Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Fena Nedir ? Fena Mertebeleri Nelerdir ? Fâni Olmak Nedir?
#1
Dini_Icon_4 
[Resim: 145260007406561.png]

Fena Nedir ? Fena Mertebeleri Nelerdir ? Fâni Olmak Nedir?


Fenâ; fâni olmak yani yok olmak demektir. Yani kendisinde hiçbir varlık görmemesi, yok olduğu zatın emrini, isteğini kendisine tercih etmesi demektir. Yani (Ben yokum, sadece o var) diyebilmek ve buna göre yaşayabilmektir.

Fenâ-fil-ihvan:
Doğru yoldaki mümin kardeşlerinde fâni olmaktır. Onları çok sever. Her hususta onları kendine tercih eder, malını ve canını ondan esirgemez. Maddî bir ihtiyacı olduğunda kendi ihtiyacını hiç düşünmeden yardım eder. Özür dileyince, kendisi haklı olsa bile özrünü kabul eder. Onlara karşı vefalı olur, kusuru var diye terk etmez, kesinlikle bir menfaat veya hizmet beklemez, aksine onlara hizmet etmek için arkadaşlık yapar. Din kardeşlerinde fâni olmadan, fena-fiş-şeyhe kavuşulmaz.

Fenâ-fiş-şeyh: İnsanın, dinini öğrendiği hocasını çok severek onda fâni olmasıdır. Bunun için de, her hususta onun arzu ve isteklerine tâbi olması, iradesini, isteğini onun eline bırakması, ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi olması, aklına zıt gelse de, ona muhalefet etmemesi gerekir. Bu olmadan, fena-fir-resule kavuşulamaz.

Fenâ-fir-resul:
Resulullah'ı çok sevmek ve onda fâni olmaktır. Malından ve canından daha çok sevmesi gerekir. Bu sevgisinin alameti, sünnetleri yapıp mekruhlardan kaçınmaktır. Bir mümin, bütün bunlara tâbi olduktan sonra, mubahlarda da ne kadar Ona uyarsa, o derece kâmil ve olgun bir Müslüman olur. Allahü teâlâya, o derece yakın, yani sevgili olur. Bu olmadan, fena-fillah makamına kavuşulmaz.

Fenâ-fillah: Allahü teâlâyı her şeyden, canından, malından çok sevmektir, kalbden mâsivâyı yani Allahü teâlâdan başka her şeyi çıkarmak, tek arzusunun Allahü teâlânın rızasını kazanmak olmasıdır. Kalbden mâsivâ çıkınca, oraya marifetullah girer. Marifetullah, Allahü teâlâyı tanımaktır. İnsan bu dereceye kavuşunca, ömrü boyunca, kalbi Allahü teâlâdan başka şeyleri hatırlamak istese bile hatırlayamaz.

Bekâ-billah: Yolların birleştiği yer, Allahü Tealanın ilminde, sıfatlarında fani olmak ve, Allahü teâlânın kulunu sevmesi demektir.

Fenâ-yı kalb: Yaratılmışların varlığını, sevgisini kalbden çıkarmak, kalbin Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyi bilmemesi ve sevmemesi, unutmasıdır.

Fenâ-yı nefs: İnsanın kendine ve başkalarına bağlılığının kalmaması, benliğini unutup, bırakması, yani Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyi sevmemesidir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kâmil ve mükemmil [yetişmiş ve yetiştirebilen] bir zat ele geçerse, bütün arzuları, istekleri, onun eline bırakmalı, ölü yıkayıcının elinde, teneşirdeki ölü gibi olmalıdır. Önce fena-fiş-şeyh’dir. Bu, sonra fena-fillah haline döner. [Yani tasavvuf yolunun sonuna ermiş ve başkalarını da erdirmek için geri dönüp, herkes gibi görünen kâmil zata teslim olmalı. Önce, kendini onda yok etmeli, yani kendine değil, ona uymalı. Böyle olan kimse, yavaş yavaş, Allahü teâlâda yok olur. Yani kendi arzuları aradan kalkıp, Allahü teâlânın iradesiyle hareket eder. Kendi iradesi kalmaz.] (1/61 )

Bir kimseyi seviyorum deyince, ona karşı mecazi muhabbeti olduğu anlaşılır. Cahil ve bid’at sahibi, salih ve sadık her müslüman, Resulullahı böyle sevmektedir. Müslüman olmak için de, bu kadar muhabbet kâfidir. Feyz getiren hakiki sevginin hâsıl olması için, onun sözlerini, işlerini, hallerini ve ahlakını öğrenmesi ve bunları sevmesi lazımdır. Sevilene itaat edilir. Her şeyde ona tabi olunur. Hakiki sevgi pek çok olursa, sevdiğinden başka her şeyi unutur. Bu unutmaya fena-yı kalb denir. Hatta kendini de unutur. Kendini de unutmaya fena-yı nefs denir. Böylece, fena hâsıl olunca, yani bir Ârif böyle çok sevilince, onun kalbine Resulullah efendimizden gelmiş olan feyzler, ilahi marifetler, nurlar, sevenin kalbine akarak, hakiki ihlâsa kavuşur. Böylece hakiki ibadet yapmak nasip olarak, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşur. Bundan sonra fena-fir-resul hâsıl olur. Yani Resulullahı hakiki muhabbetle severek, feyzleri doğruca Onun mübarek kalbinden alır. Artık, vesileye ihtiyaç kalmaz. (S. Ebediyye )

Fena-yı kalb hâsıl olunca, kalbde mahlûklara ait düşünce kalmaz; fakat beyinden gitmez. Fena-yı nefs olunca, beyinden de gider. Bunu ancak tasavvuf ehli anlar. (Mekatib-i şerife)

FENÂ Fİ’R-RESÛL NE DEMEK?


Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in muhabbet deryasına gark olmak, O’nda yok olmak… Bu hâlin alâmeti, Kur’ân ve sünnet modelini hayatın her safhasına aksettirebilmek… Bu o kadar mühimdir ki, fenâ-fi’r-rasûl mertebesine vâsıl olamayanlar, hiçbir zaman fenâ-fillâh mertebesine ulaşamazlar.

Fenâ-fi’r-resûl mertebesinin özü de, Hazret-i Peygamber’i her şeyden çok sevmek ve böyle bir muhabbetle O’na bağlanmaktan ibarettir.

Abdullah bin Hişam anlatır:

“Bir defasında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile birlikte bulunuyorduk. Rasûl-i Ekrem, orada bulunanlardan Hazret-i Ömer’in elini avucunun içine almış oturuyordu. O sırada Ömer -radıyallâhu anh-:

«–Yâ Rasûlâllah! Sen bana canımın dışında her şeyden daha sevgilisin!» diyerek Rasûlullâh’a olan muhabbetini ifade etti. Onun bu sözüne karşılık Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

«–Hayır, ben sana canından da sevgili olmalıyım!» buyurdu. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- hemen:

«–O hâlde Sen’i canımdan da çok seviyorum yâ Rasûlâllah!» dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«–İşte şimdi oldu.» buyurdu.” (Buhârî, Eymân, 3 )

HAKİKÎ İMÂNIN ŞARTI

Bir başka hadîs-i şerifte de Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in:

“Nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemin olsun ki; sizden biriniz, ben kendisine anasından, babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça hakikî mânâda îmân etmiş olamaz.” (Buhârî, Îman, 8 ) buyurması, son derecede câlib-i dikkattir.

İşte hakikî îmanın şartı budur. İnsanlık semâsının yıldızları olabilen bütün bahtiyar şahsiyetler, hep bu şartın içinde yaşadıkları için nice makamlara ermişlerdir. Dolayısıyla her şeyden önce Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i onlar gibi tanımalı, onlar gibi sevmeli, onlar gibi takip etmeliyiz. Unutmamalıyız ki; O’na muhabbet hürmeti gerektirir. O’na muhabbette yücelenler, hürmet itibarıyla can u gönülden rikkat sahibi olanlardır. Hem sahâbe, hem tâbiîn, hem de onların izinden giden bütün İslâm büyüklerinin en bariz özellikleri budur. Örnekler saymakla bitmez.

İSLÂM ÂLİMLERİNİN PEYGAMBER SEVGİSİNE DÂİR ÖRNEKLER

Defalarca hacca giden Ebû Hanife Hazretleri, türbe-i saadete bin bir edeple varır ve Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in, “Yaklaş yâ imam!” izni üzerine boyun bükerek Ravza’ya girerdi.

İmam Mâlik, edebinden dolayı Medine sınırları içerisinde abdest bozmazdı.

Büyük müctehid İmam Nevevî Hazretleri de, Rasûlullah’la o kadar aynîleşmişti ki; Rasûlullâh’ın, karpuzu nasıl kesip yediğine hadis-i şeriflerde rastlamadığı için hayat boyu karpuz yemekten vazgeçmişti…

Yine Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar İslâm’ın nûrunu ve feyzini gönüllerde yeşerten büyük velî Seyyid Ahmed Yesevî, 63 yaşına girdiği zaman, temsilî bir mezar kazdırdı:

“Bana bu yaştan sonra toprak üstünde yaşamak gerekmez!” dedi. Bundan sonraki ibadet ve irşad hayatını, Rasûlullah’la aynîleşme neticesi bir mezarın içinde devam ettirdi. Çünkü samimî Peygamber âşıkları için ancak O’nun aşkı gönül ferahlığıdır.

Gönüller, O’nsuz câhiliye girdaplarında boğulmuş, zulüm ve isyan dehlizlerinde nefessiz kalmıştır. Ancak O’nun vesilesiyle hidayet ufuklarına kanat açma bahtiyarlığına erişen gönüller, iki cihanın ferahlığını aşk-ı Muhammedî’de bulmuşlardır.

HAZRET-İ FÂTIMA’NIN PEYGAMBER EFENDİMİZ İÇİN OKUDUĞU ŞİİR

Cennet hanımlarının efendisi olan Hazret-i Fâtıma -radıyallahu anha- Vâlidemiz, muhterem babaları Rahmet Peygamberi’nin kabr-i şerîfinden bir avuç toprak alarak koklayıp gözlerine sürdükten sonra şu dörtlüğü söylemişlerdir…

مَاذَا عَلٰى مَنْ شَمَّ تُرْبَةَ أَحْمَدٍ
أَلَّا يَشُمَّ مَدَى الزَّمَانِ غَوَالِيَا
صُبَّتْ عَلَىَّ مَصَائِبٌ لَوْ أَنَّهَا
صُبَّتْ عَلَى الْأَيَّامِ صِرْنَ لَيَالِيَا

“Hazret-i Ahmed –sallâllahu aleyhi ve sellem-’in toprağını koklayan kişi, ömür boyu başka güzel ve pahalı kokular koklamasa ne kaybeder?!

Hazret-i Ahmed -sallâllahu aleyhi ve sellem-’in toprağını koklayanın hâli ne mi olur? Ömür boyu çok pahalı ve güzel kokular koklamamak! (Zira buna ihtiyacı kalmaz.)

Pek muhterem babacığımın ukbâ âlemini teşrifleri ile benim üzerime öyle musîbetler döküldü ki, şâyet bu musîbetler gündüzlerin üzerine dökülseydi o nurlu gündüzler simsiyah gece kesiliverirdi.”[1]

Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vefâtından sonra Hazret-i Fâtıma -radıyallahu anha- Annemizʼin yüzünün güldüğü hiç görülmemiştir. (İbn-i Sa‘d, II, 312; Kâmil Mîras, Tecrîd Tercemesi, XI, 25-26)

Kaynak :
Dinimiz islam
http : // www.dinimizislam. com/detay. asp?Aid=5526
islam ve ihsan
http : // www.islamveihsan. com/fena-fir-resul-ne-demek. html
Dipnot: [1] İbnü’l-Cevzî, el-Vefâ, II, 803, 813, İbn-i Seyyid, II, 451; Kastalânî, II, 501; Diyârbekrî, II, 173.
Osman Nûri Topbaş


Etiketler :
Fena Nedir ? ,Fena Mertebeleri ,Nelerdir ?,Fenâ-fir-resul,Fenâ-fiş-şeyh,Fenâ-fil-ihvan,Fenâ-fillah,Bekâ-billah,




Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi