sırasında benim sünnetime tutunan eliyle ateş tutan bir kimse gibi olacaktır.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

477/12. Zühd lâftan, vera´ da yalandan ibaret olmadıkça kıyamet kopmaz.

Hz. Ebû Hüreyre RA

503/10. Sizin üzerinize bir zaman gelir ki, adam acizlikle fâcirlik arasında muhayyer kalır. Kim bu zamana ulaşırsa, aczi fücura tercih etsin!

Hz. Ebû Hüreyre RA

504/1. İnsanlar üzerin bir zaman gelecek ki, şimdi sizin aranızda münafığın gizlendiği gibi, mü´min gizlenecek.

Hz. Câbir RA

504/2. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, adam bir kavmin içinde oturacak da, kendisini dile alacaklar korkusu ile kalkamayacak.

Hz. Ebû hüreyre RA

h. Fitnelerin Zuhuru

476/13. iki büyük taife, davaları bir olduğu halde çarpışmadan kıyamet kopmaz. aralarında büyük bir mukatele olur ve otuza yakın deccal ve yalancı baas olunur. Onların hepsi de kendini Allah´ın rasûlü zanneder.

Hz. Ebû Hüreyre RA

243/2. Kaprakanlık gece parçaları gelmeden amellere müsâraat ediniz ki, o devirde de insan sabah mü´min olur, akşama kâfir olarak ulaşır. Mü´min olarak geceye gider, kâfir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları, dinini dünyadan az bir şeye karşılık satarlar.

Hz. Ebû Hüreyre RA

299/7. Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kâfir olur. Ancak, Allah´ın kendisini ilmi ile ihyâ ettikleri müstesnâ.

Hz. Ebû Umâme RA

299/9. Yakında hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilâflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol!

Hz. Halid ibn-i Urfuta RA

18/11. Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim: Medineden çıkacak bir fitne, Mekke´den çıkacak bir fitne, Yemen´den çıkacak bir fitne, Şam´dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne... Bir fitne de Şam´ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyânî´nin fitnesidir. (Mehdi AS´dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.)

Hz. İbn-i Mes´ud RA

300/3. Benden sonra fitneler olur. Birisi de ahlâs fitnesidir. (Deve çulu fitnesi, yâni milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnelerin kendine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehl-i beytimden bir müslüman (Mehdi AS) çıkıncaya kadar devam eder.

Hz. Ebû Said RA

300/1. Yakında dört fitne olacak: Kanın mubah sayıldığı fitne; kanın mubah ve malın helâl sayıldığı fitne; kanın mubah, malın ve namusun helâl sayıldığı fitne... (Dördüncüsü Deccal fitnesidir.)

Hz. İmran RA

i. Deccal´in Önüsıra Olacak Hadiseler

132/5. Malın meydan alması, kâtiplerin artması, ticaretin çoğalması, cehlin yayılması, insanın ticareti "Falan kimselerden izin olmadıkça olmaz!" şeklinde yapması; müstakil bir mahalde kâtib bulunmaması (Ticaretin çokluğundan yazmaya vakti olan adam bulunmaz.) kıyamet alâmetlerindendir.

Hz. Amr ibn-i Tuğlabe RA

503/8. İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, zenginler tenezzüh için, orta halliler ticaret için, onların kurrâları riya ve gösteriş için, fakirleri ise dilenmek için haccederler.

Hz. Enes RA

303/8. Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar peydah olur ki, erkekler gibi eğerlere biner ve mescidin kapısında inerler. Onlar giyinik çıplaklardır. Başlarını da zayıf devenin hörgücü gibi yaptırırlar Bunları tel´in edin! Zira onlar mel´undurlar. Eğer sizden sonra gelecek ümmet olsaydı, bunlar da o gelecek ümmete hizmetçi olurlardı. Nasıl ki sizden evvelki ümmetlerin kadınlarının size hizmetçi oldukları gibi.

Hz. İbn-i Amr RA

141/1. Âhir zamanda ümmetim üzerine şiddetli bir belâ zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurtulur: Biri Allah´ın dinini tanır ve onun için lisan ve kalbi ile mücadele eder. İkincisi ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir. (Cahil kalanlar bu belâda tehlikededir.)

Hz. Ömer RA

29/9. Ümmetim şu beş şeyi helâl saydığı zaman, helak onların üzerine hemen gelir. Aralarında lânetleşmenin ortaya çıkmasını, ipekli giyilmesini, şarkıcı kadınlar ittihaz edilmesini, şarab içilmesini; erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesini helâl saydıkları zaman.

Hz. Enes RA

503/5. İnsanlar üzerinde öyle bir zaman gelir ki, boğulmaya maruz adam gibi dua etmeyen yakayı kurtaramaz.

Hz. Huzeyfe RA

503/3. Sizin üzerinize öyle bir zaman gelir ki, boğulmaya maruz adam gibi dua etmeyen yakayı kurtaramaz.

Hz. Huzeyfe RA

457/2. Nefsim yed´i kudretinde olana kasem ederim ki, dünya gitmez. Ta ki bir adam bir kabre uğrar da, onun üzerinde yuvarlanarak, "Keşke şu kabir sahibinin yerinde ben olsaydım." demedikce... Sanki din onun başının belâsı gibi olur.

Hz. Ebû Hureyre RA

346/8. İslâm´ın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalâlete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların üzerine üç deccal gelecek.

Hz. Huzeyfe RA

346/7. Hiç şüphe yok ki, İslâm´ın usulleri birer birer bozulacak, birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela hükmü kaldıracaklar, en sonra da namazı bozacaklar.

Hz. Ümâme RA

346/9. Sizler hiç şüphe yok, evvelkilerin âdetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse, siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa, siz de yapacaksınız.

Hz. İbn-i Abbas RA

121/3. Kıyametin önü sıra Deccal ve onun önü sırada otuz kadar ve daha fazla yalancı gelir. Bu yalancıların alâmetleri soruldu. Buyruldu ki:

"--Onlar sizde olmayan âdetler getirirler ve diyanetinizi o âdetlerle değiştirirler. Bunları gördüğünüzde onlardan sakının ve onlara düşman olun!"

Hz. İbn-i Ömer RA

258/8. Deccal´in önü sıra hud´alı seneler olur: Yağmur çok yağar, fakat nebat az olur. Sàdıklar tekzib olunur, yalancılar ise tasdik olunur. Haine itimad edilir, emin ise hain addedilir. Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur.

Denildi ki:

"--Yâ Rasûlallah, Rüveybiza nedir "

Buyurdu ki:

"--Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir."

Hz. Avf ibn-i Mâlik RA

504/3. İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur´an okur, ibadete çalışırlar ve ehli bid´atle de meşgul olurlar. Lâkin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar. Okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör Deccal´in avanesi olacaklardır.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

EFSANE1 TÜRK BOARD

KAROGLANIN PAYLAŞIMLARI
This it's a sample image

Dini ve Kültürel Bilgiler
Tasavvuf Bilgileri
PSD Grafikler
PNG Resimler
JPG Resimler
GIF Resimler
Flatcast Tema
Radyo indexleri
Ne Ararsanız Burada

1TÜRK BOARD iÇERiK

Rasit Hocanin Vaazlari

Foruma Git

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



1Türk de Neler Var


Efsane1tur.net - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi