-----------------------


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Muaviye Dönemi Halifelerinden Ömer Bin Abdülaziz Kimdir ?
#1
Oku-1 
Muaviye Dönemi Halifelerinden Ömer Bin Abdülaziz Kimdir ?


Ömer bin Abdülaziz (Arapça: عمر بن عبدالعزیز). Emevî halifelerinin sekizincisi ve Mervân’ın torunudur. 60 (m. 679)'da ya’nî Muâviye’nin vefâtı yılında Medine'de (diğer kaynaklara göre de Mısır'da) doğdu. Emevî Devleti'nde kendisinden önce Ömer isimli bir sultan olmamasına rağmen Ömer bin Hattab'ın ardından halife olan ilk Ömer isimli kişi olduğundan dolayı II. Ömer şeklinde anılmaktadır.

Sünni Müslümanlar arasında gelen halk hatıralarına göre Ömer bin Abdülaziz in İkinci Halife Ömer bin Hattabın torunudur. Buna göre Ömer bin Hattab halkın ne düşündüğünü öğrenmek için tebdilli olarak gezmekte iken, süt satan bir genç kızın annesinin süte su karıştırması emrini dinlemediğini ve ona bundan dolayı serzenişlere geçtiğini gorür. Ertesi gün kızın bu fikirde israr edip etmediğini kontrol etmek için bir memurunu göndererek sütçü kızdan süt satın aldırır ve sütün içine yine su karıştırmadığını görür. Ömer bin Hattab kızı ve annesini halifelik evine çağırır ve aralarındaki anlaşmazlığı duyduğunu söyler. Sütçü kızı ödüllendirmek için ona kendi oğlu Asım ile evlenmeyi kabul etmesini istediğini bildirir. Kız bunu kabul eder ve bu evlilikten çiftin Leyla adını verdikleri bir kızları olur. İşte Ömer bin Hattab'in torunu Leyla Ömer bin Abdülazizin annesidir.

717de (Hicri 99de) halife olan amcası oğlu Süleymân bin Abdülmelik vefât edince, halife oldu. Bu o zamana kadar babadan oğula geçen Emevi halifelik geleneklerine aykırı olduğu için, halifelik görevine seçimle geldiği çok olasıdır.


Halife olmadan önce

Babası Mısır valisi olunca, Mısır’a gittiler ve oğlunu Medine’ye tahsile gönderdi. Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ca’fer Tayyar ve Saîd bin Müseyyib ve başka âlimlerden ders aldı. Babası ölünce amcası olan halife Abdülmelik onu Şam’a getirdi. Kızı Fâtıma’yı ona verdi. Kayınbabası bundan çok geçmeden sonra öldü ve yerine Ömer'in kuzeni I. Velid halife oldu.

I. Velid 706 yılında Ömer'i Medine'ye vali olarak atadı. Ömer bu görevde çok yetenekli ve çok âdil bir idareci olduğunu hemen gösterdi. Diğer Emevi valilerinin uygulamadıkları bir şekille Ömer Medine'de bir müşavirler şurası kurup bu şura üyelerini düşüncelerine önem verdiği söylenir. Valisi olduğu eyaletten başkent Şam'a giden şikayetlerin de arkası kesildiği bilinir. Medine'deki adil idareden haberdar olanlar, özellikle Irak'ın valisi olan Haccac bin Yusuf'un şiddetli ve gayriadil idaresinden hoşnutsuz olanlar, Medine'ye göçe başladılar. Bu durum Irak valisinin hoşuna gitmedi ve halife olan I. Velid'e Ömer'i Medine'den alması için baskı yapmaya başladı. I. Velid bu baskılara karşı koyamadı ve Ömer'i 712 yılında Medine valiliğinden geri aldı. Ama bu sırada Ömer'in ünü bütün Müslüman Emevi ülkesine yayılmıştı.

Ömer Velidin geri kalan halifeliği sırasında ve onu takip eden Süleymanın halifeliği sırasında hep Medine'de yaşadı. Süleyman bin Abdülmelik kendinin yerine geçecek bir halife namizeti ararken, kendi öz kardeşleri yerine, kendisine çok hürmet ettiği Ömer bin Abdülaziz'i seçti. Ömer onu bu kararında caydırmak istediyse de başarılı olamadı ve 717de Süleyman öldüğü zaman istemediği bir şekilde, Ömer Emevi Halifesi oldu.
Halifelik dönemi

717de Süleyman Mesleme bin Abdülmelik komutasında bir Emevi ordusunu ve donanmasını Konstantinopolisi (İstanbulu) fethetmek için göndermişti. Bu Konstantinopolis'in ikinci Arap Kuşatması da Araplar için başarılı olmamış ve çok uzun sürmesi dolayısıyla ordunun beraberlerinde taşıdıkları ve İstanbul şehri etrafında bulunan kırsal sektörden bulup topladıkları iaşe ve hayvan yemi yetişmemiştir. Bu nedenle Arap ordusu hem açlıktan hem de yem bulamadıkları için atlarını kesip yemek zorunda kalmışlardı. O yıl halife olan Ömer, Mesleme'ye Konstantinopolis kuşatmasıni kaldırıp bütün askerlerini Suriye'ye geri getirmesi emrini verdi ve bu orduya geri dönmek için acele iaşe gönderdi. Mesleme Şam'a döndüğünde halife karşısına bütün ordusuyla çıkmak isteyince Ömer bunu reddetti ve onu görmedi. İkinci defa Mesleme sadece 2000 kişi eşliğiyle geldi ve bu sefer de Ömer'in huzuruna çıkartılmadı. Üçüncü defa Mesleme tek başına olarak geldiğinde Ömer'in huzuruna kabul edildi.

O yıl Haccac'ın ölümü valisi olduğu eyalette yaşayan ve onun zulmünü çekmiş olanlar çok büyük sayıda kişi için sanki bağımsızlık kazanıyorlarmış gibi sanki kafesin kapısını açıp serbest bırakılmışlar hissini oluşturdu.

Yezid bin Muhalleb Süleyman bin Abdülmelik tarafından Horasan'a vali tayin edilmişti. Onun valiliği sırasında yeresinden birçok şikayet Şam'a aktarılmışdı ama Süleyman bunlarla uğraşamadan öldü. Ömer halifeliği alıralmaz Yezid bin Muhalleb 'e bir mektup yazarak ondan sadakat yemini yapmasını istedi. Bunun için yerine maiyetinden uygun birini Horasan'a vali yardımcısı olarak bırakarak Şam'a gelmesini emretti. Yezid Horasan'ı kendi oğlu Mukhallad'ın idaresine bırakarak yola çıktı ve Dicle üzerinde Vasıt'tan Basra'ya gemiyle geldi. Şam'a varınca tutuklandı. Tutuklu olarak Ömer'in huzuruna getirildi. Yezid Gürgan'da askeri seferler yapmakta iken İslam hukukuna uymayan şekilde ganimet toplamakla suçlanmaktaydı. Ömer 718de Cerrah el Hakemi'yi Horasan valisi tayin etti. Makkalad babasının tutuklu olduğu haberini alınca hızla Şama gelip Ömer'in huzuruna çıktı ama bu görüşmeden birkaç gün sonra Mukhallad hastalandı ve öldü. Yezid bin Muhallab hapis tutulmaya devam edildi; ancak 720de Ömerin vefatından sonra hapis edildiği zindandan kaçmayı başardı.

Ömer bu işi görevlerini kötüye kullanan eyalet valilerine bir misal teşkil etmesi için uygulamıştı. Haklarında Şam'a şikayetler gelen birkaç diğer valiyi de görevlerinden aldı. Bunlar arasında gerekenden çok vergi geliri topladığı tespit edilen Horasan'a Ömer'in kendisinin vali tayin ettiği Cerrah El Hakemi'de bulunuyordu.

Tabari tarihine göre Ömer, İbn Hatim komutanlığında bir Arap ordusunu Azerbaycan'ı istilaya başlayan Hazar Türklerini geri püskürtmek için gönderdi.[4] Ölmeden hemen önce Hariciler isyanı tehlikesiyle karşılaştı ve karşılıklı müzakereleri silahlı isyan bastırmaya tercih ederek iki Harici temsilcisi ile şahsen görüşmelere başladı.

719da ileride ilk Abbasi halifesi olarak Emevileri halifelikten uzaklaştıracak olan As-Seffah'ın babası Muhammed bin Ali bin Abdullah bin Abbâs Emeviler aleyhine yörel propaganda kampanyasını uygulamaya başladı.
Ölümü

Halkın her tabakasına karşı yakın tutumu ve özellikle fakirler ve alt tabakadaki halka yararlı reformlar uygulaması Emevi başkentindeki üst tabakayı çok kızdırmakta ve onların düşmanlığını çekmekte idi. Sonunda Ömer'in bir kölesini kandırarak onun yemeğine zehir koydurmayı ve onu ölümcül olarak zehirlemeyi başardılar. Ömer ölüm yatağında bu komployu öğrendi ve zehiri kendine veren köleyi affetti. Ama komployu hazırlıyan diğer kişileri yakalatarak İslam hukukuna göre öldürmeye azmettirme suçundan dolayı ödemeleri gerekli olan yüksek ceza-î tazminatları toplattırdı ve bu meblağları devlet hazinesine verdi. Olasılıkla 10 Şubat 720de (Hicri 101?) daha 40 yaşlarında iken Halep'te öldü.[3] Yerine halife olarak kuzeni II. Yezid geçti.
Yaşayış biçimi

Beyaz, ince ve nâzik yüzlü, zâıf, güzel, sakallı, tatlı ve sevimli idi. Biniciliğe çok meraklıydı.

Emevi halifeleri arasında Velid bina inşa edici ve sanatkar ruhlu bir hükümdar; Süleyman haremine ve kadınlara düşkünlüğü ile ünlü idi; onları takip eden Ömer ise çok dindar ve lüks yaşamadan hiç hoşlanmayan bir halife olarak ün aldı. Sarayını Süleyman'ın ailesine bırakıp, mütevazı bir evde yaşamaya başladı. Giysileri o kadar basit keten ve pamuktandı ve o kadar süsten noksandı ki görenler kendini bir uşak sayabilirlerdi. Karısını haremde ziyarete gelen bir misafir kadının halife karısının yakınında bahçenin duvarını tamir eden yamalı elbiseli ve uşak kılıklı bir erkeğin bulunmasına sinirlenip halife karısını "Sen Allahtan utanmuyor musun? Nasıl olup da bu amele yanında örtünmeden durabiliyorsun?" diye azarlamış olduğunun; ama bu amele gibi çalışan kişinin Halifenin kendisi olduğunu öğrenince çok utandığının hikâyesini tarihler yazmıştır.

Gerçekten dürüstlüğü ve cömertliği hakkında söylenen hikâyeler de zamanımıza kadar gelmiştir. Emevi idarecilerinin el koydukları arazileri fakir çiftçiye dağıtmış ve bu nedenle bu toprakları tapu almadan kullanan üst tabakanın kızgısına hedef olmuştur. Bir rüşvet olarak kabul edilebilir diye nadiren hediye kabul ederdi. Bir halife kızı, diğer halifenin kızkardeşi ve son olarak kocası halife olan, karısının mücevheverden takılarını devlet hazinesine bağışlamasını telkin etmiştir. Şeriat kurallarının daha katıca uygulanması için tedbir aldırmıştır.

Şam'da Büyük Emevi Cami içinde bulunan ve caminin eski katedral olma zamanından kalmış ve çiçekli bahçeleri tasvir eden mücehveratlı mozaikleri kırdırıp kaldırtmak üzere iken, bu mozaikların Bizans imparatorlarını gıpta ettirdiğini duyunca bu kararından vazgeçmiştir.

Muâviye’nin vefâtından sonra, Emevi idaresindeki ülkelerde Cuma hutbelerinde Dördüncü Halife Ali bin Ebu Talib'e la’net okumak âdet olmuştu. Bu gelenek Müslim bin Haccac tarafından toplanan Sahih-i Müslim hadislerinde bulunmakta ve açıklanmakta idi. Şiiler tarafından yazılan tarihlerde bu lanetleme devamlı olarak Sünni adetlerinden şikayet konusu olarak geçmektedir. Ömer halife olunca, bu âdeti kaldırdı.[1] Ömer Cuma hutbesinden bu laneti kaldırdı ve yerine Kuran'dan belirlenen bir ayetin okunması kararı aldı. Hatta Ehli–Beyt imamı İmam Muhammed Bakır'a Fatıma evlatlarına hakları olduğu için Fedek arazisini geri vermiştir. Bu hareketleri Emevi saray mensupları tarafından çok fena olarak karşılandı, ama Ömer bu kararını inatla değiştirmedi.

Şam'da kadın ve erkeklerin birlikte gittikleri içkili yerleri ve hamamları kapattırdı.

İslam dinini kabul ettikten sonra bile daha önce bir zımmi oldukları bahanesiye birçok yeni din değiştirmiş Müslüman'dan cizye vergisi alınmaktaydı. Ömer İslam'ı kabul etmiş olan kimseden cizye vergisi alınmaması hakkında bir yasa çıkarttı.

Ömer Bin Abdülaziz ismini sürekli hatırlamanızı rica ediyoruz. Çünkü öyle bir dönemde halifelik makamına oturmuştur ki, hayranlık uyandıran bir yönetim anlayışına sahiptir.

İslam alemi için muaviye döneminde ki bütün zenginliklerinden vazgeçmiş ve kendini İslam alemine hizmete adamıştır. Çok kısa bir süre de başarılı yönetim biçimi ile fakir bırakmamıştır.

Ömer Bin Abdülaziz’in hikmetli sözleri:

“Ey insanlar, kim bizimle arkadaşlık yaparsa, beş şey için yapsın, bunu yapmazsa, bizden uzaklaşsın:

1- İhtiyaçlarını karşılayamayanlara bize bildirsin.
2- Hayır için bize yardımcı olsun.
3- Bilmediğimiz hayır yollarını bize öğretsin.
4- Bizim yanımızda kimsenin gıybetini yapmasın.
5- Boş şeylerden bize bahsetmesin.”

“Seni en çok hayrete düşüren şey nedir?” diye soran arkadaşına:

“Beni en çok şaşırtan şey, bir kimsenin, Allah’i bilip, O’na isyan etmesi; Şeytani bilip ona itaat etmesi ve dünyayı bilip ona meyletmesidir.”

Hanedandan biri:

“Ya Emire’l Mü’minin, senden önceki Halifeler bize hediyeler verirlerdi. Sen ise bize yasakladın. Halbuki buna alışmış ailem ve de sıkıntım var. İzin ver de, eskisi gibi bize birşeyler verilsin!” Ömer:

“Ölümü sıkça an! Geçimde daraldıysan, seni rahatlatır; bolluk içerisindeysen de seni daraltır.”

İstişareye çok önem veren Ömer b. Abdülaziz, Muhammed b. Ka’b’a:

“Başıma gelenleri görüyorsunuz, bana ne tavsiye edersiniz.”

“Sen ihtiyarları baba, gençleri kardeş ve çocukları evlat kabul et. Babana ihsan, kardeşlerine rahmet, evladına da Şefkat göster!”

Reca ise:

“Kendin için istediğini başkası için de iste, kendin için istemediğin bir şeyi başkasına da isteme!”

Salim ise:

“Bütün dünya nimetlerine karşı öyle bir oruç tut ki, iftarın ölüm olsun.” (***)

Doğum yeri ve tarihi konusunda değişik rivayetlerin bulunduğu Ömer b. Abdülaziz’in Medine’de doğduğu rivayeti kuvvetli görüşlerdendir.

Babası Abdülaziz’in Mısır alisi olması münasebetiyle hayatinin büyük bir bölümü orada geçmiştir. Daha sonra babasının isteği üzerine Medine’ye giden Ömer b. Abdülaziz eğitimini orada tamamlamaya çalıştı. Sahabenin, hadis ravilerinin meclislerine devam eder, ayrıca şiir ve edebiyat meclislerine katılırdı. Hatta onun meclisi, fakihler, alimler ve edipler meclisiydi. Ömer’in annesi de, Ümmü Asim bint. Asim b. Ömer b. Hatta bint’tir. Yumuşak huylu, güzel ahlaklı, zühd ve takva sahibi bir hanımdı.

Halife Abdülmelik, onu Dimesk’e (Sam) çağırmış ve kızı Fatima ile evlendirmiştir. Daha sonra Halife Velid tarafından Hicaz Valiliği’ne tayin edildi.

Keyfî uygulamalarda bulunan diğer valilerin aksine Ömer, şehre gelir gelmez hadis bilen 10 dindar kimseden bir meclis kurdu. Bütün mühim isleri bunlarla görüşüp karara bağladıktan sonra uygulamaya koyulurdu. Bu uygulamasından dolayı, Haccac’in zulmünden kaçan kisiler, Mekke ve Medine’ye sığınmaya başladılar. Bu durum Haccac’in Ömer’e kaşı tavır almasına sebep oldu. Araları açıldı ve görevden aldırdı. Yedi yıl yaptığı bu görevdeki başarısıyla saygın zevat tarafından takdir topladı. Nitekim bu alim Reca b. Hayyan’in desteği sayesinde veliaht tayin edildi.

Halife Süleyman b. Abdülmelik’in ölümünden sonra Halife seçildi. Abdülmelik’in oğulları Yezid ve Hisam tarafından buna itiraz edilmişse de halkın teveccühüyle bu iş tamamlandı. Ömer b. Abdülaziz Halife oldu.

HALIFE OLDUKTAN SONRA YAPTIKLARI ISLER

İtiraf etmek gerekir ki, Muaviye’den itibaren fethedilen bölge sakinleri ikinci sınıf (mevalî) vatandaş muamelesi görüyorlar, Müslüman olmalarına, askeri seferlere katılmalarına rağmen haraç vermeye mecbur tutuluyorlar veya ganimetten çok az pay alıyorlardı. Gayr-i Arap (Arap olmayan) kimseler Islama karşı şüpheyle bakıyorlardı.

Halife Ömer, Müslüman olanların hangi ırktan olursa olsun diğer Müslümanlarla eşit olduklarını açıkladı. Onlardan vergi (haraç) alıinmayacağını ifade etti.

Savastan ziyade barisi esas alan Ömer, bu tutumundan dolayi birçok kabilenin Müslüman olmasini sagladi. Bu, tefessüh eden Emevî hanedaninda idari bir reform niteligi tasimaktadir. Kararlarin alinmasindan ziyade uygulanmasi daha büyük önem arzetmekte; bunun için de derhal idareye gelir getirmeyen halk tarafindan sevilmeyen, halka zulmeden ve keyfî tasarrufta bulunan valileri degistirip yerine yenilerini getirdi. Tayinde en çok dikkate aldigi konu; ehliyet, ilim, takva ve salih ameldi. O, devlete sadikane hizmet verecek idarecilere görev verdi. Böylece hilafet müessesesi taze kanla takviye edilmis ve dört halife devrindeki canliligina kavusmustur.

Bu degisiklikler ve uygulamalar, hilafeti elinde bulunduran Umeyye ogullarini ciddi sekilde rahatsiz ediyordu. Yer yer açiga vursalar da pek fazla bir sey de yapamiyorlardi.

Emevî ileri gelenleriyle Ömer arasinda söyle bir tartisma geçer:

Ömer onlarin “Bize görev ver” tekliflerine, “Isterseniz her birinizi asker yapayim.” cevabini verir.

Emevîler:“Ne diye yapamayacagimiz bir seyi bize teklif ediyorsun?” diye söylenip, “Akraba degil miyiz? Bizim de bir hakkimiz yok mu?” diye diretince Ömer:

“Benim için bu konuda, sizinle en uzak bir Müslüman arasinda hiçbir fark yoktur.” diyerek bu konuda tavrini koydu.

Ömer, minberlerde Hz. Ali (R.A.)’yi lanetlemeyi kaldirdi. Babasi Abdülaziz’in Misir’da takip ettigi yolu takip etmis olmasina sasilmaz. Zira kendisinden rivayet edildigine göre babasi hutbede Hz. Ali (R.A)’nin adinin zikredildigi yere gelince kekeler, dili tutulurdu. Oglu Ömer, niçin öyle yaptigini sordugunda söyle cevap verdi:

“Ogulcagizim! Bilesin ki, Ali b. Ebi Talip hakkinda bizim bildiklerimizi halk bilse, bizden ayrilip onun çocuklarina tâbi olurlar.” Ömer halife olunca hutbede Hz. Ali’ye sebti lanetlemeyi kaldirdi. Onun yerine Nahl 90. ayetin okunmasini sagladi.

Bu uygulamalaridir ki, Ömer b. Abdülaziz’i müceddit, II. Ömer ve Besinci Halife ünvanina kavusturmustur. Herseyi Allah’ta gören bir insanin neler yapabileceginin en güzel örnegini veren Ömer b. Abdülaziz, hadis ilminin tedvininde oynadigi rol de takdire sayandir.

Iki sene bes aydan fazla sürmemis olan Hilafeti esnasinda, içte ve dista fevkalade hayirli isler yapmistir. Fitnecilerin fitnesine maruz kalan Halife, hicrî 101 yilinin Recep ayinda vefat etti.

DEVLET ADAMLIGINA TIPIK ÖRNEK

Emirul Mü’minin Ömer b. Abdülaziz vefat edince, ondan sonra Yezid b. Abdülmelik halife oldu. Hanedandan biri gelerek:

“Ey mü’minlerin Emiri Yezid! Su müraî adam (Ömer b. Abdülaziz) Mü’minlere ihanet etti. Gücünün yettigi kadar cevher ve inciyi evinin iki odasina doldurup kilitledi.” dedi. Bunun üzerine Yezid, Ömer’in hanimi olan kiz kardesine haber göndererek çagirtti ve:

“Bana, Ömer’in kilitli iki odaya cevher ve incilerini doldurup biraktigina dair haber geldi.”dedi. Bunun üzerine Fatima:

“Kardesim, Ömer su bohçanin içindekinden baska ne bir tüy, ne de bir yele birakti.” dedi. Yezid bohçayi açti. Içinde yamali ve kalin bir entari, bir aba ve zayif astarli kalin bir cübbe buldu… Bana bunlari degil, kilitli iki odanin anahtarini verin denmesi üzerine Fatima:

“Mü’minlerin Emirinin ölümüyle bana musibet veren Allah’a yemin ederim ki, o halife olali onun istemedigini bildigim için, o iki odaya hiç girmedim. Sunlar oranin anahtaridir. Gel, aç ve içindekilerini Beytü’l Mal’e naklet.”

Yezid ve sikayetçi Ömer b. Velid gidip eve girdiler; odalardan birini açtilar, baktilar ki deriden bir sandalye, yaninda serilmis dört çömlek ve bir de testi buldular. Bunun üzerine sikayetçi “Estagfirullah” dedi. Sonra ikinci odayi açtilar. Baktilar ki çakillarla serilmis bir mescid ve tavaninda da asilmis bir zincir vardi. O zincirde de boynuna geçecek kadar bir halka vardi… Orada kilitli bir sandik buldular, açtilar. Onda bir sepet vardi, sepette bir cübbe ile bir yün elbise vardi. Yezid ve yanindaki aglayarak söyle dedi:

“Ey kardesim, Allah sana rahmet eylesin. Muhakkak senin hem gizlin ve hem de asikârin temizmis.” Sikayetçi de:

“Estagfirullah, ben bana söylenen seyi söyledim.”

(Prof. I. Süreyya Sirma, Emeviler Dönemi, Hilafetten Saltanata, s. 108, 109)

DÜSMANINI HAYRAN BIRAKAN HALIFE

“Bir insanin, imkansizliklari dolayisiyla, ruhbanca bir yasantiya sahip çikmasi, dünyadan el-etek çekmesi çok kolaydir. Çünkü onun zaten terkedecegi herhangi bir dünya malina sahipligi yoktur. Fakat bu halife gibi, dünyanin en büyük devletinin yöneticisi için ayni seyleri söylemek mümkün degil. Onun elindeki hazinelere ragmen, bunlarin hiçbirine aldirmayip, siradan bir fakirin yasantisina sahip çikmasina hayran olmamak dogrusu elden gelmiyor.”

Bu sözler, Ömer b. Abdülaziz vefat ettikten sonra ona olan hayranligini gizlemeyen Roma Imparatoruna ait.

HALIFE SEÇILINCEKI HALI

Kendi adinin anildigi hilafet fermani okundugunda Ömer:

“Vallahi, ben bu isi asla Allah’tan istememistim.”

Ne var ki salih iradeler, onu böylesine tehlikeli anlar için seçmisti. O da “adam” olacak ve emaneti kabul edecekti. Büyük hukukçu Salim’us-Sûddî’ye:

“Hilafetim, seni sevindirdi mi, üzdü mü?” Sûddî:

“Insanlarin hesabina sevindim; ama senin payina da üzüldüm.” Ömer:

“Nefsimin helakindan korkuyorum.” Sûddî:

“Korkuyorsan çok iyi… Çünkü ben de korkmamandan endiseliydim.” Ömer:

“Bana bir ögüt ver!” Sûddî:

“Sunu unutma: Babamiz Adem, bir tek günah için cennetten çikarildi.”(1)

ILK HUTBE

“Ey Nâs! Kuskusuz Kur’an’dan sonra Kitap, Muhammed (s.a.v.)’den sonra Peygamber yoktur. Bilesiniz ki, ben hakim degil infaz ediciyim. Kanun koyucu degil tâbiyim. Ben sizin hiçbirinizden daha hayirli degilim; üstelik içinizde yükü en agir olan kisiyim. Zalim devlet reisinden kaçan adam zalim degildir. Surasini iyi biliniz ki, Allah’a isyan hususunda kula itaat edilmez.”





Signing of RasitTunca Original
By Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi