Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Yunus Aleyhisselam
#1
Dini_Icon_4 
Yunus Aleyhisselam

Musul yakınlarındaki Nineve (Ninova) ahâlisine gönderilen peygamber. Babası Metâ adında bir zât olup sâlih kimselerdendi. Yunus aleyhisselam kendisini balık yuttuğu için Zinnûn ve Sâhib-i Hût adlarıyla da anılmıştır.

Yunus aleyhisselam, Asûr Devletinin başşehri ve önemli bir ticâret merkezi olan Nineve şehrinde doğdu. Babası Metâ ve annesi, Allahü teâlâya dua edip, kendilerine bir erkek evlâd ihsân etmesini dilediler. Cenâb-ı Hak onlara Yunus’u ihsân etti. Ancak Yunus aleyhisselam ana rahmindeyken babası vefat etti. Annesi onun doğum ve çocukluğu sırasında birçok hârikulâde, olağanüstü haller gördü. Yunus aleyhisselam Nineve’de büyüdü. Kavmi içinde emin, yalan söylemeyen, yardım seven bir kişi olarak meşhur oldu.

Otuz yaşına gelince Nineve ahâlisine peygamber olarak gönderildi. Putlara tapan Nineve halkını senelerce Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Kavmi ona îmân etmedikleri gibi birçok ezâ ve cefâda bulundular. Onunla alay ettiler. Fakat Yunus aleyhisselam yılmadan ve ümitsizliğe kapılmadan onları hak dîne dâvet etti. Allahü teâlânın azâbıyla korkuttu. Fakat Nineve halkı, “Tek bir kişinin hatırı için azap inip herkesi yok edecekse müsâde et bu azap gelsin.” deyip alay ettiler.

Yunus aleyhisselam kavminin küfürde isrâr etmesine üzülüp onların arasından ayrıldı. Allahü teâlâ ona vahyedip; “Kullarımın arasından ayrılmakta acele ettin. Geri dön, kırk gün daha onları îmâna çağır.” buyurdu. Yunus aleyhisselam bu ilâhi emir üzerine kavmine döndü ve onları hak dîne dâvete devam etti. Otuz yedi gün aralarında kaldı. Kavmi yine inanmadı. Bunun üzerine Yunus aleyhisselam “O halde üç güne kadar başınıza gelecek azâbı bekleyin. Bunun alâmeti önce benizleriniz sararacaktır.” buyurdu ve ilâhî bir emir gelmeden üzüntüyle aralarından ayrıldı.

Yunus aleyhisselamın haber verdiği gün gelince Ninevelilerin benizleri sarardı. Gökyüzü karardı. Şehri simsiyah bir duman kapladı. Herkesi korku ve telâş sardı. Feryad ve figâna başladılar. “Yunus aleyhisselam aramızda ise korkmayın, eğer gitmişse azâb bizi helâk edecektir.” diye söyleştiler. O zaman Allahü teâlâ kalplerine pişmanlık hissini verdi. Onlar tövbe etmek arzusu ile yaşlı sâlih bir zâta geldiler ve ne yapmaları gerektiğini sordular. O zât da henüz azâbın gelmesine iki gün olduğunu ve tövbe etmelerini ve azâbı kaldırması için dua etmelerini tavsiye etti.

Bunun üzerine Nineve halkı şehrin yakınındaki bir yüksek tepeye çıkıp Allahü teâlâya ve O’nun peygamberi Yunus aleyhisselama îmân ettiler. Allahü teâlâya dua edip azâbı kaldırmasını niyaz ettiler. O zamana kadar yaptıkları her türlü kötülük ve haksızlığa da tövbe ettiler. Hattâ öyle oldu ki, evlerindeki başkasına âit olan taşları söküp sâhiplerine iâde ettiler. Bunun üzerine Allahü teâlâ tövbelerini kabul edip, azâbı üzerlerinden kaldırdı. Duânın yapıldığı gün Cumâ olup, Aşûre günüydü. Sonra sevinç içinde şehre dönen Nineve halkı şehirde Yunus aleyhisselamı aramaya başladılar.

Yunus aleyhisselam da ayrılışından bir müddet sonra kavminin hallerini öğrenmek için Nineve’ye yakın bir yere geldiğinde azâbın rahmete tebdil olduğunu gördü. Fakat şehre girmedi. “Eğer şehre girersem beni yalancılıkla ithâm ederler.” diyerek sahra (çöl) tarafına yöneldi ve oradan uzaklaştı ve Dicle Nehri kenarına vardı. Fakat buraya Allahü teâlâdan emir almadan gelmişti. Dicle Nehri kenarındayken yolcularla dolu olan bir gemiye bindi. Gemi hareket edip kıyıdan uzaklaştı. Gemi bir müddet seyrettikten sonra durdu ve kımıldamaz oldu. Gemidekiler şaşırıp kaldılar. Ne kadar çalıştılarsa da gemiyi bir türlü yürütemediler. Sonra da; “Aramızda bulunan bir suçlu yüzünden gemi yürümüyor.” diye aralarında söylendiler. Geminin batacağından endişe edip paniğe kapıldılar. Durumu uğursuzluk kabul edip: “Burada efendisinden kaçan bir kul vardır. Kur’a atalım o meydana çıkar!” diye söyleştiler.

O zamâna kadar âdetleri kur’a kime isâbet ederse onu cezâ olarak denize atmaktı. Âdetleri gereği kur’a çektiler. Kur’a Yunus aleyhisselama çıktı. O zaman Yunus aleyhisselam bunun kendisi hakkında ilâhi bir imtihan olduğunu kabul edip tevekkülle; “O âsi kul benim!” dedi. Gemidekiler Yunus aleyhisselama bakıp sâlih bir kimse olduğunu anlayıp; “Bu zât köleye benzemiyor!” diyerek yeniden kur’a çektiler. Kur’a yine hazret-i Yunus’a isâbet etti. Üçüncü defâ çekilen kur’a da Yunus aleyhisselama isâbet etti. Bâzıları; “Şüphesiz bu kişinin suçu olmalı!” dediler.

Yunus aleyhisselam yolcuları Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet etti. Fakat gemidekiler Yunus aleyhisselamı denize attılar. O an gece vaktiydi. Yunus aleyhisselamı bir balık yuttu. O zaman cenâb-ı Hâk balığa emredip onu yaralamamasını, kemiklerini kırmamasını bildirdi. Balık bu hal üzere hazret-i Yunus’u alıp denizin derinliklerinde kayboldu. Yunus aleyhisselam balığın karnında sağ, aklı başında ve şuûru yerindeydi. Balığın karanlık vücûdunda çok üzgün bir halde: “Yâ Rabbî! Emir ve hüküm senindir. Fakat Nineve’ye dönmeye ve kavmimi îmânlı bir şekilde görmeye ümîdim sonsuzdur. Bütün bunlara rağmen senin takdirin ne ise ona râzıyım.” dedi.

O sırada bâzı sesler işitti. “Bu nedir acabâ?” diye söylendi. Allahü teâlâ ona balık karnında olduğunu vahyederek: “Ey Yunus! Bu sesler beni denizde zikreden canlıların sesleridir!” buyurdu.

Yunus aleyhisselam balığın karnında dahi her zaman zikre devam ediyordu. Melekler onun sesini işitip Allahü teâlâya arz ettiler. Allahü teâlâ; “Bu kulum Yunus’un sesidir. Bir hâli sebebiyle onu denizde bir balığın karnında hapsettim.” buyurdu. Yunus aleyhisselam, “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü minezzâlimîn (Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum.” (Enbiya sûresi 87)” duasına devam etti. Bu duası ve tesbihi onun kurtuluşuna sebep oldu. Balığın karnında üç, yedi veya kırk gün kaldıktan sonra kurtuluşa erdi. Yunus aleyhisselam balığın karnından Muharrem ayının onuncu (Aşûre) günü çıktı.

Balık onu çıkarıp sâhile bıraktığında; Yunus aleyhisselam zayıflamış, bitkin, hasta bir durumda ve himâyeye muhtâçtı. Cenâb-ı Hak ihsânıyla orada hazret-i Yunus’u güneşin yakıcı sıcağından gölgelendirerek geniş yapraklı, çabuk büyüyüp yükselen bir ağaç veya bitki bitirdi. Bu ağaç sinek ve haşerâtın zararını da önlemekteydi. Cenâb-ı Hak bir rivâyette o bitkiden hazret-i Yunus’a süt damlattı. Diğer bir rivâyette dağ keçisini emrine verdi. İyice kuvvetleninceye kadar o dağ keçisi sabah akşam gelip hazret-i Yunus’u emzirdi. Yunus aleyhisselam kendine gelince Allahü teâlâya şükredip ibâdete başladı. Birgün kendisine gölge veren ağacın kuruduğunu görüp üzüldü. Allahü teâlâ ona vahy edip kavmine dönmesini emir buyurdu ve kavminin tövbelerini kabûl ettiğini bildirmesini emretti.

Yunus aleyhisselam kavmine gitmek üzere yola çıkıp, Nineve şehri yakınlarına gelince gördüğü bir çobana kavminin durumunu sordu. Çoban da; “Peygamberleri olan Yunus aleyhisselam onlara darılıp gittiğinden kendi başlarına kaldı. Cenâb-ı Hak onlara azâb gönderdi. Azâb bulutları başları üzerinde üç gün üç gece durdu. Fakat onlar bin bir pişmanlıkla ağlaştılar. Yunus aleyhisselamı aramalarına rağmen bir yerde bulamadılar. Neticede Allahü teâlâ onları bağışladı. Üzerlerinden azâbı kaldırdı. Şimdi yolları gözetip kendilerine emir ve yasakları öğretecek Yunus aleyhisselamın gelmesini bekliyorlar.” dedi. Yunus aleyhisselam kendisinin bekledikleri kimse olduğunu ve gidip onlara haber vermesini istedi. Çoban Nineve’ye gidip Yunus aleyhisselamın geldiğini haber verdi.

İlk anda Yunus aleyhisselamın geldiğine inanmayan Nineve halkı ağacın ve koyunun dile gelip, konuşması netîcesinde inandılar. Yunus aleyhisselamın bulunduğu tarafa gittiler. Yunus aleyhisselamı namaz kılarken buldular. Namazdan sonra onu hasretle kucaklayıp özür dilediler. Berâberce şehre döndüler. Bundan sonra Yunus aleyhisselam onlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı. Kavmi mesut ve iyilik üzere oldular. Yunus aleyhisselam seksen üç yaşında ibâdet hâlindeyken Nineve’de vefat etti. Vefât ettiği yer hakkında başka rivâyetler de vardır.

Yunus aleyhisselamın mucizeleri:
1. Yunus aleyhisselam, Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği üzere balığın karnında üç, yedi veya kırk gün yaşamıştır.

2. Yunus aleyhisselamın duası bereketiyle bulutlardan ateş çıkardı. Bir gün Nineve ahâlisi kendisinden bulutlardan ateş çıkarılmasını istediklerinde dua etti ve bulutlardan ateş düşüp memleketin bir bölgesindeki ağaçları yaktı.

3. Yunus aleyhisselamın duası bereketiyle dağdan su çıkmıştır.

4. Yunus aleyhisselamın peygamberliğine bir keler şehâdet etmişti. Nineveliler Yunus aleyhisselamdan mucize isteyince, Allahü teâlânın emriyle dağa işâret etti. Dağdan çıkan bir keler dile gelerek; “Ey insanlar! Biliniz ki, Yunus hak peygamberdir. Sizi Cennet’e, Rabbinizin mağfiretine dâvet ediyor.” dedi.

5. Yunus aleyhisselam Nineve hâkimini îmâna dâvet etti. O zaman Hâkim; “Kapımda bulunan şu demir halka altın olursa îmân ederim.” dedi. Yunus aleyhisselam Allahü teâlânın emriyle elini kapının halkasına koydu. Demir halka altın hâline geldi.

6. Yunus aleyhisselam odun olmadığı halde su üstünde ateş yakmıştır.

7. Yunus aleyhisselam, Davud aleyhisselam gibi güzel sesli olduğundan, tatlı sesi vahşî ve yırtıcı hayvanlara da tesir eder, onu dinlemek için etrâfında toplanırlardı.

Yunus aleyhisselamın hayâtı ve başına gelen hâdiseler hakkında Kur’an-ı kerîmin Sâffat, Nisâ, Yunus, Enbiyâ, Kalem, sûrelerinde haber verilmektedir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem de hadîs-i şerîfte buyurdu ki:
“Balığın karnındayken Yunus’un (aleyhisselam) yaptığı dua; “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn” idi. Müslüman bir kişi bu duayı her ne şey için okursa, Allahü teâlâ elbette onu kabul eder. Hiçbir kula, Yunus bin Metâ’dan (aleyhisselam) daha hayırlıyım, demek yakışmaz.”




Bul
Alıntı
#2


Yûnus Aleyhisselâmın Soyu, Adı Ve Yurdu:


Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. İshâk, b. İbrahim Aleyhisselâm oğulla­rı soyundandı.[1]

Matta, Yûnus Aleyhiselâmın annesi idi.

Peygamberlerden, Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem Aleyhisselâmlardan baş­ka hiç biri, annesine nisbetle anılmamıştır. [2]

Yüce Allah, Kur´an-ı keriminde, onu (Zünûn = Balık sahibi) diyerek anar. [3] Yûnus Aleyhisselâm; Musul´un[4] Ninevâ şehri halkındandı. [5]



Yûnus Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:



Yûnus Aleyhisselâm; İlâhî Vahy´e mazhar olan[6], âlemlerin üstünde, yüksek me­ziyetler verilen[7] Peygamberlerdendi. [8]

Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâmı, İlyas Aleyhisselâmdan sonra, Peygamber olarak göndermişti. [9]

O zaman, kendisi, otuz yaşlarında idi. [10]

Yûnus Aleyhisselâm in kavmi, putlara taparlardı.

Yüce Allah; onları, putlara tapmaktan[11], küfürden[12]´ nehy[13] ve bu husustaki küfürlerinden dolayı Allah´a tevbe etmelerini[14] ve Allah´ın Birliğine inanmala­rını, emretmek üzere, göndermişti. [15]

Yûnus Aleyhisselâm; otuz üç yıl, kavmini, Allah´a iman ve ibadete davet ettiği halde, kendisine, iki kişiden başka iman eden olmadı. [16]

İman edenlerden birisi İlim ve hikmet sahibi Rubil, diğeri de, âbid ve zâhid Tenuh idi. [17]

Ninevâ halkı, Yûnus Aleyhisselâmı, yalanladılar, küfürlerinde direndiler. [18] Yûnus Aleyhisselâm:

"Ey Rabb´im! Sen, beni, Kitabını inkâr ve Peygamberlerini tekzib eden bir kav­me ne diye gönderdin " dedi.

Yüce Allah:

"Ey Yûnus! Sen, benim, tevbe edeceklerin tevbelerini kabul edeceğimi, kıs­kanır gibisin!

Yoksa, sen, benim kalbleri doğrultup tevbeleri kabul edeceğimi ve kalbleri sap­tırıp mühürleyeceğimi bilmiyormusun !" buyurdu. [19]

Yûnus Aleyhisselâm; halkın, kâfirce tutum ve davranışlarına daha fazla daya­namayarak, dağa çıkar, gider, orada, kendisini, ibâdete verirdi. [20]

Yûnus Aleyhisselâm, kavminin imana gelmesinden ümidini kesince, onlar aley­hinde dua etti. [21]

Kendisine:

"Kavmin[22], kullarım[23] aleyhinde dua etmekte evme!

Onların yanına dön de, kendilerini, kırk[24] gece[25], kırk gün[26], imâna davet

et|[27]

Eğer, davetini, kabul ederlerse, ne âlâ! Aksi takdirde, üzerlerine azab gönde­receğim!" buyuruldu.

Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm, geri dönüp[28] onları, otuz yedi[29] gece[30], otuz yedi gün daha[31], Allah´a iman ve ibadete davet etti ise de, kabul et-mediler. [32]

Yûnus Aleyhisselâm, ayağa kalkıp onlara[33]:

"Eğer, iman etmezseniz[34], üç güne kadar, muhakkak, size, azab[35] gelecek-tir. [36]" diyerek ihtar ve inzarda bulundu. [37]

"Bunun alâmeti de, renklerinizin değişmesidir!" dedi.

Sabaha çıktıkları zaman, benizlerinin rengi değişmişti. [38]

Birbirlerine[39]:

"Yûnüs´ün haber verdiği şey, başınıza gelip çattı. [40]

Zâten, biz, onda, hiç bir yalana rastlamadık ki!

Bakınız: eğer, o, geceyi, aranızda geçirirse, azabdan, selâmet ve emniyettesi­niz demektir.

(Eğer, içinizden çıkar, gider de) aranızda gecelemezse, iyi biliniz ki: azab, sizi, erkenden yakalayacaktır!" dediler. [41]

Kırkıncı gece gelip te[42], halkın, benizlerinin değişmiş olduğunu görünce[43], Yûnus Aleyhisselâm, onlara, azabın gelip çattığına kanâat getirerek içlerinden çıkıp gitti.

Ninevâ halkı, sabaha çıktıkları zaman, başlarının üzerinde simsiyah dumanlar çıkaran azab bulutunun kendilerini bürüdüğünü ve bütün şehri kaplayıp evlerin üzerlerini kararttığını gördüler.

Helak ve azabla karşılaştıklarını anladılar. [44]

Peygamberleri Yûnus Aleyhisselâmı, aradılarsa da, bulamadılar. [45]

Yüce Allah, onların kalblerinde, tevbe etme ve Allah´a yönelme arzusu uyandırdı. [46]

Cebrail Aleyhisselâm, Yûnus Aleyhisselamın yanına varıp:

"Ninevâ halkına, git! [47]

Tevbe etmezlerse, [48] kendilerine, azabın hazırlanmış olduğunu ihtar et!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Binecek bir hayvan bulayım da, gideyim!" dedi.

Cebrail Aleyhisselâm:

"Senin gitme işin, o hayvan bulma işinden daha aceledir!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Bari, ayağıma giyecek bir ayakkabı bulayım da, gideyim!" dedi.

Cebrail Aleyhisseiâm:

"Senin gitme işin, ayağına ayakkabı bulma işinden daha aceledir!" dedi.

Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm, kızdı, başka tarafa çekip gitti. [49]

Helak olacaklarını anlayan Ninevâ halkı[50], ilim adamlarının yaşlılarından sağ kalan[51] bir zat´ın yanına vardılar. Ona:

"Biz, şu gördüğün azaba uğramış bulunuyoruz. [52]

Bundan, kurtulmak için, ne yapalım " diye sordtular.

O zat:

"Allah´a iman ve günahlarınızdan dolayı da, tevbe ediniz! [53] ve:

"Ey dâima Diri olan!

Ey kendi Zâtı ile kaim olan! ve bütün varlıkları, ayakta tutan! [54]

Ey hiç bir canlı bulunmadığı zaman, Diri olan!

Ey ölüleri dirilten Diri!

Ey Senden başka İlâh bulunmayan Diri!" diyerek münâcatta bulununuz!" dedi. [55]

Bunun üzerine, kaba elbiseler, giydiler, [56] kadın erkek, çoluk çocuk, bütün şe­hir halkı, hayvanları ile birlikte[57], geniş ve yüksekçe bir yere çıktılar. [58]

İnsanlardan, hayvanlardan, her ana ile yavrusunun arasını ayırdılar. [59]

Başlarına, toz toprak saçtılar. [60]

Niyetlerini, hâlis kıldılar.

İmanlarını, açıkladılar.

Günahlarından dolayı Allah´a tevbe ettiler.

Seslerini, yükselterek Allah´a yalvarmağa başladılar:

"Yûnüs´ün getirdiklerine, iman ettik!" dediler. [61]

İnsanların ve hayvanların sesleri, iniltileri, birbirine karıştı. [62]

Erkek, kadın, oğlan, kız, hepsi ağlaştılar. [63]

Kırk gece Allah´a yalvardılar. [64]

Aralarındaki her türlü haksızlıklara son verdiler.

O derecede ki, onlardan, her hangi biri, başkasına âid bir tası, binasının teme­line koymuşsa, onu, bile, yerinden söküp sahibine iade etti. [65]

Nihayet, Yüce Allah, onlara acıyıp dualarını ve tevbelerini kabul etti. [66] Üzer­lerine çöken azabı kaldırdı. [67]

Yûnus Aleyhisselâm, kavminin içinden çıkıp gittikten sonra, onların azaba uğ­ramaları, helak olmaları haberini bekleyordu. [68]

Karşılaştığı bir adama:

"Kariyeliler, ne yapıyor " diye sordu. [69]

Adam:

"Peygamberleri, içlerinden çıkıp gittikten sonra, onun, başlarına gelecek azab hakkındaki sözünün doğruluğuna kanâat getirerek kariyelerinden yüksek bir ye­re çıktılar.

Her anayı, çocuğundan, ayırdılar. Yüksek sesle Allah´a yalvarıp yakardılar, gü­nahlarından tevbe ettiler. [70]

Tevbeleri kabul olunup azabları geri bırakıldı." dedi. [71]

Yûnus Aleyhisselâm:

"Vallahi, ben, hiç bir zaman, onların yanına, bir yalancı[72]

durumuna düşmüş olarak dönmem! [73]

"Ben, kavmime va´d ettiğim şeye muhalefet etmiş bir durumda iken[74], on­lar, beni, bir yalancı olarak bulmuşlarken[75], onların yanına nasıl dönerim [76]

Ben, onlara filan gün, azaba uğrayacaklarını haber vermiştim! " diyerek kız­gın bir halde yüzünün doğrusuna çekip gitti. [77]

Bir gemiye bindi. [78]

Kendisinden, ücret almadılar.

Yûnus Aleyhisselâm, gemiye binince, gemi, sağa sola yalpa yapıyor[79]

Fakat, ne ileriye, ne de geriye gidebiliyordu. [80]

Gemi halkı, şiddetli bir fırtınaya tutulmuşlardı.

"Bu, sizden birinizin günahı yüzündendir! [81]

Her halde, gemide, Efendisinden kaçmış bir köle var!

Gemide, kaçak köle olunca, gemi, yürümez!" dediler. [82]

Yûnus Aleyhisselâm, anlamıştı ki, günah sahibi, kendisidir! [83]

"Geminize, ne oluyor da, yürümüyor " diye sordu.

"Bilmiyoruz!" dediler.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Fakat, ben, biliyorum ki: onun içinde, Rabb´inden kaçan bir kul vardır!

Vallahi, siz, onu, denize atmadıkça, gemi, hareket edemez! [84]

Bu, benim kusurum yüzündendir.

Siz, beni, denize atınız!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâmı, denize atmaktan kaçındılar, [85] ve:

"Vallahi, ey Allah´ın Peygamberi! Biz, Seni, denize atmayız!" dediler.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Öyle ise, kur´a, çekiniz! Kur´ada ismi çıkanı, denize atınız!" dedi. [86]

Bunun üzerine, aralarında kur´a çektiler.

Kur´a, Yûnus Aleyhiselâma çıktı. Yûnus Aleyhisselâm:

"Ben, size, bu işin, muhakkak, benim kusurumdan ileri geldiğini, haber ver­miştim!" dedi.

Fakat, onu, yine, denize atmaktan kaçındılar. İkinci kez kur´a çektiler. Kur´a, yine, Yûnus Aleyhisselâma çıktı. Yûnus Aleyhisselâm:

"Ben, size, bu işin, muhakkak, benim günahımdan ileri geldiğini, haber ver­miştim!" dedi.

Fakat, yine, onu, denize atmaktan kaçınarak üçüncü kez kur´aya başvurdular. Kur´a, yine, Yûnus Aleyhisselâma çıktı.

Yûnus Aleyhisselâm, bunu, görünce, geceleyin, hemen kendisini, denize attı. [87]

Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâmı, balığın karnında hapsetmek istediği za-man[88], balığa:

Onu, tutup yutmasını,

Fakat, onun etini, yaralamamasını,

Kemiklerini, kırmamasını, ilham etmişti. [89]

Balık, geminin yanına gelip kuyruğunu, sallamaya başladı. [90]

Ona:

"Ey balık! Biz, sana, Yûnüsü, bir rızık yapmadık!

Seni, (senin karnını) ancak, ona, bir koruma ve secde yeri, kıldık!" diye ses­lenildi. [91]

Balık; Yûnus Aleyhisselâmı, yutup denizin dibindeki meskenine kadar indirdi.

Denizin dibine ulaştığı zaman, Yûnus Aleyhisselâm, bir ses duydu.

Kendi kendine:

"Nedir bu ses acaba !" dedi.

Yüce Allah, ona:

"Bu, deniz hayvanlarının teşbihlerinin sesidir!" diye vahyetti[92]

Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm da, balığın karnında; karanlıklar içinde:

".....Senden başka hiç bir İlâh yoktur!

Seni, tenzih ederim.

Gerçekten, ben, haksızlık edenlerden oldum!" diyerek teşbih ve niyaza koyul­du.[93]

Melekler; Yûnus Aleyhisselâmın teşbihini işittikleri zaman:

"Ey Rabbimiz! Biz, uzak bir yerden, zayıf bir ses işitiyoruz! " dediler.

Yüce Allah:

"Siz, bu sesin sahibini tanımadınız mı " diye sordu.

Melekler:

"Yâ Rab! Kim o " dediler.

Yüce Allah:

"Bu, kabul olunan amel ve duaları yükseltilegelen[94] kulum Yûnüs´ün sesidir.

Bana, âsi oldu da, kendisini, denizin içinde, balığın karnında hapsettim!" buyurdu.

Melekler:

"Her gün, her gece, kendisinin, sâlih amelleri sana yükseltilmekte olan sâlih kul ha! " dediler. [95]

Yüce Allah:

"Evet!" buyurdu.

Bunun üzerine, Melekler, onun için, şefâatta bulundular. [96]

Yûnus Aleyhisselâm, balığın karnında kendisinin öldüğünü zannetmişti.

Ayaklarını, kımıldattı.

Ayakları, kımıldayınca, ölmediğini, anladı ve hemen (imâ ile) secde etti ve:

"Yâ Rab! Hic kimsenin secde etmediği yeri, ben, Senin için, Mescid edindim!" dedi. [97]

Rivayetlere göre: Yûnus Aleyhisselâm, balığın karnında üç gün veya yedi gün[98], ya da, kırk gün kalmıştır. [99]

Balık; Yûnus Aleyhisselâmı,

Übülle´ye,

Übülle´den sonra, Dicle´ye,

Dicleden sonra da, Ninevâ´ya kadar karnında götürüp[100] kendisini, hasta bir halde, deniz sahiline bıraktı.

Yûnus Aleyhisselâmın vücudunun etleri ve kemikleri gevşemişti.

Kendisi, yeni doğmuş bir çocuk gibi hareketsizdi.

Bununla beraber, vücûdunda hiç bir eksiklik yoktu.[101]

Yüce Allah; açık bir yerde yatan Yûnus Aleyhisselâmın üzerini, bacağı olma­yan cinsden bir nebat, kabak bitirip onun geniş yaprakları ile gölgeledi ve kendi­sine güç kuvvet gelinceye kadar da, ondan süt damlattı.

Yûnus Aleyhisselâm, bir gün, kabak bitkisinin yanına döndüğü zaman, onu, kurumuş bulunca, üzülmüş ve ağlamıştı:

"Sen, bir bitki hakkında üzüldün ve ağladın da. Yüz bin ve daha ziyâde olan Ninevâ halkının toptan helaklerini istemiştin ve hiç üzülmemiştin!" denilerek kınandı[102]

Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâm için, Yabanî bir dağ keçisi de, hazırlamıştı.

Keçi, ot ve yaprak yeyip sabah akşam gelir, bacaklarını, Yûnus Aleyhisselâ­mın üzerine ayırarak memesinden ona, süt içirirdi.

Yûnus Aleyhisselâm, iyileşinceye kadar keçi, böyle yapmağa devam etti. [103] Yûnus Aleyhisselâm, gâh kabaktan damlayan sütle, gâh yaban keçisinin sütü ile beslendi. [104] Yüce Allah; bundan sonra, Yûnus Aleyhisselâma,

Kavminin yanına gidip tevbelerini, Allah´ın kabul ettiğini, kendilerine haber ver­mesini emretti. [105]

Yûnus Aleyhisselâm, oradan ayrılıp kavmiyle buluşmağa gitti. [106]

Davar güden bir çobana rastladı. Ona:

"Ey delikanlı! Sen, neredensin " diye sordu.

Çoban:

"Ben, Yûnus kavminden´im!" dedi.´[107]

Yûnus Aleyhisselâm, ondan, Yûnus kavmini ve onların halleri nasıl olduğunu sordu.

Çoban, onların, iyi bir halde olduklarını ve Peygamberlerinin, kendilerinin ya­nına dönmesini umduklarını, haber verdi. [108]

Yûnus Aleyhisselâm, çobana[109]:

"Onların yanına döndüğün zaman[110]:

"Ben, Yûnüs´la buluştum! diye haber ver!" dedi. [111]

Çoban:

"Sen, Yûnus isen, Sen de, bilirsin ki, benim için, delil ve şâhid olmadıkça, ben, öldürülürüm!

Bana, kim şâhidlik edecek ! [112]

Şâhid olmadıkça, ben, bunu, yapamam!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm, çobana, davarları içinden, dişi bir keçinin ismini anarak:

"İşte, bu, senin, Yûnüs´la buluşmuş olduğuna şâhidlik eder!" dedi.

Çoban:

"Ne dedin " dedi.

Yûnus Aleyhiselâm:

"Şu içinde bulunduğun yer, sen, Yûnüs´la buluştun diye, sana, şâhidlik eder!´ ´dedi.

Çoban:

"Ne dedin " dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Şu ağaç ta, sen, Yûnüs´la buluştun! diye, sana şâhidlik eder!" dedi. [113]

Çoban:

"Öyle ise, bana, şâhidlik yapmaları için, onlara, emir ver!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Şu delikanlı, size geldiği zaman, ona, şâhidlik yapınız!" dedi.

Hepsi birden:

"Olur!" dediler. [114]

Bunun üzerine, çoban, kavminin yanına dönüp Yûnus Aleyhisselâmla buluş­tuğunu, haber verince, onlar, çobanı, yalanladılar ve kendisine, kötülük yapma­ğa kalkıştılar[115]

Çoban:

"Ben, sabaha çıkıncaya kadar, bana, bir şey yapmakta acele etmeyiniz!" dedi. [116]

Sonra, kralın yanına vardı:

"Ben, Yûnüs´la buluştum.

Kendisi, size selam söylüyor!" dedi.

Kral, çobana:

"Sen, yalan söylüyorsun!" dedi ve onun, öldürülmesini, emretti.

Çoban:

"Benim için, beyyine, şâhid var!

Benimle birisini, gönder de, şahidim, bana, şehâdet etsin!" dedi. [117]

Çoban, ertesi günü, sabahleyin, onları, Yûnus Aleyhisselâmla buluşmuş oldu­ğu yere kadar götürüp yer´i, söyletti.

Yer, onlara, çobanın, Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, haber verdi.

Çoban, keçiye sordu.

O da, Çoban´ın, Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, onlara haber verdi.

Ağacı da söylettiler.

O da, çobanın Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, onlara haber verdi. [118]

Gidenler, korkmuş bir halde, geri döndüler ve kral´a:

"Bunun, Yûnüs´la buluştuğuna, yer de, keçi de, ağaç ta, şâhidlik etti!" dediler.

Bunun üzerine, kral;

"Sen, bu makama, benden, daha lâyıksın!" diyerek elinden tutup çobanı, ya­nına oturttu.

Yûnus Aleyhisselâmın kavmi de, Yûnus Aleyhisselâmı, aramağa gittiler. [119] Yûnus Aleyhisselâm, buluşma yerinde gizlenmişti. Onu, orada[120], buldular ve çok sevindiler[121] Ellerini, ayaklarını, öptüler, alıp şehire götürdüler. [122]´ Ona, iman ettiler. [123]



Kurân-I Kerimin Yûnus Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması:



"(Ey Resulüm!) O Balık sahibini de, (hatırla!)

Hani, o öfkelenmiş olarak gitmişti de, bizim, kendisini, hiç bir zaman sıkıştır­mayacağımızı, sanmıştı.

Derken, o, karanlıklar içinde (kalıp):

"Senden başka hiç bir İlâh yoktur!

Seni, tenzih ederim.

Gerçekten, ben, haksızlık edenlerden oldum!" diyerek (Allah´a) niyaz etmişti.

Bunun üzerine, biz de, onu(n duasını) kabul ettik.

Kendisini, gamdan, selâmete erdirdik.

İşte, biz, iman edenleri, böyle kurtarırız.* [124]

Hani, o, dolu bir gemiye kaçmıştı.

Derken, kur´a çekmiş(ler)di de, mağlublardan olmuştu.

Kınanmış bir halde iken, kendisini, hemen, Balık, yutmuştu.

Eğer, çok teşbih edenlerden olmasaydı, her halde, (insanların) tekrar dirilecek­leri güne kadar, onun karnında kalıp gitmişti!

İşte, biz, onu, hasta olarak, açık bir yere (çıkarıp) bıraktık.

Üzerine, bacağı olmayan cinsten (gölgelik) bir nebat bitirdik.

Onu, yüz bine, Peygamber gönderdik. Hattâ, daha anıyorlardı da.

Nihayet, ona, iman ettiler de, kendilerini, bir zamana kadar geçindirdik. [125]

(Ey Resulüm!) Sen, (şimdilik) Rabbinin hükmünü (bekleyerek) sabret!

O Balık sahibi gibi olma!

Hatırla ki: o, gamla dolu olarak (Rabbine) dua etmişti.

Eğer, Rabb´inden, ona, bir nimet erişmiş olmasaydı, mutlaka, (çıkarıldığı) o çırıl­çıplak yere kınanmış bir halde, atılacaktı!

(Bunun ardından) Rabb´i, onu, seçti de, kendisini, Sâlihlerden yaptı. [126]



Yûnus Aleyhisselamın Kralla Birlikte Ömürlerini Yurt Dışında İbadetle Geçirmeleri:


Yûnus Aleyhisselâm; ailesi ve çocuklarının yanında kırk gece kaldıktan sonra, kralla birlikte, seyahate çıktı. [127]

Yurd dışında, ömürlerinin sonuna kadar, Yüce Allah´a ibâdetle meşgul oldular. [128]



Yûnus Aleyhisselâmın Hacca Gidiş Görüntüsü:


Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Mekke ile Medine arasında giderken, bir tepeye gelip kavuştukları zaman;

"Bu, hangi tepedir " diye sormuştu. "Herşa veya Left tepesidir!" dediler.

"Yuları, hurma lifinden olan kızıl bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir Aba bu­lunduğu halde, Yûnüs´ün, buradan:

Lebbeyk! Allâhümme lebbeyk! diye Telbiye ederek geçtiğini, görür gibiyim!" buyurdu. [129]

Herşa: Mekke´ye giderken, Şam yolu ile Medine yolunun kavşağında bir tepedir. [130]

Yûnus Aleyhisselâmın Telbiyesi:

Lebbeyk = Buyur emrine amadeyim! Sıkıntıları açan, gideren Lebbeyk = Buyur emrine amadeyim!" tarzında idi.[131]

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![132]







--------------------------------------------------------------------------------

[1] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.55, İbn.Habib-Kitabulmuhabber s.388, Ebülferec ibn.Cevzi-Tabsıra c.1,s.327.

[2] Sâlebî-Arais s.406, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[3] Enbiyâ: 87.

[4] Taberî-Tarih c.2,s.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[5] ibn.Kuteybe-Maarif s.24, Taberî-Tarih c.2,s.4Z, Salebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/147.

[6] Nisa: 163.

[7] En´am: 86.

[8] Sâffât: 139.

[9] İbn.Kuteybe-Maarif s.24 .

[10] Sâlebî-Arais s.408.

[11] Taberi-Tarih c.2,s.42, Esîr-Kâmil c.1,s.360.

[12] Sâlebî-Arais s.407.

[13] Taberî-Tarih C.2.S.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[14] Taberî-Tarih c.2,s.42.

[15] Taberî-Tarih c.2,s.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[16] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[17] Sâlebî-Arais s.408.

[18] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[19] Deylemî-Firdevs c.1,s.224.

[20] Sâlebî-Arais s.407.

[21] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[22] Şâlebî-Arais s.408.

[23] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[24] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[25] Sâlebî-Arais s.408.

[26] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[27] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[28] Sâlebî-Arais s.408.

[29] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[30] Sâlebî-Arais s.408.

[31] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[32] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[33] Sâlebî-Arais s.408.

[34] Sâlebî-Arais s.408.

[35] Şâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[36] ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.360.

[37] Sâlebî-Arais s.408.

[38] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[39] Sâlebî-Arais s.408.

[40] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.360.

[41] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[42] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[43] Sâlebî-Arais s.408.

[44] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c. 1,8.327, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[45] Sâlebî s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[46] Taberî-Tefsir c.11,s.171, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[47] Taberî-tarih c.2,.43, Sâlebî-Arais s.407.

[48] Sâlebî-Arais s.407.

[49] Taberî-Tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.407, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[50] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.527.

[51] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408.

[52] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36l.

[53] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[54] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[55] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[56] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[57] Sâlebî-Arais s.408.

[58] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[59] Taberî-Tarih c.2,s.43-44, Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[60] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327.

[61] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra C.1.S.327.

[62] Sâlebi-Arais s.408.

[63] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[64] Taberî-Tefsir c.11,s.171.

[65] Sâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[66] Sâlebî-Arais s.408, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[67] Taberî-Tefsir c. 11,s. 171, Sâlebî-Arais s.408, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.232.

[68] Sâlebî-Arais s.408-409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[69] Taberî-Tarih C.2.S.44, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[70] Taberî-Tarih c.2,s.44.

[71] Taberî-tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[72] Ninevâ halkı arasında, yalan söyleyen ve kendisi için bir delil de, bulunmayan kimse, öldürülürdü. (ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408,409).

[73] Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.361.

[74] Sâlebî-Arais s.408.

[75] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327.

[76] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327.

[77] Taberî-Tarih C.2.S.44.

[78] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.408.

[79] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.409.

[80] Taberî-Tarih c.2,s.43.

[81] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[82] Sâlebî-Arais s.409.

[83] Taberî-Tarih c.2,s.44.

[84] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.32.

[85] Taberî-Tarih c.2,s.44.

[86] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Ebülferec-Tabsıra C.1.S.327.

[87] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[88] Taberî-Tarih c.2,s.45, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234

[89] Taberî-Tarih c.2,s.45, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.361-362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.234.

[90] Taberî-Tarih c.2s.43.

[91] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[92] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361-62, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234.

[93] Enbiyâ: 87.

[94] Taberî-Tarih C.2.S.45, Sâlebî-Arais s.409-410, ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.234, A.Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.12,s.477.

[95] A.Aliyyülmüttaki-Kenzül´ummal c.12,s.477.

[96] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409-410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s,362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234.

[97] Hâkim-Müstedrek c.2,s.585, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 233.

[98] Sâlebî-Arais s.410, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra C.1.S.328, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[99] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11 ,s.543Taberî-Tefsirc.17,s.79, Hâkim-Müstedrek c.2,s.584, Sâlebî-Arais s.410, Ebül­ferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.328, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.233.

[100] Taberî-Tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.409, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[101] Taberî-Tarih c.2,s.45.

[102] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s,542, Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[103] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.410, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye d,s.235.

[104] Sâlebî-arais s.410.

[105] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[106] Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[107] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410.

[108] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[109] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[110] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410.

[111] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.44-45, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[112] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410.

[113] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.45.

[114] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542-543, Sâlebî-Arais s.410.

[115] Taberî-Tarih c.2,s.45

[116] Taberî-Tarih c.2,s.45, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363

[117] Sâlebî-Arais s.410.

[118] Taberî-Tarih c.2,s.45.

[119] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.543, Sâlebî-Arais s.410.

[120] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[121] Sâlebî-Arais s.410, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[122] İbn.Esîr-Kâmil c.1,ss.363.

[123] Taberî-Tarih C.2.S.45, Sâlebî-Arais s.410.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/147-157.

* Bir Hadîs-i şerifde: Yûnus Aleyhisselâmın bu duasile düa eden Müslümanın duasının, muhakkak, kabul oluna­cağı bildirilmiştir. (Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.17O, Tirmizî-Sünen c.5,s.529, Hâkim-Müstedrek c.2,s.583, Münzirî-Etergîb vetterhıb c.2,s.488)

[124] Enbiyâ: 87-88.

[125] Sâffât: 140-148.

[126] Kalem: 48-50.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/158.

[127] Sâlebî-Arais s.411, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[128] Sâlebî-Arais s.411.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/158-159.

[129] İbn.Mâce-Sünen c.2,s.965, Hâkim-Müstedek c.2,s.584.

[130] Yâkut-Mucemülbüldan c.5,s.398.

[131] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.73.

[132] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/159.





Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi